

Disenchantment — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
529 kelime
Seviye
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
hamsi
Sahnedegenellikle pizza üzerinde kullanılan küçük ve tuzlu bir balık
I do not like anchovies on my pizza
Pizzamda hamsi sevmiyorum
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
zenginlikler
Sahnedeçok miktarda para veya değerli eşyalar
He spent all his riches
Tüm zenginliklerini harcadı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
şeker
Sahnedeşekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
şekerleme
Sahnedeşekerden yapılan tatlı yiyecek
She bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldı
şekerleme
Sahnedeşeker veya çikolatadan yapılan tatlı yiyecek
I bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldım
şeker
şekerden yapılmış küçük tatlı parça
She gave me a piece of candy
Bana bir parça şeker verdi
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have lots of books
Çok kitabım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
I visit her lots
Onu sık sık ziyaret ederim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
görmek
birini veya bir şeyi görmek
I can't wait to lay eyes on the city
Şehri görmek için sabırsızlanıyorum
bakmak
birine veya bir şeye bakmak
I laid eyes on the new car
Yeni arabaya baktım
ilk kez görmek
birini ilk defa görmek
I knew I loved her the moment I laid eyes on her
Ona ilk gözümün iliştiği an onu sevdiğimi anladım
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
saç
Sahnedeinsanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
saç
kafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
komodin
Sahnedeyatağın yanına konulan küçük masa
The lamp is on the nightstand
Lamba komodinin üzerinde
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
sihirbazlık
Sahnedeillüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
Sahnedesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirli güç
Sahnedeimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
danışmanlık görüşmesi
Sahnedeprofesyonel tavsiye almak için yapılan toplantı
I have a consultation tomorrow
Yarın bir danışmanlık görüşmem var
dal
Sahnedeağacın gövdesinden çıkan kol
The bird sat on a branch
Kuş bir dala kondu
şube
büyük bir kuruluşun parçası olan bölüm
Our bank has a branch in the city center
Bankamızın şehir merkezinde bir şubesi var
şube
büyük bir şirket veya kurumun yerel ofisi
The bank has a new branch in the city center
Bankanın şehir merkezinde yeni bir şubesi var
sevgili
Sahnedesevilen kişi
He wrote a letter to his beloved
Sevgilisine bir mektup yazdı
çok sevilen
çok sevilen veya değer verilen
She is my beloved grandmother
O benim çok sevdiğim büyükannem
alt
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
alt
bir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
mızmızlanma
Sahnedeşikayet etmek için çıkarılan ince ve üzgün ses
Stop whining about the weather
Hava hakkında mızmızlanmayı bırak
iyi hissetmek
mutlu veya pozitif hissetmek
I feel good today
Bugün iyi hissediyorum
iç ısıtan
insanı mutlu eden
It is a feel-good movie
Bu iç ısıtan bir film
iyi hissettiren
mutlu veya olumlu hissetmenizi sağlayan
The music makes me feel good
Bu müzik bana iyi hissettiriyor
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
beni tahrik etmek
cinsel olarak uyarmak veya heyecanlandırmak
Your voice turns me on
Sesin beni tahrik ediyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
ayak izi
Sahnedeayağın bıraktığı iz
I saw a footprint in the sand
Kumda bir ayak izi gördüm
ayak izi
bir kişinin veya kuruluşun çevre üzerindeki etkisi
We should reduce our carbon footprint
Karbon ayak izimizi azaltmalıyız
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
duyurma
Sahnedebir şeyi halka veya ilgililere açıkça bildirme
The company is announcing a new product
Şirket yeni bir ürün duyuruyor
daha genç
Sahnedeyaşı daha az olan
He is younger than me
O benden daha genç
daha küçük
yaşça daha ufak olan
You look younger today
Bugün daha küçük görünüyorsun
daha genç
yaşı daha küçük olan
She is younger than me
O benden daha genç
daha genç
yaşı diğerinden az olan
My sister is younger than me
Kız kardeşim benden daha genç
tuhaf tip
Sahnedesıradışı veya garip davranan kişi
He is a bit of a weirdo
O biraz tuhaf bir tip
tuhaf tip
tuhaf davranan kimse
He is such a weirdo
O çok tuhaf bir tip
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
kader
Sahnedegelecekte olması belirlenmiş olaylar
It was my destiny to meet you
Seninle tanışmak kaderimdi
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hariç
Sahnededahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
doldurma
Sahnedebir şeyi içine başka bir şey koyarak doldurmak
He is filling the bottle with water
Şişeyi suyla dolduruyor
dolgu
diş çürüğünü onarmak için kullanılan madde
I need a filling for my tooth
Dişim için dolguya ihtiyacım var
ıh ıh
hayır demenin gayriresmi yolu
Do you want more? Uh uh
Daha ister misin? Ih ıh
bıkmış
bir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
kullanmak
bir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
kafası güzel
Sahnedeçok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
israf etmek
bir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
üvey anne
Sahnedebabanın eşi olan kadın
My stepmother is very kind
Üvey annem çok naziktir
üvey anne
anneden sonra babanın evlendiği kadın
He lives with his stepmother
Üvey annesiyle yaşıyor
üvey anne
babanızla evli olan fakat biyolojik anneniz olmayan kadın
My stepmother is very kind
Üvey annem çok nazik
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
erken
Sahnedebaşlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
mütevazı
Sahnedekibirli veya gururlu olmayan
He is a humble man
O mütevazı bir adamdır
mütevazılaştırmak
birinin kendisini daha az önemli hissetmesini sağlamak
The loss humbled the champion
Mağlubiyet şampiyonu mütevazılaştırdı
alçakgönüllü yapmak
birinin kendini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onu alçakgönüllü yaptı
emretme
Sahnedebirine bir şey yapmasını söyleme eylemi
He is bidding them to go
Onlara gitmelerini emrediyor
teklif
bir şey için teklif edilen para miktarı
The bidding for the house started high
Ev için teklifler yüksek başladı
emir
birinin bir şey yapması için verdiği talimat
He came at my bidding
Benim emrimle geldi
nedime
Sahnededüğünde geline eşlik eden kadın
She is a bridesmaid in the wedding
Düğünde nedime
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
evlenmek
evlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
güzellik uykusu
görünüşü güzelleştirmek için alınan uyku
You need some beauty sleep to look fresh
Taze görünmek için biraz güzellik uykusuna ihtiyacın var
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
mmm
Sahnedeyemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
sinirlenmek
çok öfkelenmek
He really got bent when they fired him
Kovulunca gerçekten çok sinirlendi
övgü
Sahnedebir şeyi beğendiğinizi veya takdir ettiğinizi gösteren sözler
She received a lot of praise for her work
Çalışması için çok fazla övgü aldı
övmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin iyi olduğunu söylemek
The teacher praised the student
Öğretmen öğrenciyi övdü
övmek
birini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
övmek
birisi veya bir şey hakkında iyi şeyler söylemek
The teacher praised the student
Öğretmen öğrenciyi övdü
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
öven kişi
Sahnedebirinin yaptıklarını beğendiğini ifade eden kimse
He is a great praiser of good work
O iyi işleri takdir eden biridir