

Disenchantment — Season 1 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
572 kelime
Seviye
halat
Sahnedebağlamak için kullanılan kalın ve güçlü ip
He used a rope to tie the box
Kutuyu bağlamak için bir halat kullandı
kandırmak
birini bir şey yapması için aldatmak
They roped me into helping them
Onlara yardım etmem için beni kandırdılar
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
votka
Sahnedetahıl veya patatesten yapılan sert ve şeffaf bir alkollü içki
He drinks vodka with orange juice
O, votkayı portakal suyuyla içer
sürüngen
Sahnedepullu derisi olan soğukkanlı hayvan türü
Snakes are a type of reptile
Yılanlar bir sürüngen türüdür
bağırmak
birine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
rüyalar
Sahnedeuyurken görülen görüntüler
I had strange dreams
Garip rüyalar gördüm
rüyalar
uyku sırasında zihinde oluşan imgeler veya düşünceler
My dreams are vivid
Rüyalarım canlıdır
hayaller
gelecekte ulaşmayı umduğunuz şeyler
He has big dreams for his career
Kariyeri için büyük hayalleri var
hayaller
gerçekleşmesini istediğiniz veya umduğunuz şeyler
She has big dreams for her future
Geleceği için büyük hayalleri var
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
meyve
Sahnedebitkilerin yenen tatlı kısmı
I like eating fresh fruit
Taze meyve yemeyi severim
meyve
yenebilen tatlı bitki kısmı
I eat fresh fruit every day
Her gün taze meyve yerim
ürün
bir eylemden veya ilişkiden elde edilen iyi sonuç
Success is the fruit of his hard work
Başarı onun sıkı çalışmasının ürünüdür
akran baskısı
bir gruba uyum sağlamaları için insanları bir şeyler yapmaya zorlayan sosyal baskı
Teenagers often face peer pressure at school
Gençler okulda genellikle akran baskısıyla karşılaşırlar
kalıntılar
Sahnedeölmüş bir vücuttan geriye kalanlar
They found the human remains
İnsan kalıntılarını buldular
kalmak
bir durumda kalmaya devam etmek
The weather remains cold
Hava soğuk kalmaya devam ediyor
artıklar
kullanıldıktan sonra geriye kalanlar
He ate the remains of the meal
Yemeğin artıklarını yedi
kusur
Sahnedeküçük ve tuhaf bir zayıflık veya alışkanlık
Everyone has their own foibles
Herkesin kendine has bazı kusurları vardır
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
kabuk
Sahnedebir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
top mermisi
ateşli silahtan atılan patlayıcı mermi
The shell exploded near the target
Top mermisi hedefin yakınında patladı
kabuğunu soymak
bir şeyin dıştaki sert kısmını çıkarmak
They shell the peas for dinner
Akşam yemeği için bezelyelerin kabuğunu soyuyorlar
göstermelik
gerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
özlemle
Sahnedebir şeye karşı duyulan güçlü arzuyu gösteren bir biçimde
He looked longingly at the cake
Pastaya özlemle baktı
eğitmek
Sahnedebir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
tren
raylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
yeteneksiz
Sahnededoğal bir yeteneği veya becerisi olmayan
He is a talentless singer
O yeteneksiz bir şarkıcı
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
kolye
Sahnedeboyna takılan takı
She wears a beautiful necklace
Güzel bir kolye takıyor
perde
Sahnedepencereyi kapatan kumaş parçası
Close the curtain please
Lütfen perdeyi kapat
perde
Sahnedetiyatro sahnesinin önünde açılıp kapanan örtü
The curtain fell at the end of the show
Gösterinin sonunda perde kapandı
halı
Sahnedeyere serilen kalın örtü
The rug is soft
Halı yumuşak
yuvarlanmak
bir cismin dönerek ilerlemesi
The ball rolled down the hill
Top tepeden aşağı yuvarlandı
sürdürmek
Sahnedebir şeyi uzun süre devam ettirmek
It is hard to sustain this growth
Bu büyümeyi sürdürmek zordur
maruz kalmak
kötü bir durumu veya yaralanmayı yaşamak
He sustained a serious injury
Ciddi bir yaralanma geçirdi
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
acıtmak
Sahnedebirine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
incinmiş
fiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
medeniyet
Sahnedekendi kültürü ve yaşam tarzı olan insan topluluğu
Ancient Egypt had a great civilization
Antik Mısır büyük bir medeniyete sahipti
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
yatıştırmak
Sahnedebirini sakinleştirmek veya rahatlatmak
The music helped soothe the baby
Müzik bebeği yatıştırmaya yardımcı oldu
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
Sahnedebir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
bilgisiz
Sahnedebir konu hakkında bilgi sahibi olmayan
He is ignorant of the rules
Kurallar hakkında bilgisiz
canlandırmak
bir şeyi daha heyecan verici veya hareketli hale getirmek
Music will liven up the party
Müzik partiyi canlandıracak
canlandırmak
bir yeri veya etkinliği daha ilginç ya da heyecan verici hale getirmek
Music helps to liven up the party
Müzik partiyi canlandırmaya yardımcı olur
fırlatmak
Sahnedebir şeyi havaya atmak veya göndermek
He cast the line into the water
Olta iğnesini suya fırlattı
oyuncu kadrosu
bir film veya oyundaki oyuncuların tamamı
The cast was great
Oyuncu kadrosu harikaydı
alçı
kırık bir kemiği desteklemek için kullanılan sert sargı
He has a cast on his arm
Kolunda alçı var
görünüş
bir şeyin dıştan izlenimi veya sahip olduğu renk tonu
Her face had a sad cast
Yüzünde hüzünlü bir görünüş vardı
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
kaçışta
yakalanmamak için kaçan
The suspect is on the run from the police
Şüpheli polisten kaçıyor
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
boğmak
Sahnedenefes alamayacak şekilde tamamen örtmek
He smothered the fire with a blanket
Yangını bir battaniye ile boğdu
bastırmak
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini engellemek
He tried to smother her ambition
Onun hırsını bastırmaya çalıştı
salatalık
Sahnedesalatalarda sıkça kullanılan gevrek dokulu uzun yeşil bir sebze
I put cucumber in the salad
Salataya salatalık koydum
adaletsiz
Sahnedeadil olmayan veya haksız
This decision is unfair
Bu karar adaletsiz
kleptokrasi
Sahnedehalktan çalan yozlaşmış liderler tarafından yönetilen hükümet
The country suffered under a kleptocracy for decades
Ülke onlarca yıl bir kleptokrasi altında acı çekti
kalite
Sahnedebir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
vasıf
bir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
gitmek
Sahnedebir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
tıraş etmek
Sahnedekılları veya saçları deriden kesmek
I will shave your head
Kafanı tıraş edeceğim
yontmak
küçük bir miktar kesip çıkarmak
He shaved the edge of the board
Tahtanın kenarını yonttu
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kaplamak
bir yerin veya bir kişinin üzerini tamamen sarmak
A wave of relief swept over him
Bir rahatlama dalgası onu kapladı
yılan kökü
Sahnedetıbbi kullanımları olan bir bitki türü
They used snakeroot in traditional medicine
Geleneksel tıpta yılan kökü kullandılar
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
kader
Sahnedegelecekte olması belirlenmiş olaylar
It was my destiny to meet you
Seninle tanışmak kaderimdi
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
serseri
Sahnedeşiddete başvuran veya yasa dışı işler yapan kimse
A hoodlum vandalized the shop window
Bir serseri dükkanın camını kırdı
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
yeniden çizmek
Sahnedebir şeyi değişikliklerle tekrar çizmek
You need to redraw the plan
Planı yeniden çizmen gerekiyor
yeraltı mezarı
Sahnedeölülerin gömüldüğü yeraltı odası
The old church has a crypt
Eski kilisenin bir yeraltı mezarı var
yol kesenler
Sahnedeyollarda yolcuları soyan kişiler
The highwaymen robbed the carriage
Yol kesenler arabayı soydu
keyif koşusu
eğlence amacıyla düzenlenen kısa mesafe koşu etkinliği
I joined a fun run for charity
Hayır kurumu için bir keyif koşusuna katıldım
acele
Sahnedebir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
iğrenç
Sahnedeçok tatsız veya itici
The food had a vile smell
Yemeğin iğrenç bir kokusu vardı
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
et
Sahnedeinsanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
et
insan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
bizzat
birinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
bolca
yeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
akıntıya karşı
Sahnedenehrin akış yönünün tersine doğru
The fish swam upstream
Balıklar akıntıya karşı yüzdü
göz kırpmak
birine hızlıca bir gözünü kapatıp açmak
He winked at me
Bana göz kırptı
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
hastalık
Sahnedebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
şeytanlar
Sahnededoğaüstü kötü varlık
The movie is about scary demons
Film korkutucu şeytanlar hakkında
şeytanlar
kötücül doğaüstü varlıklar
Many people believe in demons
Birçok insan şeytanlara inanır
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim