

Disenchantment — Season 1 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
499 kelime
Seviye
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın olmak için hareket etmek
He stepped up to the line
Çizgiye doğru yaklaştı
sorumluluk almak
bir sorumluluğu üstlenmek veya harekete geçmek
Someone needs to step up
Birinin sorumluluk alması gerekiyor
Geliştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
You need to step up your performance
Performansını geliştirmen gerekiyor
sorumluluk almak
bir sorunu çözmek veya bir duruma müdahale etmek için inisiyatif almak
He decided to step up and lead the team
O sorumluluk almaya ve takımı yönetmeye karar verdi
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
varis
Sahnedebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
zihnimi boşaltmak
zihni karmaşadan arındırıp sakinleştirmek
I went for a walk to clear my head
Zihnimi boşaltmak için yürüyüşe çıktım
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
halletmek
bir soruna çözüm bulmak
They are trying to work things out
Bir çözüm bulmaya çalışıyorlar
halletmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work things out together
Sorunları birlikte halledebiliriz
yayınlamak
Sahnedetelevizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
dürtmek
Sahnedesivri bir nesneyle itmek
The farmer poked the animal
Çiftçi hayvanı dürttü
saplamak
sivri bir şeyi bir şeye batırmak
He poked a hole in the paper
Kağıda bir delik açtı
dürtmek
parmakla hafifçe itmek
She poked him in the arm
Kolunu dürttü
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
on yıl
Sahnedeon yıllık süre
She lived there for a decade
Orada on yıl boyunca yaşadı
aman tanrım
şaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
aşk acısı çeken
Sahnedekarşılıksız aşk nedeniyle üzgün olan
He felt lovelorn after she left
O gittiğinde aşk acısı çekti
taşınabilir
Sahnedebir yerden başka bir yere götürülebilen
This desk is movable
Bu masa taşınabilir
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
arkadaş
Sahnedebir arkadaş için kullanılan gayriresmi kelime
He is my best mate
O benim en iyi arkadaşım
eş
ilişkide size mükemmel şekilde uyan kişi
She found her soul mate
Ruh eşini buldu
mat etmek
rakibin şahını kıstırarak satranç oyununu kazanmak
I can mate the king in two moves
Şahı iki hamlede mat edebilirim
kaptan yardımcısı
gemi kaptanına yardım eden görevli
The mate checked the ship supplies.
Kaptan yardımcısı gemi malzemelerini kontrol etti.
rekabet etmek
Sahnedebaşkalarına karşı kazanmaya çalışmak
Two companies compete for customers
İki şirket müşteriler için rekabet ediyor
rekabet etmek
başkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
poz
Sahnedevücudun belirli bir duruş biçimi
She struck a pose
Bir poz verdi
oluşturmak
bir risk veya sorun yaratmak
This poses a great risk
Bu büyük bir risk oluşturuyor
poz vermek
fotoğraf çekimi için belirli bir duruş sergilemek
Please pose for the camera
Lütfen kamera için poz verin
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan sözcük
I love you, sweetie
Seni seviyorum, tatlım
ceset
Sahnedeölü insan vücudu
They found the corpse in the woods
Cesedi ormanda buldular
araçta
Sahnedegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta
kortej
Sahnedebir düzen içinde ilerleyen insan grubu
The funeral procession moved slowly
Cenaze korteji yavaşça ilerledi
karşılıklı
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından hissedilen veya yapılan
They have mutual respect
Karşılıklı saygı duyuyorlar
ayarlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
düzenlemek
şeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
utandırıcı
Sahnederahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
yüzyıllar
Sahnedeyüz yıllık dönemler
This tradition lasted for centuries
Bu gelenek yüzyıllarca sürdü
sevimli bir şekilde
Sahnedetatlı ve sevilesi bir biçimde
The puppy looked at me adorably
Yavru köpek bana sevimli bir şekilde baktı
puro
Sahnedekurutulmuş tütün yapraklarından yapılan tütün ürünü
He is smoking a cigar
O bir puro içiyor
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
yararlılık
Sahnedefaydalı olma durumu
The usefulness of this tool is great
Bu aracın yararlılığı büyüktür
pub
Sahnedealkollü içeceklerin servis edildiği yer
We are meeting at the pub
Pub'da buluşuyoruz
Majesteleri
kral veya kraliçeye hitap şekli
Yes, Your Majesty
Evet, Majesteleri
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
pis koku
Sahnedeçok kötü ve rahatsız edici koku
The stench of rotten eggs was terrible
Çürük yumurta kokusu berbattı
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
soylu
Sahnedeyüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
asil
yüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
zor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
dikkat
Sahnedebir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
dikkat
bir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
zindelik
Sahnedefiziksel olarak güçlü ve sağlıklı olma durumu
Yoga improves your fitness
Yoga zindeliğinizi artırır
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
elf
Sahnedehikayelerde geçen küçük büyülü yaratık
The elf lives in the forest
Elf ormanda yaşar
elf
hikayelerde geçen küçük büyülü kişi
He is a kind elf
O nazik bir elftir
budala
Sahnedeaptal veya saçma sapan davranan kişi
Don't be such a twit
Bu kadar budala olma
yön
Sahnedebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suyun içinde ilerlemek
I swim in the pool
Havuzda yüzüyorum
yüzmek
vücudunu kullanarak suyun içinde hareket etmek
I like to swim
Yüzmeyi severim
yüzme
yüzme eylemi
I go for a swim
Yüzmeye giderim
başarmak
bir işte ayakta kalmak veya başarılı olmak
The new business will swim
Yeni iş başarılı olacak
harika
Sahnedeçok iyi veya hoş
This is a marvelous place
Burası harika bir yer
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
teselli
Sahnedeüzüntü veya acıdan duyulan hafifleme ve huzur hissi
She found solace in reading books
Kitap okumakta teselli buldu
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
deney
Sahnedebir hipotezi test etmek için yapılan işlem
The scientist did an experiment
Bilim insanı bir deney yaptı
denemek
ne olacağını görmek için yeni bir şey yapmak
I want to experiment with new colors
Yeni renkleri denemek istiyorum
zorluklar
Sahnedebaşa çıkılması zor olan durumlar
He faced many difficulties
Birçok zorlukla karşılaştı
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
şekillendirmek
Sahnedebir malzemeye biçim vermek
She sculpted the clay
Kili şekillendirdi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
bahsetmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yükseltmek
birini daha yüksek bir seviyeye veya takıma taşımak
The coach brought up the young player
Koç genç oyuncuyu üst takıma çıkardı
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yukarı getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
ötesinde
Sahnedebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
kısa vuruş
Sahnedebeyzbolda vurucunun topa sert vurmadan hafifçe dokunması
The batter made a bunt
Vurucu kısa vuruş yaptı
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
iyi yanı
kötü bir durumun olumlu tarafı
Look on the bright side
İyi yanından bak
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
zor
Sahnedekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor