Extra English — Season 1 Episode 19
Kelimeler ve anlamları
296 kelime
Seviye
yaklaşık
bir sayı veya miktarın tam olmadığını belirtmek için kullanılır
It is about five o clock
Saat yaklaşık beş
hakkında
bir konu veya bir kişiyle ilgili olan
I read a book about history
Tarih hakkında bir kitap okudum
üzere
bir eylemin çok kısa süre içinde gerçekleşeceğini göstermek için kullanılır
We are about to leave
Çıkmak üzereyiz
eylem
yapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
tekrar
bir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
tamamen
bütünüyle veya eksiksiz şekilde
She was all dressed up
Tamamen giyinip kuşanmıştı
hepsi
bir şeyin tamamı veya toplam miktarı
Eat all your dinner
Yemeğinin hepsini ye
çoktan
beklenen zamandan önce tamamlanmış durum
I have already finished my homework
Ödevimi çoktan bitirdim
artık
bir şeyin hemen gerçekleşmesi için duyulan sabırsızlık
Stop talking already
Artık konuşmayı kes
ayrıca
bahsedilen şeye ek olarak
I also like apples
Ayrıca elma severim
her zaman
her zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
amatör
para kazanmak için değil zevk için bir şey yapan
He is an amateur photographer
O amatör bir fotoğrafçıdır
ambulans
hasta insanları hastaneye götüren araç
The ambulance arrived quickly
Ambulans hızlıca geldi
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
hayvan
bitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
başka bir
bir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
cevap
bir sorguya verilen yanıt
I have the answer to your inquiry
Sorguna bir cevabım var
cevaplamak
bir telefon çağrısına veya mesaja karşılık vermek
Please answer the phone
Lütfen telefonu cevapla
yanıt
bir soruya verilen karşılık
This is the correct answer
Bu doğru yanıt
şiddet karşıtı
fiziksel güç kullanımına veya saldırganlığa karşı olma
We need an anti-violence program
Şiddet karşıtı bir programa ihtiyacımız var
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
sınıflandırmak
nesneleri türlerine göre gruplara ayırmak
They assort the items by size
Ürünleri boyutlarına göre sınıflandırıyorlar
atmosferik
dünyanın atmosferi ile ilgili
Atmospheric pressure changes with altitude
Atmosfer basıncı yükseklikle değişir
atmosferik
özel bir duygu veya hava yaratan
The cafe has atmospheric lighting
Kafe atmosferik bir aydınlatmaya sahip
saldırmak
birine veya bir şeye zarar vermeye çalışmak
The dog attacked the cat
Köpek kediye saldırdı
kriz
aniden ortaya çıkan sağlık sorunu
He had a heart attack
Kalp krizi geçirdi
seçme
oyunculuk veya şarkıcılık yeteneğini ölçmek için yapılan kısa sınav
She has an audition tomorrow
Yarın bir seçmesi var
seçme
bir rolü kapmak için sergilenen kısa performans
I failed my audition for the play
Oyun için girdiğim seçmelerde başarısız oldum
deneme performansı
bir sanatçının yeteneğini test etmek için yaptığı kısa gösteri
The dancer's audition was amazing
Dansçının deneme performansı harikaydı
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
bebeğim
sevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
önceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
fırında pişirmek
fırında kuru ısı ile pişirmek
I bake cookies
Kurabiye pişiririm
pişirme
ısı kullanarak yiyecek hazırlama etkinliği
I love to bake
Pişirmeyi severim
kafasını karıştırmak
birinin kafasını çok karıştırmak
That question really baked me
O soru kafamı gerçekten karıştırdı
fırında pişirmek
yiyecekleri fırın kullanarak hazırlamak
She wants to bake some cookies
O biraz kurabiye pişirmek istiyor
kavurmak
birini çok sıcak hissettirmek
The sun is baking us today
Güneş bugün bizi kavuruyor
banyo
yıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
banyo
vücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
güzel
göze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
olmak
bir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
olmak
bir şey haline gelmeye başlamak
She wants to become a teacher
O öğretmen olmak istiyor
haline gelmek
yeni bir duruma bürünmek
The weather will become cold
Hava soğuk bir hal alacak
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
He became angry
O öfkeye girdi
halini almak
bir durumun içine geçmek
The sky became dark
Gökyüzü karanlık halini aldı
başlamak
bir durumun başlangıcında olmak
It became sunny
Hava güneşli olmaya başladı
evrilmek
başka bir şekle dönüşmek
The situation has become worse
Durum daha kötüye evrildi
moda
şu an popüler veya tarz olan durum
Bright colors are in this season
Bu sezon parlak renkler moda
katılmak
bir etkinliğe dahil olmayı kabul etmek
I am in for the game tonight
Bu akşamki oyuna katılıyorum
içeride
birinin evinde veya iş yerinde olması
Is the manager in today
Müdür bugün içeride mi
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
bükmek
bir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
dert yanmak
birine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
bükme
özel bir güç veya yetenek
He used his fire bend
Ateş bükme yeteneğini kullandı
boyun eğmek
birinin otoritesine veya gücüne teslim olmak
He refused to bend to their demands
Onların isteklerine boyun eğmeyi reddetti
esnemek
kuralları veya planları bir duruma uyacak şekilde değiştirmek
You might need to bend the rules slightly
Kuralları biraz esnetmen gerekebilir
eğilmek
vücudun üst kısmını öne doğru eğmek
He bent over to pick up the pen
Kalemi almak için eğildi
eğilmek
belden aşağı doğru bükülerek vücudun üst kısmını alçaltmak
Please bend over to pick up the pen
Lütfen kalemi yerden almak için eğilin
gözlerini bağlamak
birinin gözlerini bir bezle örtmek
He blindfolded her
Onun gözlerini bağladı
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
zeki
çok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
harika
çok iyi veya etkileyici
That is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
zeki
son derece akıllı veya kurnaz
She is a brilliant scientist
O zeki bir bilim insanı
dahi
aşırı derecede zeki
He is a brilliant mathematician
O dahi bir matematikçi
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
vermek
bir şeyi elden birine sunmak
Bring me the pen
Kalemi bana ver
konuyu açmak
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
Do not bring this up
Konuyu açma
geri getirmek
birini veya bir şeyi eski yerine döndürmek
I will bring the book back
Kitabı geri getireceğim
götürmek
birini veya bir şeyi bir yere taşımak
Bring your sister to school
Kız kardeşini okula götür
ulaştırmak
bir şeyi hedeflenen yere iletmek
This road will bring you to town
Bu yol seni şehre ulaştıracak
ama
iki karşıt fikri bağlamak için kullanılan ifade
I want to go but I am tired
Gitmek istiyorum ama yorgunum
hariç
bir şeyin dışında tutmak için kullanılan ifade
Everyone was there but her
O hariç herkes oradaydı
itiraz
bir şey yapmamak için öne sürülen mazeret
There are no buts about it
Bunun hiçbir itirazı yok
hoşça kal
ayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
pasta
un yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
teneke kutu
yiyecek veya içecek koymak için kullanılan metal kap
I bought some cans of soup
Birkaç kutu çorba aldım
kutu
yiyecek veya içecek için metal kap
We bought two cans of soda
İki kutu gazoz aldık
oyuncu kadrosu
bir film veya oyundaki oyuncuların tamamı
The cast was great
Oyuncu kadrosu harikaydı
alçı
kırık bir kemiği desteklemek için kullanılan sert sargı
He has a cast on his arm
Kolunda alçı var
fırlatmak
bir şeyi havaya atmak veya göndermek
He cast the line into the water
Olta iğnesini suya fırlattı
görünüş
bir şeyin dıştan izlenimi veya sahip olduğu renk tonu
Her face had a sad cast
Yüzünde hüzünlü bir görünüş vardı
kanal
bir televizyon istasyonu veya frekansı
Change the channel
Kanalı değiştir
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çinli
Çin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
bir grup arasından birini tercih etmek
You can choose any book you like
İstediğin herhangi bir kitabı seçebilirsin
tercih etmek
bir şeyi diğerine üstün tutma eylemi
I choose to stay home
Evde kalmayı tercih ediyorum
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçilmiş
grup içinden ayrılmış olan
This is the chosen winner
Bu seçilmiş kazanan
soyadı
Doğu Asya kökenli yaygın bir aile ismi
My friend's surname is Chung
Arkadaşımın soyadı Chung
zeki
çabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tıklamak
bir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kavramak
bir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
klik
ölçü veya derecede çok küçük bir birim
Turn the dial a few clicks to the right
Kadranı birkaç klik sağa çevir
anlaşmak
birbiriyle hemen uyum sağlamak
We clicked the moment we met
Tanıştığımız anda hemen anlaştık
tıklamak
bir cihazın düğmesine basmak
Click the button to save the file
Dosyayı kaydetmek için düğmeye tıklayın
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
giydirmek
birine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
giysi
vücudu örtmeye yarayan parça
He bought a new piece of clothing
O yeni bir kıyafet aldı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
yorum
bir olay hakkında yapılan sözlü veya yazılı değerlendirme
He provided a commentary on the movie
Film hakkında bir yorum yaptı
anlatım
bir olay sırasında yapılan sözlü açıklama
The game had an excellent commentary
Oyunun harika bir anlatımı vardı
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
sıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
sıradan
özel veya sıra dışı olmayan
It is a common mistake
Bu sıradan bir hata
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
bestelemek
bir sanat eseri veya müzik parçası üretmek
She is composing a song
O bir şarkı besteliyor
oluşturmak
bir şeyin temel parçalarını meydana getirmek
Different gases are composing the atmosphere
Farklı gazlar atmosferi oluşturuyor
ilgili olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
saçma
mantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
suçla ilgili
suçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
suçlu
suç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
çiğneme
sert bir şeyi yerken veya üzerine basarken çıkan yüksek ses
I heard the crunching of dry leaves
Kuru yaprakların çiğneme sesini duydum
işleme
bilgisayar kullanarak karmaşık verileri analiz etme veya hesaplama
The computer is crunching the data
Bilgisayar verileri işliyor
perde
pencereyi kapatan kumaş parçası
Close the curtain please
Lütfen perdeyi kapat
perde
tiyatro sahnesinin önünde açılıp kapanan örtü
The curtain fell at the end of the show
Gösterinin sonunda perde kapandı
perde
tiyatro sahnesinin önünde asılı olan kumaş parçası
The curtains opened for the show
Gösteri için perdeler açıldı
müsamaha göstermek
birine daha fazla özgürlük tanımak veya daha az katı olmak
Cut me some slack
Bana biraz müsamaha göster
kesmek
keskin bir aletle bölmek veya ayırmak
I cut the cake
Pastayı kestim
kesmek
deri veya yüzeyi yaralamak
I cut my finger
Parmağımı kestim
kesmek
bir bağlantıyı veya konuşmayı durdurmak
Don't cut me off
Sözümü kesme
gün
24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
haz
büyük bir mutluluk hissi
The children played with delight
Çocuklar büyük bir hazla oynadı
sevindirmek
birini çok mutlu etmek
The news will delight the whole family
Bu haber tüm aileyi sevindirecek
müdür
bir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
bir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
yönetmen
filmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
yönetmen
bir filmin yapım sürecini denetleyen kişi
The director yelled cut
Yönetmen kes diye bağırdı
köpek
dört bacaklı yaygın bir evcil hayvan
I have a small dog
Küçük bir köpeğim var
köpek
dört ayaklı evcil bir hayvan
The dog is playing in the park
Köpek parkta oynuyor
kapı
bina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
azalma
hızda veya etkinlikte azalmayı belirten
Slow down
Yavaşla
aşağı
daha alçak bir yere veya orada
Go down
Aşağı git
aşağıya doğru
daha alçak bir konuma doğru
Look down
Aşağı bak
çizmek
kalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
çekmek
bir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
rüya
uyurken zihinde oluşan düşünce ve görüntüler
I had a strange dream last night
Dün gece garip bir rüya gördüm
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He drinks too much alcohol
O çok fazla içki içiyor
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
varil
sıvıları saklamak için kullanılan büyük yuvarlak metal kap
The oil is in the drum
Yağ varilin içinde
davul
çubuklarla veya ellerle vurularak çalınan yuvarlak müzik aleti
He plays the drum
O davul çalıyor
kulak zarı
duymamızı sağlayan kulak içindeki zar
Loud music can damage your ear drum
Yüksek ses kulak zarınıza zarar verebilir
davul çalmak
müzik yapmak için davula vurmak
He likes to drum in his band
O grubunda davul çalmayı sever
her biri
bir grup içindeki tüm kişileri veya nesneleri ayrı ayrı ifade etmek için kullanılır
Each student has a book
Her bir öğrencinin bir kitabı var
evde yemek yemek
dışarı çıkmak yerine evde yemek yemek
Let's eat in tonight
Bu akşam evde yemek yiyelim
evde yemek
yemeği dışarıdan söylemek yerine evde veya restoranda yemek
We decided to eat in tonight
Bu akşam evde yemek yemeye karar verdik
evde yemek
dışarı çıkmak yerine evde yemek yemek
We decided to eat in tonight
Bu gece evde yemek yemeye karar verdik
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta
bilgisayar aracılığıyla gönderilen veya alınan mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta göndermek
internet üzerinden elektronik olarak mesaj yollamak
I will email you the report later
Raporu sana daha sonra e-posta ile göndereceğim
İngilizce
Birleşik Krallık Amerika Birleşik Devletleri Kanada ve Avustralya gibi birçok ülkede konuşulan dil
I am learning English
İngilizce öğreniyorum
İngiliz
İngiltere ülkesi halkı veya kültürü ile ilgili olan
He has many English friends
Onun birçok İngiliz arkadaşı var
girmek
bir yere girmek veya içeri girmek
Please enter the room
Lütfen odaya girin
resmen sunmak
resmi bir ortamda açıklama veya cevap vermek
He entered his plea in court
Mahkemede savunmasını sundu
katılmak
bir etkinlikte yer almak
She entered the competition
O yarışmaya katıldı
bölüm
bir televizyon dizisinin her bir parçası
I watched the first episode
İlk bölümü izledim
olay
tek bir olay veya vaka
It was a strange episode in his life
Hayatındaki garip bir olaydı
bölüm
bir dizi veya programın ayrı parçalarından her biri
I watched the first episode of the series
Dizinin ilk bölümünü izledim
bölüm
bir televizyon veya radyo dizisinin tek bir parçası
I watched the latest episode of the show
Dizinin son bölümünü izledim
bölüm
bir televizyon veya radyo programının bir parçası
The new episode is very exciting
Yeni bölüm çok heyecanlı
özellikle
diğerlerinden daha fazla veya çok
I love fruit, especially apples
Meyveleri severim, özellikle elmaları
herkes
bütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
tüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
tam olarak
kesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on