

Friends — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
361 kelime
Seviye
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
burnundan solumak
Sahnedeburnundan gürültülü bir şekilde nefes vermek
The pig gave a loud snort
Domuz yüksek sesle burnundan soludu
burnundan çekmek
havayı veya bir maddeyi burundan hızla içeri çekmek
He began to snort the powder
Tozu burnundan çekmeye başladı
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
Sahnedeüzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
sadece
Sahnedetek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
arkadaş
Sahnedeyakın bir arkadaş veya yoldaş
He is my best buddy
O benim en iyi arkadaşım
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
sopa
Sahnedebir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
saplamak
bir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
yapışmak
bir şeye bağlı kalmak
The label sticks to the jar
Etiket kavanoza yapışır
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
çıkmak
Sahnedebir şeyin parçalanarak veya ayrılarak yerinden ayrılması
The button came off my coat
Ceketimin düğmesi çıktı
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir şekilde sonuçlanması
The party came off really well
Parti gerçekten çok iyi geçti
ayrılmak
bir şeyin üzerinden veya içinden uzaklaşmak
The sticker will come off easily
Çıkartma kolayca ayrılacak
softbol
Sahnededaha büyük bir topla oynanan beyzbola benzer bir oyun
She plays softball
O, softbol oynar
softbol topu
beyzbola benzeyen bir oyunda kullanılan büyük top
He caught the softball
Softbol topunu yakaladı
ödül
Sahnedeiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
dost
Sahnedeçok iyi tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
We have been friends for years
Yıllardır dostuz
arkadaş
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
He is a friend from school
O okuldan bir arkadaşım
destekçi
bir şeyi destekleyen kişi
He is a friend of the arts
O sanatın bir dostudur
dost
sana yardım eden veya seni destekleyen kişi
A good friend supports you
İyi bir dost seni destekler
alışveriş
Sahnedemağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
alışveriş
bir şeyler satın almak için dışarı çıkma aktivitesi
I am going shopping today
Bugün alışverişe gidiyorum
alışveriş
mağazalardan bir şeyler satın alma etkinliği
I am going shopping
Alışverişe gidiyorum
buzlu çay
Sahnedeçay ve buzdan yapılan soğuk bir içecek
I would like an iced tea
Bir buzlu çay istiyorum
buzlu çay
buz ve çay ile yapılan soğuk içecek
I would like an iced tea
Bir buzlu çay istiyorum
soğuk çay
çay yapraklarının demlenip soğutulmasıyla hazırlanan içecek
This iced tea is delicious
Bu soğuk çay çok lezzetli
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
değer
Sahnedemaddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
yeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
parmak çıtlatma
Sahnedeparmak boğumlarını çıtlatma eylemi
He loves knuckle cracking
Parmak çıtlatmayı sever
eklem çıtlatma
Sahnedeparmak eklemlerinden çıtırtı sesi çıkarma
Stop knuckle cracking
Eklem çıtlatmayı bırak
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
arkadaşlar
Sahnedebir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
aşırı telaffuz etmek
Sahnedebir kelimeyi gereğinden fazla vurgulayarak söylemek
Stop over pronouncing the words
Kelimeleri aşırı telaffuz etmeyi bırak
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
sürü
Sahnedehayvanlardan oluşan büyük grup
A herd of cows is in the field
Tarlada bir inek sürüsü var
gütmek
bir hayvan grubunu bir arada hareket ettirmek
The farmer herds the sheep
Çiftçi koyunları gütüyor
yola çıkan
Sahnedebir yerden uzaklaşan
He is off to school
O okula gidiyor
indirimli
fiyatı düşürülmüş
Get ten percent off
Yüzde on indirim alın
kapalı
çalışmayan veya aktif olmayan
The light is off
Işık kapalı
tavşan
Sahnedeuzun kulaklı, küçük ve tüylü bir hayvan
The rabbit is eating a carrot
Tavşan havuç yiyor
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
az miktar
küçük bir miktar
I need a bit of water
Biraz suya ihtiyacım var
biraz
az miktarda olan şey
There is a little bit of sugar left
Biraz şeker kaldı
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
bot
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
suda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
tekneyle gitmek
tekne kullanarak bir yerden başka bir yere gitmek
We boated across the lake
Gölü tekneyle geçtik
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
komik
Sahnedegüldüren veya eğlenceli
He is a funny man
O komik bir adam
tuhaf
garip veya alışılmadık
That is a funny smell
Bu tuhaf bir koku
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
kahkaha
Sahnedegülme eyleminin sesi
I heard a ha ha
Bir kahkaha duydum
ha ha
gülme sesi
He said ha ha
Ha ha dedi
çok
büyük ölçüde
It is ha ha good
Bu çok iyi
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
sığır eti
Sahnedeinekten elde edilen et
I love beef steaks
Sığır eti bifteklerini severim
husumet
biriyle olan sorun veya anlaşmazlık
I have some beef with him
Onunla bazı sorunlarım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
sakız
çiğnenen ama yutulmayan yumuşak bir madde
I am chewing gum
Sakız çiğniyorum
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
değinmek
Sahnedebir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
bir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Keep going until you finish
Bitirene kadar devam et
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ağız
bir şeyin içine girilen ya da içinden çıkılan açıklık
The bottle has a wide mouth
Şişenin ağzı geniş
kuyumcu
Sahnedemücevher yapan veya satan kişi
The jeweler fixed my ring
Kuyumcu yüzüğümü tamir etti
hafifletmek
Sahnedekötü bir duyguyu veya ağrıyı daha az şiddetli hale getirmek
This medicine helps to relieve the pain
Bu ilaç ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur
kurtarmak
birini bir sorumluluktan veya görevden uzaklaştırmak
He was relieved of his duties
Görevinden alındı
nöbetini devralmak
birinin işteki yerini almak
I will relieve you at six
Saat altıda nöbetini devralacağım
tuvaletini yapmak
vücuttan idrar atmak
He needed to relieve himself
Tuvaletini yapması gerekiyordu
cappuccino
Sahnedesüt köpüklü kahve içeceği
I want a cappuccino
Bir cappuccino istiyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
sigara
Sahnedetütün içmek için kullanılan ince kağıt rulo
He smokes a cigarette every morning
Her sabah bir sigara içer
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
çok sevmek
Sahnedebirine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi duymak
I adore my grandmother
Büyükannemi çok seviyorum
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
sertçe eleştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi çok sert bir şekilde eleştirmek
The critics bash the new movie
Eleştirmenler yeni filmi sertçe eleştiriyor
sertçe vurmak
bir şeye çok güçlü bir şekilde vurmak
He bashed the door open
Kapıyı sertçe vurarak açtı
büyük parti
büyük ve gürültülü bir kutlama veya etkinlik
They are throwing a huge birthday bash
Kocaman bir doğum günü partisi veriyorlar
rahatlamış
Sahnedeendişesi veya sıkıntısı azalmış
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
rahatlatmak
kötü bir duyguyu veya acıyı azaltmak
The medicine relieved his pain
İlaç ağrısını hafifletti
rahatlamış
endişe veya üzüntünün azalmasıyla hissedilen durum
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyunca rahatladım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
sataşmak
birine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
ilgi duymaya başlamak
bir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
belirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
almak
bir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
başa çıkmak
bir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
bir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
teslim almak
bir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
zaman gerektirmek
belirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
izlemek
bir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik