

Friends — Season 1 Episode 15
Kelimeler ve anlamları
428 kelime
Seviye
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
yeni
Sahnededaha önce var olmayan veya yakın zamanda ortaya çıkmış
This is a new idea
Bu yeni bir fikir
yeni
yeni yapılmış veya keşfedilmiş, eski olmayan
I bought a new car
Yeni bir araba aldım
böcek
Sahnedealtı bacağı olan ve genellikle kanatlı küçük canlı
There is an insect on the leaf
Yaprağın üzerinde bir böcek var
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split the apple
Elmayı böldük
şpagat
bacakların zıt yönlere açıldığı jimnastik hareketi
She can do the splits
Şpagat yapabiliyor
ayrılmak
bir yerden hızla uzaklaşmak
We need to split now
Hemen gitmemiz gerekiyor
bölmek
bir şeyi parçalara ayırmak
We can split the cake into four pieces
Pastayı dört parçaya bölebiliriz
kabuk
Sahnedebir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
top mermisi
ateşli silahtan atılan patlayıcı mermi
The shell exploded near the target
Top mermisi hedefin yakınında patladı
kabuğunu soymak
bir şeyin dıştaki sert kısmını çıkarmak
They shell the peas for dinner
Akşam yemeği için bezelyelerin kabuğunu soyuyorlar
göstermelik
gerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope you win
Kazanmanı umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
I hope you succeed
Başarılı olmanı ümit ediyorum
umut
olumlu bir beklenti
There is still hope
Hala umut var
ümit
bir şeye duyulan güven
Keep your hope
Ümidini koru
başlangıç öncesi ikram
başlangıç tabağından önce sunulan küçük atıştırmalık
He served a pre appetizer
Başlangıç öncesi bir ikram servis etti
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kiralık araç
kiralık olan taksi veya araç
He is a cab driver
O bir taksi şoförü
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
dayamak
bir nesneyi başka bir nesneye yaslamak
He butted the chair against the wall
Sandalyeyi duvara dayadı
servis yapmak
Sahnedebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
bir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
işleme
Sahnedebir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
süreç
bir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
yedi
Sahnedealtıdan sonra gelen sayı
I have seven apples
Yedi elmam var
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
şirket
Sahnedebüyük bir ticari organizasyon
He works for a large corporation
Büyük bir şirkette çalışıyor
şirket
büyük bir ticari kuruluş
He works for a large corporation
O büyük bir şirkette çalışıyor
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
boğulmak
Sahnedeakciğerlerin suyla dolması nedeniyle ölmek
He almost drowned in the lake
Gölde neredeyse boğuluyordu
bastırmak
diğer seslerden daha yüksek çıkmak
The music drowned out the voices
Müzik sesleri bastırdı
boğmak
birini suyun altında tutarak ölümüne yol açmak
The villain tried to drown the hero
Kötü adam kahramanı boğmaya çalıştı
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
deneme performansı
Sahnedebir sanatçının yeteneğini test etmek için yaptığı kısa gösteri
The dancer's audition was amazing
Dansçının deneme performansı harikaydı
seçme
oyunculuk veya şarkıcılık yeteneğini ölçmek için yapılan kısa sınav
She has an audition tomorrow
Yarın bir seçmesi var
seçme
bir rolü kapmak için sergilenen kısa performans
I failed my audition for the play
Oyun için girdiğim seçmelerde başarısız oldum
makarna
Sahnedeküçük tüp şeklindeki bir makarna türü
I like macaroni and cheese
Makarna ve peyniri severim
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
açmak
bir işletme kurmak
They opened up a new shop
Yeni bir dükkan açtılar
maruz bırakmak
bir şeyi veya kişiyi bir duruma karşı savunmasız veya erişilebilir hale getirmek
His behavior opens him up to criticism
Davranışları onu eleştiriye açık hale getiriyor
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
tako
Sahnedetortilla ve iç malzemeden yapılan Meksika yemeği
I love eating tacos
Tako yemeyi severim
tako
katlanmış mısır tortillası ve iç malzemeden oluşan Meksika yemeği
He ordered a beef taco
Dana etli bir tako sipariş etti
tako
içine çeşitli malzemeler konulan katlanmış Meksika yemeği
I ate a delicious taco for lunch
Öğle yemeğinde lezzetli bir tako yedim
maymun
Sahnedekuyruğu olan küçük veya orta büyüklükte bir primat
Some monkeys live in groups
Bazı maymunlar gruplar halinde yaşar
maymun
ağaçlarda yaşayan uzun kuyruklu küçük bir hayvan
The monkey is eating a banana
Maymun muz yiyor
takılmak
birisiyle şakacı veya sinir bozucu bir şekilde uğraşmak
Stop monkeying him while he studies
Ders çalışırken onunla uğraşmayı bırak
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
sopa
Sahnedebir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
saplamak
bir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
konuşma
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
red
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmeme durumu
She received a rejection letter
Bir red mektubu aldı
aniden ayrılmak
Sahnedebir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
kefalet
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
oturma odası
evde oturmak ve dinlenmek için kullanılan oda
We are in the living room
Oturma odasındayız
oturma odası
evde dinlenmek ve misafir ağırlamak için kullanılan oda
We are relaxing in the living room
Oturma odasında dinleniyoruz
sarışın
Sahnedeaçık renkli saça sahip olan
She has blond hair
Onun sarı saçları var
sarışın
açık sarı veya altın rengi saça sahip olan
She has beautiful blond hair
Güzel sarı saçları var
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
She failed the history test
Tarih sınavından kaldı
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
terk etmek
birini veya bir şeyi aniden bırakıp gitmek
He ran out on his family
Ailesini terk etti
geçici
Sahnedesadece kısa bir süre için devam eden
It is a temp fix
Bu geçici bir çözüm
geçici çalışan
kısa süreliğine çalışan kişi
The company hired a temp
Şirket geçici bir çalışan tuttu
sıcaklık
bir şeyin ne kadar sıcak veya soğuk olduğu
Check the temp outside
Dışarıdaki sıcaklığı kontrol et
geçici çalışmak
genellikle bir ofiste kısa süreliğine iş yapmak
She will temp at the bank
Bankada geçici olarak çalışacak
balık
Sahnedesuda yaşayan bir canlı
The fish is swimming
Balık yüzüyor
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
He likes to fish
Balık tutmayı sever
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
yumuşak
Sahnedesert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
formsuz
fiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
yumuşak
dokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
ayılar
Sahnedekalın kürklü, büyük ve güçlü bir memeli
Bears live in the forest
Ayılar ormanda yaşar
Bears
bir spordaki oyuncu grubu
The Bears won the game
Bears maçı kazandı
ayılar
ormanlarda yaşayan büyük ve tüylü memeli hayvanlar
The bears sleep during the winter
Ayılar kış boyunca uyurlar
yazık
bir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
kucaklaşmak
Sahnedeteselli veya sevgi için birini yakın tutmak
The baby cuddled with its mother
Bebek annesine sarıldı
sokulmak
Sahnedesevgiyle birine iyice yakınlaşmak
The cat likes to cuddle
Kedi sokulmayı sever
sarılmak
birine sevgiyle sıkıca sarılmak
I want to cuddle with you
Sana sarılmak istiyorum
biriyle çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
He is going out with Sarah
Sarah ile çıkıyor
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
vulva
Sahnededişi dış cinsel organlar
The vulva is the external part of the female reproductive system
Vulva, kadın üreme sisteminin dış kısmıdır
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
yakmak
Sahnedeateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
sarhoş
alkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
edebiyat
roman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
I start work at 9
İşe saat 9'da başlarım
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
kenevir
Sahnedelif ve yağ üretimi için kullanılan bir bitki
Hemp is used to make strong ropes
Kenevir, güçlü halatlar yapmak için kullanılır
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
tur
Sahnedefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
acımasız
Sahnedebirinin keyfini veya eğlencesini bozacak şekilde davranmak
That was a harsh comment
Bu acımasızca bir yorumdu
sert
kaba veya öfkeli bir şekilde konuşmak
He was very harsh with his staff
Personeline karşı çok sertti
ağır
hoş olmayan şekilde güçlü veya zalimce
The winter here is very harsh
Buradaki kış çok şiddetlidir
moralini bozmak
birini üzmek veya rahatsız etmek
Do not harsh my mood
Moralimi bozma
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
işemek
Sahnedevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
birleşim
Sahnedefarklı şeylerin karışımı
This is a great combination of flavors
Bu harika bir lezzet birleşimi
şifre
bir kilidi açmak için kullanılan sayı dizisi
I forgot the combination
Şifreyi unuttum
kombinasyon
bir araya getirilmiş hareketler dizisi
The dancer performed a difficult combination
Dansçı zor bir kombinasyon sergiledi
çırpmak
Sahnedebir mutfak aletiyle hızlıca karıştırmak
Whip the cream until thick
Kremayı koyulaşana kadar çırpın
kamçılamak
bir kamçıyla vurmak
He whipped the horse
Atı kamçıladı
hızla çıkarmak
bir şeyi aniden ve hızla dışarı çıkarmak
He whipped out his phone
Telefonunu hızla çıkardı