

Friends — 1. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
356 kelime
Seviye
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
santimetre
Sahnedebir metrenin yüzde birine eşit olan uzunluk birimi
This line is five centimeters long
Bu çizgi beş santimetre uzunluğunda
tombul
Sahnedesevimli bir şekilde hafiften kilolu
The baby has chubby cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
parça
Sahnedeince dilim veya küçük parça
A small chip of wood fell
Küçük bir tahta parçası düştü
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
baba
Sahnedeebeveyn olan erkek
He is a great father
O harika bir baba
baba
çocuğu olan erkek
My father is a doctor
Babam bir doktordur
elli beş
Sahnede55 sayısı
I have fifty five pens
Elli beş kalemim var
bir süre
Sahnedebelirli bir zaman dilimi
Please wait for a while
Lütfen bir süre bekle
iken
aynı zamanda gerçekleşen durum
I listen to music while I study
Ders çalışırken müzik dinlerim
yere düşmek
Sahnedeyere düşmek
The baby fell down
Bebek yere düştü
aşağı inmek
yüksek bir noktadan alçak bir konuma hareket etmek
Rain starts to fall down
Yağmur aşağı düşmeye başlar
düşmek
hızla ve genellikle kaza sonucu zemine doğru gitmek
The heavy book will fall down
Ağır kitap aşağı düşecek
yere yıkılmak
ayaktayken aniden dengesini kaybedip zemine ulaşmak
He tripped and fell down
Ayağı takıldı ve yere yıkıldı
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
baş seviyesi
Sahnedebebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
müzikal
Sahnedemüzikle ilgili veya müzikle bağlantılı
She has great musical talent
Harika bir müzikal yeteneği var
müzikal
şarkıların ve dansların yer aldığı tiyatro oyunu veya film
We went to see a musical
Bir müzikal izlemeye gittik
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
meme ucu
Sahnedegöğüs üzerindeki süt üreten küçük çıkıntı
The baby is nursing at the nipple
Bebek meme ucundan emiyor
tiksindirici
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
doktor
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için eğitim almış kişi
I need to see a doctor
Bir doktora görünmem gerekiyor
uzman
belirli bir alanda rehberlik eden kişi
He is a doctor of science
O bilim alanında bir uzmandır
hekim
hastalıkları tedavi eden kişi
The physician is here
Hekim burada
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
santimetre
Sahnedemetrenin yüzde birine eşit olan uzunluk birimi
The book is ten centimeters long
Kitap on santimetre uzunluğunda
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yirmi beş
Sahnede24 ile 26 arasındaki sayı
I have twenty five dollars
Yirmi beş dolarım var
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
dahil olmak
bir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
miras kalmak
bir şeye genellikle miras yoluyla sahip olmak
She came into a lot of money
Ona yüklü miktarda para miras kaldı
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
pişman
üzüntü veya suçluluk duyan
I feel bad about the mistake
Hatamdan dolayı pişmanım
yardımcı
Sahnedebirine yardım eden kişi
She is a great helper
O harika bir yardımcıdır
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
bir şey
Sahnedebelirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bir şey
ne olduğu bilinmeyen bir şey
There is something in my eye
Gözümde bir şey var
geriye çekilmek
Sahnedegeriye doğru hareket etmek veya uzaklaşmak
Please stand back from the edge
Lütfen kenardan geriye çekilin
geri çekilmek
birinden veya bir şeyden kısa bir mesafe uzaklaşmak
Please stand back from the edge
Lütfen kenardan geri çekilin
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
saymak
Sahnedebir şeyin toplam sayısını bulmak
Can you count to ten?
Ona kadar sayabilir misin?
önemli olmak
önem taşımak veya anlamlı olmak
Your opinion counts
Senin fikrin önemli
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
bayan
Sahnedekadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
hanımefendi
bir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kiralık araç
kiralık olan taksi veya araç
He is a cab driver
O bir taksi şoförü
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
tekinsiz
Sahnedekötü bir şeye işaret eden
There was a sinister silence in the room
Odada tekinsiz bir sessizlik vardı
tebrikler
Sahnedekutlama veya iyi dilekleri ifade eden söz
Mazel tov on your wedding
Düğününüz için tebrikler
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
değinmek
Sahnedebir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
bir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
göğüs
Sahnedeboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
en şanslı
Sahnedeen çok şansa sahip olan
I am the luckiest person
En şanslı kişi benim
hamur işi
Sahnedeun ile yapılan fırın ürünü
I love savory pastry
Tuzlu hamur işlerini severim
tatlı çörek
un ve şeker ile yapılan tatlı fırın ürünü
She ate a sweet pastry
Tatlı bir çörek yedi
dikkat etmek
Sahnededikkatli olmak
Take care on the road
Yolda dikkatli ol
ilgilenmek
birine veya bir şeye bakmak
She takes care of her sister
Kız kardeşine bakıyor
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
He takes care of his little sister
O kız kardeşiyle ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
I will take care of the baby
Bebeğe ben bakacağım
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
hemşire
Sahnedehasta insanlara bakmak için eğitilmiş kişi
The nurse is very kind
Hemşire çok nazik
hemşire
hastanede hasta insanlara bakan kişi
The nurse works in the hospital
Hemşire hastanede çalışıyor