

Friends — Season 2 Episode 22
Kelimeler ve anlamları
472 kelime
Seviye
biraz
Sahnedeaz miktarda veya derecede
I am a little tired
Biraz yorgunum
küçük
Sahnedeboyutu küçük olan
He has a little dog
Onun küçük bir köpeği var
baca
Sahnededumanı binanın dışına taşıyan dikey boru
Smoke comes out of the chimney
Duman bacadan çıkar
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
flan
Sahnedekaramel soslu fırınlanmış tatlı puding
She made a delicious flan
Lezzetli bir flan yaptı
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
ısıtmak
bir şeyi sıcak veya daha sıcak hale getirmek
Warm up the soup
Çorbayı ısıt
ısınmak
bir şeye hazırlanmak için yapılan kısa aktivite
You should warm up before exercise
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınmak
bir aktiviteye hazırlanmak için yapılan hareketler
You should warm up before exercising
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınma
ana egzersizden önce yapılan hareketler dizisi
We do a warm up before sports
Spora başlamadan önce ısınma yaparız
alışmak
bir duruma veya kişiye karşı daha samimi hissetmeye başlamak
She eventually warmed up to the new boss
Sonunda yeni patronuna alıştı
ısınmak
spor veya egzersizden önce vücudu hazırlamak
You need to warm up before you run
Koşmadan önce ısınman gerekiyor
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
keçeli kalemler
Sahnedeyazı yazmak veya çizim yapmak için kullanılan kalın uçlu kalemler
I used markers to draw a map
Harita çizmek için keçeli kalemler kullandım
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
an
Sahnedeçok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
su kayağı
su üzerinde kayaklar yardımıyla çekilerek yapılan spor
He is good at water skiing
O su kayağında iyidir
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
bifokal gözlük
Sahnedeiki farklı odak noktası olan gözlük
He wears bifocals for reading
Okuma için bifokal gözlük takıyor
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
burs
Sahnedeöğrencilerin eğitim masraflarını karşılamak için verilen para
He won a scholarship to study abroad
Yurt dışında okumak için burs kazandı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
aman tanrım
şaşkınlık veya hafif bir duygu belirtmek için kullanılır
My goodness, it is cold today
Aman tanrım, bugün hava çok soğuk
somon
Sahnedegenellikle yenen pembe etli bir balık
I love eating grilled salmon
Izgara somon yemeyi severim
somon rengi
kırmızıya yakın açık bir renk
She wore a salmon dress
Somon rengi bir elbise giydi
geleneksel
Sahnedegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
parlak
Sahnedeçok ışık yayan
The sun is very bright
Güneş çok parlaktır
zeki
akıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
parlak
çok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
dost
Sahnedeçok iyi tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
We have been friends for years
Yıllardır dostuz
arkadaş
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
He is a friend from school
O okuldan bir arkadaşım
destekçi
bir şeyi destekleyen kişi
He is a friend of the arts
O sanatın bir dostudur
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mezuniyet töreni
Sahnedediploma veya derecelerin verildiği tören
The commencement ceremony is tomorrow
Mezuniyet töreni yarın
aniden çıkmak
hızlıca veya aniden dışarı çıkmak
She popped out for a minute
Bir dakikalığına dışarı çıktı
fırlamak
dışarıya doğru çıkıntı yapmak
His eyes popped out in surprise
Şaşkınlıktan gözleri fırladı
birden belirmek
aniden ortaya çıkmak
A cat popped out from behind the bush
Çalıların arkasından birden bir kedi belirdi
kaplan
Sahnedeturuncu ve siyah çizgileri olan büyük vahşi bir kedi
The tiger is a powerful animal
Kaplan güçlü bir hayvandır
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yarım
Sahnedebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
sessiz
Sahnedeaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
yan dairede
yan binada veya odada olan
My friend lives next door
Arkadaşım yan dairede yaşıyor
yandaki
hemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
beyefendi
Sahnedenazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
beyefendi
bir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
güvenle
Sahnedezarar veya risk olmadan
He arrived home safely
Eve güvenle vardı
numara
Sahnedeniceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
sayı
bir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
telefon numarası
telefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
sahte
Sahnedegerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
aklına gelmek
birinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
gerçekleşmek
hayallerin veya dileklerin gerçek olması
My dream came true
Hayalim gerçek oldu
gerçek olmak
bir tahminin veya öngörünün doğru çıkması
Her prediction came true
Tahmini gerçek oldu
gerçekleşmek
bir beklentinin veya hayalin gerçeğe dönüşmesi
His dream finally came true
Hayali sonunda gerçekleşti
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
hazırlamak
Sahnedehazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
sahne
performans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
Sahnedebuz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
keçeli kalem
Sahnedeçizim veya yazı yazmak için kullanılan kalem
I need a red marker
Kırmızı bir keçeli kaleme ihtiyacım var
işaret
bilgi veren bir işaret veya direk
The marker shows the path
İşaret yolu gösteriyor
keçeli kalem
kalın uçlu ve parlak mürekkepli yazı aracı
I used a red marker to highlight the text
Metni vurgulamak için kırmızı bir keçeli kalem kullandım
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
tık sesi çıkarmak
Sahnedekısa ve keskin bir ses çıkarmak
The lock made a click sound
Kilitten bir tık sesi geldi
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tıklamak
bir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kavramak
bir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
not etmek
bir şeyi yazıya dökmek
Please write down my phone number
Lütfen telefon numaramı not et
değer düşürme
bir varlığın kayıtlı değerinin azaltılması
The company had to write down the value of its inventory
Şirket envanterinin değerini düşürmek zorunda kaldı
not etmek
bilgiyi kağıda veya dijital ortama kaydetmek
Please write down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını not edin
kanıt
Sahnedebir niteliği gösteren veya kanıtlayan şey
The success of the project is a testament to her hard work
Projenin başarısı onun sıkı çalışmasının bir kanıtıdır
kulağa gelmek
Sahnedebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
kız çocuk
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
kız evlat
bir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
hı hı
dinlediğini veya onayladığını belirtmek için çıkarılan ses
Mm hm, I am listening
Hı hı, dinliyorum
hı hı
evet anlamında veya anlaşıldığını belirtmek için kullanılan ses
Mm hm, that is correct
Hı hı, bu doğru
okyanus
Sahnedeçok büyük tuzlu su alanı
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
Sahnedebir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
beyaz
Sahnedekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy