

Friends — 2. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
469 kelime
Seviye
çivava
Sahnedebüyük kulaklı, çok küçük bir köpek cinsi
I have a small chihuahua
Küçük bir çivavam var
bir numara
Sahnedeen önemli veya en iyi kişi ya da şey
You are number one to me
Benim için bir numarasın
çişini yapmak
vücuttan sıvı atığı boşaltmak
The boy needed to number one
Çocuğun çişini yapması gerekiyordu
kendisi
bir kişinin kendi benliği
You should look out for number one
İnsan önce kendini düşünmeli
bir numara
en önemli veya en yüksek dereceli olan
She is the number one player on the team
O takımın bir numaralı oyuncusu
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanç verici
birini mahcup veya huzursuz hissettiren durum
It was an embarrassing moment
Bu utanç verici bir andı
mahcup
kendini çekingen veya huzursuz hissetme hali
I felt embarrassing when I tripped
Takılıp düştüğümde mahcup hissettim
rock müzik
Sahnedegüçlü ritimli popüler müzik tarzı
I love rock music
Rock müziği severim
kaya
Sahnedesert ve katı mineral madde
The rock is heavy
Kaya ağır
harika olmak
çok iyi veya etkileyici olmak
You rock
Harikasın
sallamak
bir şeyi yavaşça ileri geri hareket ettirmek
She rocked the baby
Bebeği salladı
cehennem
Sahnedeölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
Sahnedebüyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
cehennem
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
takım
Sahnedebirbirine ait olan şeylerden oluşan grup
I bought a new set of tools
Yeni bir alet takımı aldım
ayarlamak
bir şeyi belirli bir konuma veya duruma getirmek
Set the alarm for 7 AM
Alarmı sabah 7'ye ayarla
çok istemek
bir şeyi elde etmeyi güçlü bir şekilde istemek
She is set on winning the race
Yarışı kazanmayı çok istiyor
telsiz
radyo sinyalleri göndermek veya almak için kullanılan cihaz
The pilot used a radio set
Pilot bir telsiz kullandı
uğramak
Sahnedebirine resmi olmayan bir şekilde kısa süreliğine ziyaret etmek
I will drop by your office tomorrow
Yarın ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine ziyaret etmek
Drop by my house later
Daha sonra evime uğra
uğramak
plan yapmadan birini ziyaret etmek
I will drop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
reddetme
Sahnedebir şeyi kabul etmeme veya hayır deme eylemi
His denial of the request was surprising
Talebi reddetmesi şaşırtıcıydı
inkar
bir şeyin gerçek olduğunu kabul etmeme durumu
He lives in denial about his problem
O problemi konusunda inkar içinde
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
koridor
Sahnedebinadaki uzun geçit
Walk down the hall
Koridorda yürü
salon
toplantılar veya etkinlikler için kullanılan büyük oda
The hall is very big
Salon çok büyük
kadınlar
Sahnedeyetişkin dişi insanlar
Women are working here
Burada kadınlar çalışıyor
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
kaplan
Sahnedeturuncu ve siyah çizgileri olan büyük vahşi bir kedi
The tiger is a powerful animal
Kaplan güçlü bir hayvandır
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
I like to talk to my friends
Arkadaşlarımla sohbet etmeyi severim
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
ölü
Sahnedeartık yaşamayan
The flower is dead
Çiçek ölü
bitmiş
çok ciddi bir sorun içinde olan
If the boss finds out I am dead
Eğer patron öğrenirse bittim
uyuşmuş
geçici olarak hissizleşmiş
My leg is dead
Bacağım uyuşmuş
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
boğazını temizlemek
Sahnedekonuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
götürmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
sataşmak
birine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
ilgi duymaya başlamak
bir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
belirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
almak
bir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
başa çıkmak
bir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
bir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
teslim almak
bir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
zaman gerektirmek
belirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
izlemek
bir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik
anı
Sahnedegeçmişten hatırlanan şey
It is a beautiful memory
Bu güzel bir anı
lider
Sahnedebir grubu veya organizasyonu yöneten kişi
The chief spoke to the group
Lider grupla konuştu
başlıca
en önemli veya birincil olan
Her chief concern is health
Onun başlıca endişesi sağlık
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
yüzey
Sahnedebir şeyin dış veya üst kısmı
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
ortaya çıkmak
görünür hale gelmek veya bilinmeye başlamak
The truth finally surfaced
Gerçek sonunda ortaya çıktı
yüzeye çıkarmak
bir şeyi bir sıvının en üst kısmına getirmek
They surfaced the sunken boat
Batan tekneyi yüzeye çıkardılar
yüzey
bir şeyin dış veya üst katmanı
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüzdür
mezun olmak
Sahnedebir okuldan diplomayla ayrılmak
He graduated from high school
Liseden mezun oldu
seviye atlamak
daha üst bir düzeye veya etkinliğe geçmek
He graduated to a faster car
Daha hızlı bir arabaya geçti
lisansüstü
ilk üniversite derecesinden sonraki eğitim seviyesi ile ilgili
She is applying for a graduate program
O lisansüstü programa başvuruyor
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
biraz
Sahnedeaz miktarda veya derecede
I am a little tired
Biraz yorgunum
küçük
Sahnedeboyutu küçük olan
He has a little dog
Onun küçük bir köpeği var
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
stadyum
Sahnedespor etkinlikleri için kullanılan büyük yapı
The stadium is very big
Stadyum çok büyük
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
dantel
Sahnedeince ve süslü dekoratif kumaş
She wore a lace dress
Dantelli bir elbise giydi
gizlice katmak
bir maddeye gizlice küçük bir miktar bir şey eklemek
He laced the drink with poison
İçeceğe gizlice zehir kattı
bağlamak
ayakkabı veya benzeri bağları sıkıca düğümlemek
She needs to lace her shoes
Ayakkabılarını bağlaması gerekiyor
gece
Sahnedegün batımından gün doğumuna kadar olan süre
The night is very dark
Gece çok karanlık
ata
Sahnedeönceki kuşaklardan gelen kişi
Our forefathers lived here
Atalarımız burada yaşadı
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
daire
Sahnedemülkiyeti kişiye ait olan apartman dairesi
I bought a small condo in the city
Şehirde küçük bir daire satın aldım
daire
ortak kullanım alanlarına sahip bir binadaki özel konut
They bought a new condo downtown
Şehir merkezinde yeni bir daire satın aldılar
kat mülkiyetli daire
insanların içinde yaşaması için ayrı birimlere sahip olan bina
They bought a new condo in the city
Şehirde yeni bir kat mülkiyetli daire satın aldılar
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
balon
Sahnedehava veya gazla doldurulmuş esnek torba
She blew up a balloon
Bir balon şişirdi
şişmek
hacmi artmak veya genişlemek
The costs began to balloon
Maliyetler hızla artmaya başladı
balon
hava veya gazla doldurulmuş lastik torba
The balloon floated away into the sky
Balon gökyüzüne doğru uçup gitti
buzzer
Sahnedevızıltı sesi çıkaran cihaz
Press the buzzer to answer
Cevaplamak için buzzer'a basın
ezmek
Sahnedeyumuşak bir şeyi bastırarak ezmek
Don't smoosh the cake
Pastayı ezme
ezmek
bir şeyi bastırarak yassı hale getirmek
He accidentally smooshed the sandwich in his bag
Sandviçi çantasında yanlışlıkla ezdi
büyük
Sahnedeboyut veya derece bakımından önemli olan
This is a major problem
Bu büyük bir sorun
bölüm
üniversitede bir öğrencinin uzmanlaştığı ana konu
My major is psychology
Benim bölümüm psikoloji
binbaşı
ordu veya hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay
He is a major in the army
O, orduda binbaşıdır
kalibre
merminin çapının ölçüsü
The rifle uses a major of nine millimeters
Tüfek dokuz milimetrelik bir kalibre kullanıyor
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
yerleştirmek
Sahnedebir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
saplamak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sopa
bir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
yapışmak
bir şeye bağlı kalmak
The label sticks to the jar
Etiket kavanoza yapışır
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
burs
Sahnedeöğrencilerin eğitim masraflarını karşılamak için verilen para
He won a scholarship to study abroad
Yurt dışında okumak için burs kazandı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
kornaya basmak
Sahnedekorna ile yüksek bir ses çıkarmak
Don't honk the horn
Kornaya basma
sessiz olmak
Sahnedesessiz olmak veya gürültüyü azaltmak
Please keep it down
Lütfen sessiz olun
sessiz olmak
gürültüyü azaltmak
Please keep it down
Lütfen daha sessiz olun
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
sevgili
Sahnedesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
arkadaşlar
Sahnedebir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
poşe yapmak
Sahnedeyiyecekleri az miktarda sıvıda yavaşça pişirmek
I like poached eggs for breakfast
Kahvaltıda poşe yumurta severim
aşırmak
birine ait olanı yasadışı yollarla ele geçirmek
He tried to poach the company's best clients
Şirketin en iyi müşterilerini aşırmaya çalıştı
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan sevgi sözcüğü
Good night, my sweet pea
İyi geceler, tatlım
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
genç
Sahnedeyaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
genç
hayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın