

Friends — 4. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
387 kelime
Seviye
kredi kartı
Sahnedeborç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
alışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
kredi kartı
borç alarak ödeme yapmaya yarayan küçük plastik kart
I paid with my credit card
Kredi kartımla ödeme yaptım
kredi kartı
eşya almak için borçlanarak ödeme yapmaya yarayan plastik kart
I paid for the ticket with my credit card
Bileti kredi kartımla ödedim
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
tuhaf
Sahnedeçok sıra dışı veya garip
That is a freaky coincidence
Bu tuhaf bir tesadüf
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
beraber kalmak
Sahnedebirinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
evinde kalmak
bir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
misafir kalmak
birinin yanında geçici bir süre yaşamak
I will stay with my uncle
Amcamda misafir kalacağım
yanında kalmak
birinin yanında ayrılmadan durmaya devam etmek
Please stay with me until I finish
Lütfen ben bitirene kadar yanımda kal
misafir olmak
birinin yanında geçici olarak kalmak
I will stay with my aunt
Teyzeme misafir olacağım
misafir kalmak
birinin evinde kısa süreliğine yaşamak
I will stay with my aunt
Teyzemde misafir kalacağım
yanında kalmak
birinden ayrılmamak veya onunla olmaya devam etmek
Please stay with me
Lütfen benim yanımda kal
acımasız
Sahnedeçok sert veya zalim
The attack was brutal
Saldırı acımasızdı
yıpratıcı
başa çıkması çok zor veya tatsız olan
The training was brutal
Antrenman çok yıpratıcıydı
acımasız
birini incitebilecek kadar dürüst ve sert
He gave me some brutal feedback
Bana çok acımasız geri bildirim verdi
önleyici
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini önlemek için önceden yapılan
He took preemptive measures
Önleyici tedbirler aldı
paleontolog
Sahnedefosilleri ve eski yaşam formlarını inceleyen bilim insanı
The paleontologist found a dinosaur bone
Paleontolog bir dinozor kemiği buldu
yer tasarrufu sağlayan ürün
Sahnedeyerden tasarruf edilmesini sağlayan şey
This foldable table is a great space saver
Bu katlanabilir masa harika bir yer tasarrufu aracıdır
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
bagaj
Sahnedeseyahat için kullanılan çantalar ve valizler
Where is your luggage?
Bagajınız nerede?
vurmak
Sahnedesert bir şekilde vurmak
He struck the ball
Topa vurdu
grev
işçilerin protesto amacıyla çalışmayı durdurması
The workers are on strike
İşçiler grevde
silmek
bir şeyi listeden veya yazıdan çıkarmak
Strike his name from the list
Onun adını listeden silin
midilli
Sahnedeküçük bir at türü
The child rode a pony
Çocuk bir midilliye bindi
midilli
küçük bir at türü
I rode a pony at the farm
Çiftlikte bir midilliye bindim
midilli
küçük bir at türü
She rode a pony at the park
Parkta bir midilliye bindi
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
kalça
Sahnedebel ile üst uyluk arasındaki yan bölge
She put her hand on her hip
Elini kalçasına koydu
havalı
modern ve modaya uygun
This is a very hip cafe
Burası çok havalı bir kafe
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
sorunlu
Sahnededüzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
kaya
Sahnedesert ve katı mineral madde
The rock is heavy
Kaya ağır
harika olmak
çok iyi veya etkileyici olmak
You rock
Harikasın
sallamak
bir şeyi yavaşça ileri geri hareket ettirmek
She rocked the baby
Bebeği salladı
rock müzik
güçlü ritimli popüler müzik tarzı
I love rock music
Rock müziği severim
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
şerefe
Sahnedeiçki içmeden önce dostluk veya kutlama amacıyla söylenen söz
Cheers to your new job
Yeni işin için şerefe
teşekkürler
minnet bildiren bir ifade
Cheers for your help today
Bugün yardımın için teşekkürler
selam
insanları karşılarken veya uğurlarken kullanılan söz
Cheers mate see you later
Selam dostum sonra görüşürüz
tezahürat
mutluluk veya onay ifade eden bağırma
The crowd let out loud cheers
Kalabalık yüksek sesli tezahüratlar yaptı
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
Amerikalı
SahnedeAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
korkmuş
bir şeyden dolayı endişe veya korku duymak
I am scared of the dark
Karanlıktan korkuyorum
çalışmak
Sahnededoğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
bir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
çalışmak
bir işi ya da etkinliği yapmak
I work in the garden
Bahçede çalışırım
iş
ücret karşılığında yapılan görev
He found work in Ankara
Ankara'da iş buldu
çalışır durumda
düzgün işleyen
The machine works well
Makine iyi çalışıyor
işletmek
bir şeyi yönetmek ya da çalıştırmak
She works the farm with her brother
Çiftliği erkek kardeşiyle işletiyor
çözmek
bir sorunun yanıtını bulmak
They worked the puzzle together
Bulmacayı birlikte çözdüler
beyin sarsıntısı
Sahnedekafaya alınan darbe sonucu oluşan geçici beyin hasarı
He has a concussion
Beyin sarsıntısı var
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
çok
Sahnedebir kelimeyi vurgulamak için kullanılan gayri resmi ifade
It is bloody cold today
Bugün hava çok soğuk
kanatmak
kan akmasına neden olmak
He bloodied his nose in the fight
Kavga sırasında burnunu kanattı
kanlı
şiddet veya ölüm içeren
It was a very bloody battle
Çok kanlı bir savaştı
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
kolay
yapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
geri çekilmek
Sahnedebir durumdan uzaklaşmak veya müdahale etmeyi bırakmak
Please back off now
Lütfen şimdi geri çekil
hız kesmek
bir şeyin miktarını veya yoğunluğunu azaltmak
You should back off on your work
İş temponu biraz düşürmelisin
uzaklaşmak
birinden uzaklaşmak veya rahatsız edici davranışı bırakmak
He told the bully to back off
Zorbalık yapan kişiye uzaklaşmasını söyledi
geri çekilmek
birini tehdit etmeyi veya ona yaklaşmayı bırakmak
He told the aggressive man to back off
Agresif adama geri çekilmesini söyledi
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
aramak
telefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
priz
Sahnededuvardaki elektrik bağlantı noktası
Where is the electrical outlet?
Elektrik prizi nerede?
çıkış yolu
duyguların veya enerjinin dışarı aktarıldığı yol
Art is a great emotional outlet
Sanat harika bir duygusal çıkış yoludur
yayın kuruluşu
haberleri aktaran kuruluşlar
Several news outlets covered the event
Birçok yayın kuruluşu olayı haberleştirdi
satış mağazası
bir şeyler satın aldığınız yer
He bought shoes at the outlet
Ayakkabıları satış mağazasından aldı
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
aksan
bir kişinin kelimeleri söyleyiş biçimi
She speaks with a French accent
O Fransız aksanıyla konuşuyor
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
kişilik
Sahnedebir kişinin kendine özgü nitelikleri
She has a strong personality
Onun güçlü bir kişiliği var
internet fenomeni
internette geniş kitlelerce tanınan ünlü kişi
She is a popular internet personality
O popüler bir internet fenomeni
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
çizgi
Sahnedebir yüzey üzerindeki uzun ince iz
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
hat
telefon bağlantısı veya teli
The line is busy
Hat meşgul
replik
konuşmada geçen bir cümle veya söz
I forgot my line
Repliğimi unuttum
devre arası
Sahnedebir maçın iki yarısı arasındaki dinlenme süresi
The players are resting at halftime
Oyuncular devre arasında dinleniyorlar
elektrikçi
Sahnedeelektrik sistemleri üzerine çalışan kişi
The electrician fixed the light
Elektrikçi ışığı tamir etti
elektrikçi
elektrik sistemlerini kuran veya tamir eden kişi
I called an electrician to fix the lights
Işıkları tamir etmesi için bir elektrikçi çağırdım
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
sahip olmak
değerli bir şeye sahip olmak
She sits on a fortune
Büyük bir servete sahip
bir ara
Sahnedebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
bir ara
belirli olmayan bir zaman
Let's meet for coffee sometime
Bir ara kahve içmek için buluşalım
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
sinir bozucu
Sahnedehafif öfke veya rahatsızlık veren
That noise is very annoying
Bu gürültü çok sinir bozucu
rahatsız edici
hafif bir öfkeye veya üzüntüye neden olan
This loud noise is very annoying
Bu yüksek ses çok rahatsız edici
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
arkadaş
Sahnedebir arkadaş için kullanılan gayriresmi kelime
He is my best mate
O benim en iyi arkadaşım
mat etmek
rakibin şahını kıstırarak satranç oyununu kazanmak
I can mate the king in two moves
Şahı iki hamlede mat edebilirim
kaptan yardımcısı
gemi kaptanına yardım eden görevli
The mate checked the ship supplies.
Kaptan yardımcısı gemi malzemelerini kontrol etti.
çiftleşmek
üremek için cinsel birleşme yapmak
Animals mate in the spring
Hayvanlar ilkbaharda çiftleşir
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var