

Friends — 4. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
335 kelime
Seviye
meraklı
Sahnedebelirli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a computer geek
O bir bilgisayar meraklısı
tutkun
Sahnedebelirli bir konuya büyük ilgi duyan kişi
She is a movie geek
O bir film tutkunu
inek
belirli bir konuya aşırı ilgi duyan kişi
He is a science geek
O bir bilim ineği
teknoloji tutkunu
teknoloji veya bilgisayarlara çok ilgi duyan kişi
He is a computer geek
O bir bilgisayar kurdu
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
çarşaf
Sahnedeyatak üzerine serilen ince kumaş
I need a clean sheet for the bed
Yatak için temiz bir çarşafa ihtiyacım var
çarşaf
yatağı örtmek için kullanılan büyük kumaş parçası
I put a clean sheet on the bed
Yatağa temiz bir çarşaf serdim
kağıt
ince ve düz kağıt parçası
Please write your name on a sheet of paper
Lütfen adınızı bir kağıda yazın
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
kabul edilen durum
Sahnedekesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
dikkate alındığında
bir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
verilmiş
bir şeyin doğru olduğu veya var olduğu varsayıldığında
Given the circumstances he is doing well
Koşullar göz önüne alındığında o gayet iyi durumda
dikkate
bir şeyi göz önüne alarak
Given the weather we should stay home
Havayı dikkate alırsak evde kalmalıyız
çalışmak
Sahnedebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
aylaklık etmek
Sahnedevaktini hiçbir yararlı iş yapmadan geçirmek
He spends his time sitting around
Vaktini aylaklık ederek geçiriyor
dinlenmek
rahatça oturup yorgunluk atmak
We sat around after lunch
Öğle yemeğinden sonra oturup dinlendik
oturarak beklemek
bir şeyin olmasını beklerken oturmak
We sat around for an hour
Bir saat oturarak bekledik
boş durmak
hiçbir şey yapmadan hareketsiz kalmak
We just sat around all day
Bütün gün sadece boş durduk
oturup boş durmak
bir şey yapmadan zaman geçirmek
They sit around all day
Bütün gün oturup boş duruyorlar
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
biriktirmek
Sahnedegelecekte kullanmak için saklamak
I save money every month
Her ay para biriktiririm
kurtarmak
Sahnedekötü bir durumun önüne geçmek
We saved the project
Projeyi kurtardık
kurtarmak
birini tehlikeden veya ölümden kurtarmak
The doctor saved his life
Doktor onun hayatını kurtardı
kaçırmak
Sahnedebir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
bağırmak
Sahnedebirine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
en iyi arkadaş
Sahnedeen çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
çok yakın bir dost
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en yakın arkadaş
diğer herkesten daha çok sevdiğiniz kişi
She is my best friend
O benim en yakın arkadaşım
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
lise
Sahnedeöğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
lise
ergenlerin eğitim gördüğü okul
She is a high-school student
O bir lise öğrencisi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
mesane
Sahnedeidrarın toplandığı organ
The bladder stores urine
Mesane idrarı depolar
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
Sahnedeheyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
Sahnedesıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
büzülme
Sahnededaha kısa veya dar hale gelme süreci
Thermal contraction happens in cold weather
Termal büzülme soğuk havalarda olur
kasılma
bir kasın aniden gerilmesi veya sıkılaşması
She felt a muscle contraction
Bir kas kasılması hissetti
gergin
Sahnedegergin veya kolayca sinirlenen
He felt edgy before the exam
Sınavdan önce gergin hissetti
sıradışı
alışılmışın dışında olan modern ve cüretkar tarz
She has an edgy fashion style
Onun sıradışı bir moda tarzı var
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
dinozor
Sahnedeeski zamanlarda yaşamış nesli tükenmiş bir sürüngen
He loves dinosaurs
Dinozorları sever
dinozor
çok uzun zaman önce yaşamış büyük bir hayvan
The dinosaur is huge
Dinozor devasadır
dinozor
çok eski ve artık işe yaramayan şey
This old computer is a dinosaur
Bu eski bilgisayar bir dinozor
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
asmak
ıslak çamaşırları kuruması için ipe dizmek
I hang out the laundry in the sun
Çamaşırları güneşte asıyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
takılmak
arkadaşlarla rahat bir şekilde vakit geçirmek
We like to hang out on weekends
Hafta sonları takılmaktan hoşlanırız
vakit geçirmek
arkadaşlarla dinlenerek zaman harcamak
They hang out at the park every day
Her gün parkta vakit geçirirler
oyalanmak
biriyle rahat bir ortamda zaman harcamak
We hung out at my house
Benim evimde oyalandık
birlikte olmak
arkadaşlarla keyifli bir şekilde beraber olmak
Let's hang out this evening
Bu akşam birlikte olalım
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
evcil hayvan
Sahnedekeyif ve arkadaşlık için beslenen hayvan
I have a pet dog
Evcil bir köpeğim var
okşamak
bir hayvanı veya kişiyi nazikçe okşamak
He petted the cat
Kediyi okşadı
evcil hayvan
evde beslenen hayvan
I have a pet dog
Bir evcil köpeğim var
PET taraması
vücuttaki dokuların işleyişini gösteren tıbbi görüntüleme testi
The doctor ordered a PET scan
Doktor bir PET taraması istedi
çözmek
Sahnedebir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kulübe
Sahnedeküçük ve basit bir bina veya ev
He lives in a small hut
Küçük bir kulübede yaşıyor
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
parti
Sahnedeinsanların kutlama yapmak veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlik
I am going to a party
Bir partiye gidiyorum
eğlenmek
bir parti veya kutlamaya katılmak
They party all night
Bütün gece eğlendiler
bölme
Sahnedebir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
taş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
güvenlik
Sahnedetehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
güvenlik
bir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
bekarlığa veda partisi
Sahnedeevlenmek üzere olan bir erkek için düzenlenen parti
He is planning his bachelor party
Bekarlığa veda partisini planlıyor
bekarlığa veda partisi
evlenmek üzere olan erkeklerin yaptığı kutlama
They went to Las Vegas for the bachelor party
Bekarlığa veda partisi için Las Vegas'a gittiler
bekarlığa veda partisi
evlenecek erkeğin düğün öncesi arkadaşlarıyla düzenlediği kutlama
He went to a bachelor party last night
Dün gece bir bekarlığa veda partisine gitti
bekarlığa veda partisi
damadın düğününden hemen önce erkek arkadaşlarıyla düzenlediği eğlence
They went to a bachelor party last night
Dün gece bir bekarlığa veda partisine gittiler
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
çok sevmek
Sahnedebir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
arkadaş
Sahnedetanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
He is a friend from school
O okuldan bir arkadaşım
dost
çok iyi tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
We have been friends for years
Yıllardır dostuz
destekçi
bir şeyi destekleyen kişi
He is a friend of the arts
O sanatın bir dostudur
kontrolünü kaybetmek
Sahnedeçok sinirlenmek veya üzülmekten dolayı kendini kaybetmek
He lost it when he saw the broken vase
Kırık vazoyu gördüğünde kontrolünü kaybetti
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi