

Friends — 5. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
359 kelime
Seviye
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
ejderha
Sahnedehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
ejderha
Uzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
Dragon is a language
Dragon bir dildir
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin yapılması için ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektirir
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
öğretmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kimse
The teacher explains the lesson
Öğretmen dersi açıklıyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
toz
Sahnedeince ve serbest taneciklerin oluşturduğu kuru kütle
The snow was like powder
Kar toz gibiydi
barut
ateşlendiğinde patlayabilen kuru madde
The gunpowder exploded loudly
Barut yüksek sesle patladı
toz haline getirmek
bir şeyi çok küçük kuru parçacıklara dönüştürmek
You must powder the dried spices
Kurutulmuş baharatları toz haline getirmelisin
yağmur
Sahnedegökyüzünden düşen su
I love the rain
Yağmuru severim
yağmak
Sahnedebulutlardan su düşmesi
It will rain today
Bugün yağmur yağacak
serpmek
Sahnedebir yüzeyin üzerine küçük parçalar halinde dökmek
Sprinkle some salt on the food
Yemeğin üzerine biraz tuz serp
pasta süsü
yiyeceklerin üzerine serpilen küçük şeker parçaları
She put sprinkles on her ice cream
Dondurmasının üzerine pasta süsü koydu
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
algılamak
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
Sahnedebir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
güzel kokulu
Sahnedehoş bir kokusu olan
The flowers are good smelling
Çiçekler güzel kokulu
banyo
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
tuvalet
tuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
takma ad
Sahnedegerçek ismin yerine kullanılan isim
My nickname is Sam
Takma adım Sam
lakap
birine verilen samimi veya komik isim
He has a funny nickname
Onun komik bir lakabı var
lakap takmak
birine gerçek adının yerine kullanılan samimi bir isim vermek
They nicknamed him Slim
Ona Slim lakabını taktılar
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
eğitmen
Sahnedebir beceriyi öğreten kişi
She is a yoga instructor
O bir yoga eğitmenidir
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
yaklaşım
Sahnedebir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
hizmet
Sahnedebaşkaları için yapılan yardım veya iş
The service at this hotel is great
Bu oteldeki hizmet harika
ayin
resmi bir tören veya toplantı
We attended a church service
Bir kilise ayinine katıldık
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
yan
Sahnedebir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
taraf
Sahnedebir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
yön
bir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
takılmak
Sahnedebelli bir amaç olmadan bir yerde vakit geçirmek
They like to hang around the mall
Alışveriş merkezinde takılmayı severler
takılmak
bir yerde amaçsızca vakit geçirmek
They like to hang around in the park
Parkta takılmayı severler
oyalanmak
bir yerde boş boş durup vakit harcamak
Don't hang around here after work
İşten sonra burada oyalanma
takılmak
bir yerde bir şey yapmadan zaman geçirmek
I like to hang around at the park
Parkta takılmayı severim
bölüm
Sahnedebir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
uzay gemisi
Sahnedeuzayda seyahat eden araç
The spaceship landed on Mars
Uzay gemisi Mars'a indi
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
bol şans
Sahnedebirine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
dalga geçmek
Sahnedebiriyle kötü niyetle alay etmek
Stop making fun of him
Onunla dalga geçmeyi bırak
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
kulağa gelmek
Sahnedebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
ağaç dalı
Sahnedeağaç gövdesinden çıkan büyük dal
The bird sat on a thick limb
Kuş kalın bir dala kondu
uzuv
insan veya hayvanın kolu ya da bacağı
He injured a limb in the accident
Kazada bir uzvuna zarar verdi
macun
Sahnedeyumuşak ve ıslak karışım
This paste is thick
Bu macun koyu kıvamlı
yapıştırıcı
Sahnedeyapışkan özelliğe sahip yumuşak madde
Use the paste for the paper
Kağıt için yapıştırıcıyı kullan
yapıştırıcı
bir şeyi yapıştırmak için kullanılan yumuşak ve ıslak karışım
I need some paste for this project
Bu proje için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
uç
Sahnedekeskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
düzenli
Sahnedetemiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
harika
çok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
buz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli olan
Please keep your desk neat
Lütfen masanı düzenli tut
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
çekmece
Sahnedemasa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
çekmece
mobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
külot
iç çamaşırı için kullanılan gayriresmi terim
He put on a clean pair of drawers
Temiz bir külot giydi
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
uydurmak
bir hikaye veya bahane yaratmak
He had to make up an excuse
Bir bahane uydurmak zorundaydı
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik