

Friends — Season 5 Episode 17
Kelimeler ve anlamları
365 kelime
Seviye
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiç
herhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
basmak
birinin özel bir şey yaptığı sırada aniden odaya girmek
I accidentally walked in on them
Yanlışlıkla onları bastım
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
ince dal
Sahnedebir ağacın çok küçük ve ince dalı
The bird sat on a twig
Kuş ince bir dala kondu
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
el sıkışmak
selamlaşmak için birinin elini tutmak
They shake hands
El sıkışırlar
tokalaşmak
selamlaşırken veya veda ederken elleri tutup aşağı yukarı sallamak
They always shake hands
Her zaman tokalaşırlar
katkıda bulunmak
para veya yardım vererek destek olmak
Everyone chipped in to buy the gift
Hediyeyi almak için herkes katkıda bulundu
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
heyecanlı
Sahnedebir şey hakkında çok mutlu ve coşkulu hissetmek
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
heyecanlı
çok mutlu ve istekli hissetmek
She is excited to meet you
Seninle tanışacağı için heyecanlı
heyecanlı
çok mutlu veya istekli hissetme durumu
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
bot
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
suda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
el sallamak
Sahnedeselamlaşmak veya vedalaşmak için elini hareket ettirmek
Wave hello to your grandmother
Büyükannene el salla
dalga
suyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
aşmak
bir şeyi aşmak veya üstesinden gelmek
It took her a long time to get past the failure
Başarısızlığı aşması uzun zaman aldı
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
mantıksız
Sahnedemantıklı olmayan veya sağduyuya aykırı
He has an irrational fear of spiders
Örümceklere karşı mantıksız bir korkusu var
irrasyonel
basit bir kesir olarak yazılamayan
Pi is an irrational number
Pi irrasyonel bir sayıdır
flört etmek
Sahnedebirine ilgi duyuyormuş gibi davranmak
She is flirting with him
Onunla flört ediyor
tutmak
Sahnedebir şeyi elleriyle veya kollarıyla tutmak
Please hold my hand
Lütfen elimi tut
almak
bir şeyi belirli bir yerde tutmak
This bottle holds two liters
Bu şişe iki litre alır
düzenlemek
bir etkinliği organize etmek ve yürütmek
They hold a meeting every Monday
Her Pazartesi bir toplantı düzenlerler
beklemek
durmak ve beklemek
Please hold the line
Lütfen hatta bekleyin
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan uyandırmak
Please wake me up early
Lütfen beni erken uyandır
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up at 7 AM
Sabah 7'de uyanırım
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
çok fazla
Sahnedebüyük bir dereceye kadar
I messed up bigtime
Büyük bir hata yaptım
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
köpekbalığı
Sahnedekeskin dişleri olan büyük bir deniz balığı
The shark is swimming
Köpekbalığı yüzüyor
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
Sahnedebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
rozet
Sahnedekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
memur
Sahnedeyetkili bir konumda olan kişi
The police officer helped the tourist
Polis memuru turiste yardım etti
yükümlü
Sahnedebir şeyi yapmaya karşı görevi olmak
He is obligated to pay the fine
Cezayı ödemekle yükümlüdür
zorunlu hissetmek
bir şeyi yapmanız gerektiğini hissetmek
I felt obligated to help her
Ona yardım etmek zorunda hissettim
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
tortilla
SahnedeMeksika'ya özgü ince ve yuvarlak bir ekmek
I love eating tortillas with beans
Tortillayı fasulye ile yemeyi severim
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
dolambaçlı yol
Sahnedebir şeyden kaçınmak için gidilen daha uzun yol
We had to take a detour
Dolambaçlı bir yoldan gitmek zorunda kaldık
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
kaban
Sahnedediğer kıyafetlerin üzerine giyilen uzun dış giysi
This coat is very long
Bu kaban çok uzun
palto
sıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
kaban
soğuk havalarda vücudu sıcak tutmak için giyilen üst giysi
Put on your coat before going outside
Dışarı çıkmadan önce kabanını giy