

Friends — Season 7 Episode 13
Kelimeler ve anlamları
400 kelime
Seviye
şaplak atmak
Sahnedebirinin kalçasına avuç içiyle vurmak
The mother spanked the child
Anne çocuğa şaplak attı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
tavan
Sahnedebir odanın iç kısmındaki üst yüzey
The ceiling is white
Tavan beyazdır
üst sınır
bir şey için izin verilen en yüksek miktar
The government set a price ceiling
Hükümet bir fiyat üst sınırı belirledi
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
güle güle
veda etmek için kullanılan bir söz
Bye bye, see you later
Güle güle, sonra görüşürüz
hoşça kal
veda etme yolu
I said bye bye to my friend
Arkadaşıma hoşça kal dedim
bay bay
veda edip ayrılmak
He waved and said bye bye
El salladı ve bay bay dedi
yok
artık mevcut olmayan
The money is bye bye
Para artık yok
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
boş vermek
Sahnedebir şeyi önemsiz görüp reddetmek
Screw the rules
Kuralları boş ver
kazıklamak
birini adaletsizce kandırmak
He screwed me
Beni kazıkladı
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They screwed
Seviştiler
batırmak
bir şeyi yanlış veya kötü yapmak
I screwed up the job
İşi batırdım
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
inmek
daha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
bağlı olmak
bir şeyin sonucunun başka bir etkene dayanması
The result comes down to one vote
Sonuç tek bir oya bağlı
yağmak
yağmurun gökten yere düşmesi
The rain is coming down hard
Yağmur şiddetli yağıyor
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
karar
Sahnedebir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
deneme
Sahnedebir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
duruşma
birinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
yargılama
birinin suçlu olup olmadığına karar verilen resmi mahkeme
The trial lasted for two weeks
Yargılama iki hafta sürdü
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
modası geçmiş
Sahnedeartık kullanılmayan veya yararsız olan
CDs are now obsolete
CD'ler artık modası geçmiş durumda
toner
Sahnedeyazıcı ve fotokopilerde kullanılan ince kuru toz
The printer needs more toner
Yazıcının daha fazla tonere ihtiyacı var
toner
Sahnedelazer yazıcılarda ve fotokopilerde kullanılan toz
I bought a new toner cartridge
Yeni bir toner kartuşu aldım
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
bronz
Sahnedegüneşe maruz kalma sonucu cildin koyulaşması
She has a nice tan
Onun güzel bir bronzluğu var
bronz
açık kahverengi bir renk
Her dress is a beautiful tan color
Elbisesi güzel bir bronz renginde
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
parlama
Sahnedegözü kamaştıran güçlü ışık
The glare from the snow was intense
Karın parlaması çok yoğundu
dik dik bakmak
öfkeyle bakmak
She glared at him in anger
Ona öfkeyle dik dik baktı
ters ters bakmak
birine çok kızgın bir şekilde bakmak
He glared at me
Bana ters ters baktı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
telafi etmek
bir hatayı düzeltmek için iyi bir şey yapmak
I will make it up to you
Bunu sana telafi edeceğim
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
yumuşak
Sahnedesert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
formsuz
fiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
yumuşak
dokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
kayırmak
Sahnedebirine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
sel
Sahnedekuru karayı kaplayan büyük miktarda su
The river caused a flood
Nehir bir sele neden oldu
akın etmek
çok büyük sayılarda bir yere gelmek
People flood the streets
İnsanlar sokaklara akın ediyor
sular altında bırakmak
genellikle kuru olan bir alanı suyla kaplamak
The river will flood the fields
Nehir tarlaları sular altında bırakacak
dün
Sahnedebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
emlak
insanların alıp sattığı arazi ve binalar
He works in real estate
O emlak sektöründe çalışıyor
dinlenme salonu
Sahnederahatlamak için kullanılan konforlu oda
We waited in the airport lounge
Havalimanı dinlenme salonunda bekledik
yayılmak
rahat bir şekilde oturmak veya uzanmak
He likes to lounge on the sofa
Kanepede yayılmayı sever
bar
insanların içki alıp içebileceği mekan
They are sitting in the hotel lounge
Otelin barında oturuyorlar
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
bir yerde çalışmak
bir kurumda görevli olmak
She works in a big office
O büyük bir ofiste çalışıyor
uygun olmak
bir duruma elverişli olmak
This desk works in that corner
Bu masa o köşeye uygun
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
vakit ayırmak
yoğun bir programa dahil etmek
Can you work in an appointment
Bir randevu için vakit ayırabilir misin
mali yönetim
para ve varlıkların yönetilmesi
The company specializes in work in
Şirket mali yönetim konusunda uzman
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
daire
Sahnedeyaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
brownie
Sahnedeküçük bir çikolatalı kek
I love eating brownies
Brownie yemeyi severim
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
yapışkan madde
Sahnedekoyu, yapışkan ve kirli madde
There is some gook on the table
Masada bazı yapışkan şeyler var
çok sevmek
Sahnedebir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
Sahnedebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
yer almak
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
kıç
vücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
gibi görünüyor
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
pencere
Sahnedeışık girmesini sağlayan, duvarda veya kapıda bulunan camlı alan
She opened the window
Pencereyi açtı
pencere
Sahnededuvarda bulunan cam kaplı açıklık
The window is broken
Pencere kırık
fırsat aralığı
bir şeyin yapılması için uygun olan kısıtlı zaman
We have a narrow window to finish the project
Projeyi bitirmek için kısıtlı bir zamanımız var
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
kaya
Sahnedesert ve katı mineral madde
The rock is heavy
Kaya ağır
harika olmak
çok iyi veya etkileyici olmak
You rock
Harikasın
sallamak
bir şeyi yavaşça ileri geri hareket ettirmek
She rocked the baby
Bebeği salladı
rock müzik
güçlü ritimli popüler müzik tarzı
I love rock music
Rock müziği severim
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
ıslak
Sahnedesu veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
bahşiş veren
Sahnedebahşiş veren kişi
He is a generous tipper
O cömert bir bahşiş verendir
yuvarlanan
Sahnedesürekli dönerek ilerlemek
The ball is rolling
Top yuvarlanıyor
yuvarlanan
kendi etrafında dönerek hareket eden
The ball is rolling on the floor
Top yerde yuvarlanıyor
dönen
sürekli hareket halinde olan
Watch the rolling wheels move
Dönen tekerleklerin hareketini izle
sürekli
durmadan devam eden
They have a rolling schedule
Sürekli bir programları var
ampul
ışık veren cihaz
The light bulb is broken
Ampul bozuk
parlak fikir
aniden akla gelen yaratıcı düşünce
That idea was a real light bulb
O gerçekten parlak bir fikirdi
açı
Sahnedeiki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
bakış açısı
bir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
açı
iki doğrunun birleştiği yerdeki açıklık
This angle is ninety degrees
Bu açı doksan derecedir
melek
Sahnedebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
ağaç dalı
Sahnedeağaç gövdesinden çıkan büyük dal
The bird sat on a thick limb
Kuş kalın bir dala kondu
uzuv
insan veya hayvanın kolu ya da bacağı
He injured a limb in the accident
Kazada bir uzvuna zarar verdi
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
Easy-Bake fırını
çocuklar için bir oyuncak fırın markası
She got an Easy Bake oven for her birthday
Doğum günü için bir Easy Bake fırını aldı
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar