

Friends — Season 8 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
366 kelime
Seviye
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
gerçekten
Sahnedegerçek ve dürüst bir şekilde
I am genuinely sorry
Gerçekten üzgünüm
ilgi ve takdir
Sahnedebirinin hak ettiği ilgi veya övgü
He stole my thunder
Benim dikkat çekme fırsatımı çaldı
gök gürültüsü
fırtınada şimşekten sonra çıkan yüksek ses
I hear the thunder
Gök gürültüsünü duyuyorum
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
evli
Sahnedeeşi olan
He is married
O evli
evlenmek
biriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
inmek
daha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
Let's go down to the beach
Plaja inelim
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli bir olay
çok büyük önemi olan bir durum
Winning the game is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
dans pisti
insanların dans ettiği alan
The dance floor is full
Dans pisti dolu
eğitim
Sahnedebecerileri öğrenme veya öğretme süreci
The company provides training for new employees
Şirket yeni çalışanlar için eğitim sağlıyor
antrenman
gücü veya beceriyi geliştirmek için yapılan fiziksel aktivite
He focuses on his training
Antrenmanına odaklanıyor
çalışma
düzenli alıştırma ile bir spora hazırlanma süreci
They started their training
Çalışmalarına başladılar
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
kaydolmak
Sahnedebir şeye kayıt yaptırmak
I want to register for the class
Derse kaydolmak istiyorum
yazar kasa
mağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kayıt
resmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
kaydetmek
resmi bir listeye veya yere işlemek
Please register your name here
Lütfen isminizi buraya kaydedin
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
idare etmek
Sahnedebirkaç işi aynı anda yürütmeye çalışmak
She has to juggle work and family
İş ve aileyi aynı anda idare etmek zorunda
joklörlük yapmak
nesneleri havaya atıp sürekli yakalama eylemi
He learned to juggle during the summer
Yaz boyunca joklörlük yapmayı öğrendi
havada çevirmek
birden fazla nesneyi eş zamanlı olarak havaya atıp tutmak
She can juggle four oranges at once
Aynı anda dört portakalı havada çevirebilir
kale
Sahnedesavunma amacıyla kullanılan güçlü bina
The soldiers stayed in the fort
Askerler kalede kaldı
olağandışı bir şekilde
Sahnedeçok sıra dışı veya anormal bir şekilde
He is freakishly tall
O, olağandışı derecede uzun
ıslatmak
Sahnedebir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Soak the towel in water
Havluyu suda ıslat
sırılsıklam etmek
tamamen ıslatmak
The rain soaked my clothes
Yağmur kıyafetlerimi sırılsıklam etti
banyo
uzun ve rahatlatıcı bir banyo
I had a nice long soak in the tub
Küvette güzel ve uzun bir banyo yaptım
banyo yapmak
su dolu bir küvette oturmak
I like to soak in the tub
Küvette banyo yapmayı severim
ölü
Sahnedeartık yaşamayan
The flower is dead
Çiçek ölü
bitmiş
çok ciddi bir sorun içinde olan
If the boss finds out I am dead
Eğer patron öğrenirse bittim
tam
çok veya tamamen
The shot was dead center
Atış tam merkezdeydi
uyuşmuş
geçici olarak hissizleşmiş
My leg is dead
Bacağım uyuşmuş
kızgın
Sahnedegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
rol çalmak
başkasının alması gereken ilgiyi veya övgüyü çalmak
Don't steal my thunder
Rolümü çalma
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
ileride
Sahnedeşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
öhöm
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
dikkat sesi
birini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
süper
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
yön
Sahnedebir şeyin parçası veya özelliği
Consider every aspect of the problem
Problemin her yönünü değerlendirin
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
oyuncu kadrosu
Sahnedebir film veya oyundaki oyuncuların tamamı
The cast was great
Oyuncu kadrosu harikaydı
alçı
kırık bir kemiği desteklemek için kullanılan sert sargı
He has a cast on his arm
Kolunda alçı var
fırlatmak
bir şeyi havaya atmak veya göndermek
He cast the line into the water
Olta iğnesini suya fırlattı
görünüş
bir şeyin dıştan izlenimi veya sahip olduğu renk tonu
Her face had a sad cast
Yüzünde hüzünlü bir görünüş vardı
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
bebeğim
sevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
on bir
Sahnede11 sayısı
I have eleven apples
On bir elmam var
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
kadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
The train arrives at ten
Tren saat onda varıyor
ulaşmak
bir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
varmak
bir yere gelmek
When did you arrive
Ne zaman vardın
varmak
yolculuk sonunda hedefe ulaşmak
They arrived in London
Londra'ya vardılar
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
hanımefendi
Sahnedeyetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
hanımlar
kadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
doğrudan
bir şeyin yapılması için verilen komut
He gave a direct order
Doğrudan bir emir verdi
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
evlenmek
evlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
botanikçi
Sahnedebitkileri inceleyen bilim insanı
The botanist studies rare flowers
Botanikçi nadir çiçekleri inceler
botanikçi
bitkileri inceleyen kişi
She is a skilled botanist
O yetenekli bir botanikçidir
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
masa
düz bir yüzeye sahip mobilya parçası
We need a new kitchen table
Yeni bir mutfak masasına ihtiyacımız var
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
tören
Sahnederesmi bir etkinlik veya ritüel
The wedding ceremony was beautiful
Düğün töreni güzeldi
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
el
Sahnedekolun parmaklarla biten uç kısmı
Wash your hands
Ellerini yıka
yardım
birine verilen yardım veya destek
Can you give me a hand
Bana yardım edebilir misin
kontrol
bir şeyi yönetme veya kontrol etme gücü
The project is in my hands
Proje benim kontrolümde
uzatmak
bir şeyi el kullanarak birine vermek
Please hand me the pen
Lütfen bana kalemi uzat
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
sopa
Sahnedebir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
saplamak
bir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
tek ayak üzerinde zıplamak
Sahnedetek ayak üzerinde zıplayarak ilerlemek
He can hop on one foot
Tek ayak üzerinde zıplayabilir
şerbetçiotu
bira yapımında kullanılan bir bitki
People use hops to flavor beer
İnsanlar birayı tatlandırmak için şerbetçiotu kullanır
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
pembe dizi
Sahnedegünlük yaşamı konu alan televizyon dizisi
She watches a soap opera every day
Her gün pembe dizi izler
sabun
yıkama için kullanılan madde
I wash my hands with soap
Ellerimi sabunla yıkarım
sabun
temizlik amacıyla kullanılan madde
This soap smells like lemon
Bu sabun limon gibi kokuyor