

Friends — Season 8 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
447 kelime
Seviye
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
her ne olursa olsun
Sahnedeher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
Sahnedeevlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
kuğu
Sahnedeuzun boyunlu, büyük, beyaz bir su kuşu
The swan is swimming in the lake
Kuğu gölde yüzüyor
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
evlenmek
evlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
hafifletmek
Sahnedeacıyı veya kötü bir duyguyu azaltmak
This medicine will relieve your pain
Bu ilaç ağrını hafifletecek
kurtarmak
birini bir sorumluluktan veya görevden uzaklaştırmak
He was relieved of his duties
Görevinden alındı
nöbetini devralmak
birinin işteki yerini almak
I will relieve you at six
Saat altıda nöbetini devralacağım
yükünü almak
birinin elindeki şeyi alarak ona yardım etmek
Let me relieve you of your heavy bag
Ağır çantanın yükünü alayım
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
biriyle çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
He is going out with Sarah
Sarah ile çıkıyor
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
metro
Sahnedeyer altından giden tren hattı
I go to work by subway
İşe metro ile giderim
metro
yer altından giden tren sistemi
I took the subway to work
İşe gitmek için metroya bindim
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
uğramak
bir yere gitmek veya gelmek
Can you get over to my house?
Evime uğrayabilir misin?
atlatmak
bir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
kendini önemsemeyi bırakmak
kendini çok ciddiye almayı bırakmak
You need to get over yourself
Kendini önemsemeyi bırakmalısın
aşmak
bir sayı veya miktardan fazla olmak
The price will get over fifty dollars
Fiyat elli doların üzerine çıkacak
geçmek
bir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
ısıtmak
bir şeyi sıcak veya daha sıcak hale getirmek
Warm up the soup
Çorbayı ısıt
ısınmak
bir şeye hazırlanmak için yapılan kısa aktivite
You should warm up before exercise
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınmak
bir aktiviteye hazırlanmak için yapılan hareketler
You should warm up before exercising
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınma
ana egzersizden önce yapılan hareketler dizisi
We do a warm up before sports
Spora başlamadan önce ısınma yaparız
alışmak
bir duruma veya kişiye karşı daha samimi hissetmeye başlamak
She eventually warmed up to the new boss
Sonunda yeni patronuna alıştı
ısınmak
spor veya egzersizden önce vücudu hazırlamak
You need to warm up before you run
Koşmadan önce ısınman gerekiyor
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
yazı tura atmak
Sahnedekarar vermek için yazı tura atmak
Let's flip a coin
Hadi yazı tura atalım
çok heyecanlanmak
aniden çok heyecanlı veya coşkulu hale gelmek
He flipped when he heard the news
Haberi duyunca çok heyecanlandı
fırlatmak
bir şeyi hafifçe atmak
She flipped the coin
Parayı fırlattı
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
kendini kaybetmek
Sahnedeçok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
yitirmek
artık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yürümek
SahnedeDüzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
Mart
Yılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
ilerlemek
düzenli adımlarla ileriye doğru gitmek
The troops march across the field
Birlikler tarladan geçerek ilerliyor
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
büyük
Sahnedeboyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
sevişmek
cinsel yakınlık kurmak
They spent the day fooling around
Günü sevişerek geçirdiler
oyalanmak
şaka yapmak veya ciddi olmamak
Stop fooling around and work
Oyalanmayı bırak ve çalış
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
belirtmek
bir şeye dikkat çekmek
He pointed out the mistake
Hatayı belirtti
belirtmek
bir şeyi açıkça göstermek veya açıklamak
He pointed out the best way to solve the problem
Problemi çözmenin en iyi yolunu belirtti
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
elektrik
Sahnedeışık ve ısı sağlayan elektriksel kuvvet
The power went out
Elektrikler kesildi
güç
bir şeyi yapabilme kapasitesi
He has the power to win
Kazanma gücü var
nüfuz
başkalarını kontrol etme veya etkileme yeteneği
He has a lot of power
Onun çok nüfuzu var
güçle ilerlemek
büyük bir kuvvetle veya enerjiyle hareket etmek
The boat powered through the water
Tekne suyun içinde güçle ilerledi
bozuk para
Sahnedepara olarak kullanılan düz metal parça
I found a coin on the street
Sokakta bir bozuk para buldum
türetmek
yeni bir kelime veya ifade icat etmek
He coined a new term for this phenomenon
O bu fenomen için yeni bir terim türetti
beraber kurmak
Sahnedebir şeyi başka biriyle birlikte başlatmak
They decided to cofound a company
Bir şirket kurmaya karar verdiler
kurtulmak
bir yerden başarıyla ayrılmak
They barely made it out of the building
Binadan ucu ucuna kurtuldular
başarmak
zor bir durumu atlatmak veya başarmak
I don't know if he will make it out
Başarıp başaramayacağını bilmiyorum
seçebilmek
zor görülen veya duyulan bir şeyi anlamak
I can't make out the words
Kelimeleri seçemiyorum
adına düzenlemek
bir çek veya belgeyi belirli bir kişi veya kurum adına hazırlamak
Please make the check out to the company
Lütfen çeki şirket adına düzenleyin
karmaşa
Sahnededüzensiz bir şekilde birbirine karışmış şeyler
The desk was a jumble of papers
Masa, kağıtların olduğu bir karmaşaydı
hamilelik
Sahnedehamile olma durumu
Pregnancy lasts nine months
Hamilelik dokuz ay sürer
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
sevgili
Sahnedemektup başında kullanılan nazik hitap
Dear John
Sevgili John
yalancı
yalan söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancıdır
yol açmak
bir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
ara sıra
zaman zaman; sık olmayan
I go to the cinema once in a while
Ara sıra sinemaya giderim
göz alıcı
Sahnedeson derece çekici veya etkileyici
You look stunning in that dress
Bu elbise içinde göz alıcı görünüyorsun
çarpıcı
çok güzel veya etkileyici
The view from the top is stunning
Zirvedeki manzara çarpıcı
çarpıcı
son derece güzel veya etkileyici
She looked stunning in that dress
O elbise içinde çarpıcı görünüyordu
çarpıcı
son derece çekici veya etkileyici olan
She wore a stunning dress
Çarpıcı bir elbise giymişti
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
hakem
Sahnedebir oyunda kuralların uygulanmasını sağlayan kişi
The ref blew the whistle
Hakem düdüğü çaldı
hakemlik yapmak
bir oyunda kurallara uyulmasını sağlayan görevli olmak
He will ref the final game
Final maçında hakemlik yapacak
Rachel arazisi
bir kişinin yönetimi altındaki isimlendirilmiş bölge
This region is known as Rachel Land
Bu bölge Rachel Arazisi olarak bilinir
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
sebep olmak
bir şeye sebep olmak veya ortaya çıkmasını sağlamak
Stress can bring on a headache
Stres baş ağrısına sebep olabilir
işe almak
birini bir iş için görevlendirmek
We decided to bring on a new assistant
Yeni bir asistanı işe almaya karar verdik
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
harita
Sahnedeyerlerin nerede olduğunu gösteren çizim
Look at the map
Haritaya bak
harita
bir alanı veya bilgileri gösteren çizim
I need a map
Bir haritaya ihtiyacım var
eşlemek
bir şeyi diğeriyle bağlantılandırmak
You need to map these values to the correct items
Bu değerleri doğru öğelerle eşlemeniz gerekiyor
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
erkek
Sahnedesperm üreten cinsiyetle ilgili olan
The male lion has a mane
Erkek aslanın yelesi vardır
erkek
erkek olan kişi
He is a male
O bir erkek
dik dik bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Why are you staring at me
Neden bana dik dik bakıyorsun
bakakalmak
şaşkınlıkla uzun süre bakmak
He stared in surprise
Şaşkınlıkla bakakaldı