

Friends — Season 8 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
470 kelime
Seviye
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
gerçekçi
Sahnedeolayları olduğu gibi kabul eden
We need a realistic plan
Gerçekçi bir plana ihtiyacımız var
gerçekçi
gerçek hayata benzeyen veya gerçek gibi görünen
The painting is very realistic
Tablo çok gerçekçi
yumruk
Sahnedeparmakların sıkıca kapatıldığı el
He clenched his fist
Yumruğunu sıktı
yumruklamak
yumruğu sıkıp bir şeye vurmak
He fisted the table
Masayı yumrukladı
açık fikirli
yeni fikirlere açık olan
She is very open minded
O çok açık fikirli
açık fikirli
yeni düşünceleri kabullenmeye hazır olan
She is very open minded
O çok açık fikirlidir
keçe
Sahnedepreslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
hissetti
dokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
teklif
Sahnedebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
hazırlamak
bir şeyi hazırlamak veya organize etmek
I will make up the guest room
Misafir odasını hazırlayacağım
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
silmek
Sahnedebir yüzeyi sürterek temizlemek
Wipe the table
Masayı sil
bitkin
çok yorgun
I am completely wiped
Tamamen bitkinim
silmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak veya temizlemek
He decided to wipe the hard drive clean
Sabit diski silmeye karar verdi
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
sakinleştirici
Sahnedesakinleştirmek veya gevşetmek için kullanılan ilaç
The doctor prescribed a tranquilizer
Doktor bir sakinleştirici reçete etti
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
adlandırmak
bir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
en uzun
Sahnedeen uzun süre devam eden
This is the longest movie
Bu en uzun film
en uzun
mesafe olarak en büyük ölçüye sahip olan
This is the longest road in the city
Bu şehirdeki en uzun yol
en uzun süreli
zaman bakımından en çok devam eden
That was the longest meeting of the year
Bu yılın en uzun süreli toplantısıydı
en uzun
fiziksel boyut olarak en fazlası
She has the longest hair in the class
Sınıftaki en uzun saça o sahip
hızlı yol
Sahnedehızlı ulaşım için geniş yol
Take the expressway to the city
Şehre gitmek için hızlı yolu kullan
otoyol
hızlı araç sürüşü için geniş yol
The expressway is crowded today
Otoyol bugün kalabalık
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
parıltı
Sahnedeyumuşak ve sabit bir ışık
The lamp gives a soft glow
Lamba yumuşak bir parıltı yayıyor
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
çarpıtmak
Sahnedebir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
dönmek
hızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
zor durum
Sahnedezor veya sıkıntılı bir durum
I am in a bit of a jam
Biraz zor durumdayım
doğaçlama çalmak
müzisyenlerin beraber gayriresmi müzik yapması
The band likes to jam together
Grup birlikte doğaçlama çalmayı sever
reçel
meyve ve şekerle yapılan tatlı ezme
I like strawberry jam
Çilek reçelini severim
pijama
pijamanın gayriresmi adı
I put on my jams before bed
Yatmadan önce pijamalarımı giydim
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
iltifat etmek
Sahnedebirine övgüde bulunmak
He complimented her on her dress
Onun elbisesine iltifat etti
daire
Sahnedeyaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
kaymak
bir yüzeyde yanlışlıkla kaymak
Be careful, don't slip on the ice
Dikkatli ol, buzda kayma
geçmeli ayakkabı
bağcık ya da toka kullanmadan giyilebilen ayakkabı
These slip ons are very comfortable
Bu geçmeli ayakkabılar çok rahat
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kayıt
gerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
adına
biri adına veya onun çıkarına
I am writing on behalf of my company
Şirketim adına yazıyorum
anladım
Sahnedekarşıdakinin ne dediğini anladığını belirtmek
Gotcha, I will do it
Anladım, yapacağım
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
tıklamak
Sahnedebir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tık sesi çıkarmak
kısa ve keskin bir ses çıkarmak
The lock made a click sound
Kilitten bir tık sesi geldi
kavramak
bir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
iyi aydınlatılmış
yeterince ışık alan
The room is well lit
Oda iyi aydınlatılmış
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kızarmış ekmek
Sahnedeısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için içki içmek
Let's make a toast
Hadi kadeh kaldıralım
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
adını vermek
birine veya bir şeye başka birinin ismini vermek
They named the baby after his grandfather
Bebeğe dedesinin adını verdiler
uçurum
Sahnedeyüksek ve dik kaya yüzü
The castle is on a cliff
Kale bir uçurumun üzerindedir
parlamak
Sahnedeaniden görünüp hızla kaybolmak
A light flashed in the sky
Gökyüzünde bir ışık parladı
flaş haber
önemli kısa haber
A news flash interrupted the program
Bir flaş haber programı kesti
parlama
aniden ortaya çıkan parlak ışık
I saw a sudden flash of light
Bir ışık parlaması gördüm
an
çok kısa süre
He finished the job in a flash
İşi bir anda bitirdi
aciz
Sahnedebir şeyi yapma gücü veya yeteneği olmayan
He is incapable of lying
Yalan söyleyemez
ebeveynler
Sahnedeçocuğu büyüten kişiler
Parents must be patient
Ebeveynler sabırlı olmalı
ebeveyn
Sahnedeanne veya babadan biri
Each parent signed the paper
Her ebeveyn kağıdı imzaladı
ebeveynler
bir çocuğun annesi veya babası
My parents are coming to visit
Ebeveynlerim ziyarete geliyor
anne baba
bir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Annemi ve babamı seviyorum
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
bol iç çamaşırı
Sahnedebol kesimli kadın iç çamaşırı
She wore bloomers under her dress
Elbisesinin altına bol iç çamaşırı giydi
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
evcil hayvan
Sahnedekeyif ve arkadaşlık için beslenen hayvan
I have a pet dog
Evcil bir köpeğim var
okşamak
bir hayvanı veya kişiyi nazikçe okşamak
He petted the cat
Kediyi okşadı
evcil hayvan
evde beslenen hayvan
I have a pet dog
Bir evcil köpeğim var
PET taraması
vücuttaki dokuların işleyişini gösteren tıbbi görüntüleme testi
The doctor ordered a PET scan
Doktor bir PET taraması istedi
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim vermek
He shaped the clay
Kili şekillendirdi
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeyin nasıl gelişeceği üzerinde etkili olmak
Education helps to shape our future
Eğitim geleceğimizi şekillendirmeye yardımcı olur
peçe
Sahnedebaşa veya yüze örtülen kumaş parçası
She wore a black veil
Siyah bir peçe taktı
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
binmek
Sahnedebir ata veya araca binip gitmek
I ride a horse
Ata binerim
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
baskı yapmak
birini eleştirmek veya rahatsız etmek
My boss likes to ride me about my speed
Patronum hızım konusunda bana baskı yapmayı sever
yolculuk
bir araçla yapılan seyahat
I enjoyed the car ride
Araba yolculuğundan keyif aldım
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
vefat etmek
hayatı sona ermek
My grandfather passed away last year
Büyükbabam geçen yıl vefat etti
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
bütün
Sahnedetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
sıvazlamak
Sahnedesevgi veya onay belirtisi olarak hafifçe vurmak
She patted the dog
Köpeği sıvazladı
yıldız
Sahnedegökyüzünde ışık noktası şeklinde görünen devasa gaz kütlesi
The stars are bright tonight
Yıldızlar bu gece çok parlak
yıldızım
sizin için çok değerli olan kişi
You are my star
Sen benim yıldızımsın
yıldız
özellikle eğlence dünyasında tanınmış kişi
She is a movie star
O bir film yıldızı
başrol oynamak
bir performansta başrol üstlenmek
He stars in the new play
Yeni oyunda başrol oynuyor
pötikare
Sahnedekareli desenli hafif pamuklu kumaş
She wore a red gingham dress
Kırmızı pötikareli bir elbise giydi