

Friends — Season 9 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
459 kelime
Seviye
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
günahkârcasına
Sahnedeçok büyük bir derecede
The cake is sinfully delicious
Pasta günaha girecek kadar lezzetli
çift
Sahnedeiki parçadan oluşan
We have a double bed
Çift kişilik bir yatağımız var
iki katına çıkarmak
miktarını iki katına getirmek
I want to double my income
Gelirimi iki katına çıkarmak istiyorum
dublör
birinin yerine geçen kişi
He used a double for the stunt
Sahne için bir dublör kullandı
iki üslük vuruş
beyzbolda vurucunun ikinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a double
Oyuncu iki üslük vuruş yaptı
özellikle
Sahnedediğerlerinden daha fazla veya çok
I love fruit, especially apples
Meyveleri severim, özellikle elmaları
anekdot
Sahnedekısa ve ilginç bir hikaye
He told a funny anecdote
Komik bir anekdot anlattı
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
heyecanlı
Sahnedebir şey hakkında çok mutlu ve coşkulu hissetmek
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
heyecanlı
çok mutlu ve istekli hissetmek
She is excited to meet you
Seninle tanışacağı için heyecanlı
heyecanlı
çok mutlu veya istekli hissetme durumu
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
imaj değişikliği
Sahnededış görünüşteki tamamen yenilenme veya değişim
She got a complete makeover for the wedding
Düğün için tamamen yeni bir imaj kazandı
cezaevi
Sahnedesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
hapishane
suç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
sabit
Sahnededeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sabit tutmak
bir şeyi veya birini daha az titrek veya daha dengeli hale getirmek
Hold the ladder steady
Merdiveni sabit tut
baba
Sahnedeebeveyn olan erkek
He is a great father
O harika bir baba
baba
çocuğu olan erkek
My father is a doctor
Babam bir doktordur
yatak başlığı
Sahnedeyatağın baş kısmındaki tahta veya panel
The headboard is made of wood
Yatak başlığı ahşaptan yapılmıştır
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
haz
Sahnedebüyük bir mutluluk hissi
The children played with delight
Çocuklar büyük bir hazla oynadı
sevindirmek
birini çok mutlu etmek
The news will delight the whole family
Bu haber tüm aileyi sevindirecek
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
yavru kediler
Sahnedegenç kediler
The kittens are playing
Yavru kediler oynuyor
minicik
boyut olarak çok küçük olan
Look at that little bitty kitten
Şu minicik kediye bak
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
kırıcı
Sahnedeöfkeye veya kırgınlığa neden olan
That comment was very offensive
Bu yorum çok kırıcıydı
hücum
bir spor veya oyunda saldırmakla ilgili olan
The team uses an offensive strategy
Takım bir hücum stratejisi kullanıyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
yazmak
Sahnedebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
rahatsız etti
Sahnedebirini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
ücret
Sahnedebir hizmet için alınan para miktarı
What is the hourly rate?
Saatlik ücret nedir?
değerlendirmek
bir şeyin kalitesini veya değerini belirlemek
How do you rate this movie?
Bu filmi nasıl değerlendirirsin?
oran
bir şeyin meydana gelme sıklığı
The birth rate is falling
Doğum oranı düşüyor
hak etmek
bir şeye layık veya yeterli değerde olmak
He does not rate a promotion yet
Henüz terfi etmeyi hak etmiyor
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
vuruş
Sahnedemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
neden
hangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
Central Park
çimenlerin ve ağaçların bulunduğu halka açık alan
Central Park is in New York
Central Park New York'tadır
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
manzara
Sahnedebir yerden görülen görüntü
This hotel has a great view
Bu otelin harika bir manzarası var
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
görüş
bir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
program
bir televizyon programı
The view was very funny
Program çok komikti
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
çözmek
Sahnedebir sorunu çözüme kavuşturmak
They hope to resolve the conflict
Anlaşmazlığı çözmeyi umuyorlar
karar vermek
kesin bir karar almak
She resolved to study harder
Daha sıkı çalışmaya karar verdi
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
porno
Sahnedecinsel içerikli materyal
Porn is banned on this website
Bu web sitesinde porno yasaktır
porno
cinsel eylemleri gösteren materyal
The website contains adult porn
Web sitesi yetişkin pornosu içeriyor
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
düşünceli
Sahnedebaşkalarının ihtiyaçlarını önemseyen
He is a very considerate person
O çok düşünceli bir insandır
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
Sahnedebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
cerrahi dikiş
Sahnedebir yarayı kapatmak için kullanılan küçük ip
The wound needs a stitch
Yaranın dikişe ihtiyacı var
dikiş
ciltteki bir kesiği kapatmak için kullanılan ip
The doctor put in five stitches
Doktor beş dikiş attı
yan ağrısı
vücudun yan tarafında hissedilen keskin ağrı
I have a stitch in my side
Yanım ağrıyor
dikmek
iğne ve iplik kullanarak kumaşı birleştirmek
She needs to stitch the torn pocket
Yırtık cebi dikmesi gerekiyor
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
boş boş oturmak
faydalı bir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop sitting around and start working
Boş boş oturmayı bırak ve çalışmaya başla
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
flört etmek
Sahnedebirine ilgi duyuyormuş gibi davranmak
She is flirting with him
Onunla flört ediyor
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgi
bir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
yatırım
Sahnedegelecekte kâr elde etmek amacıyla harcanan para
Education is a long-term investment
Eğitim uzun vadeli bir yatırımdır
yatırım
daha fazla para kazanmak için bir şeye yatırılan para
This is a good investment
Bu iyi bir yatırım
Yatırım
kar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
yıldız
Sahnedeözellikle eğlence dünyasında tanınmış kişi
She is a movie star
O bir film yıldızı
yıldızım
sizin için çok değerli olan kişi
You are my star
Sen benim yıldızımsın
yıldız
gökyüzünde ışık noktası şeklinde görünen devasa gaz kütlesi
The stars are bright tonight
Yıldızlar bu gece çok parlak
başrol oynamak
bir performansta başrol üstlenmek
He stars in the new play
Yeni oyunda başrol oynuyor
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
karın
Sahnedegöğüs ile bacaklar arasında kalan vücudun ön kısmı
He has a big belly
Onun büyük bir karnı var
karın
göğüs ile bacaklar arasında bulunan vücut kısmı
He fell on his belly
Karnının üzerine düştü
mide
yiyeceklerin sindirildiği vücut bölgesi
My belly hurts after eating
Yedikten sonra midem ağrıyor