

Friends — 9. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
476 kelime
Seviye
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
şeker hastalığı
Sahnedevücudun kan şekerini kontrol edemediği tıbbi bir durum
My grandfather has diabetes
Büyükbabamın şeker hastalığı var
başvuru
Sahnedeinceleme için gönderilen belge veya çalışma
The deadline for submission is tomorrow
Başvuru için son tarih yarın
teslimiyet
boyun eğme veya itaat etme durumu
He demanded their submission
Teslim olmalarını istedi
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
uyanmak
Sahnedeuykudan uyanmak
I wake up at 7 AM
Sabah 7'de uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Please wake me up early
Lütfen beni erken uyandır
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
klinik
Sahnedetıbbi tedavi veya uygulama ile ilgili
This is a clinical study
Bu klinik bir çalışmadır
açıkça
Sahnedekolayca görülebilir veya anlaşılabilir bir şekilde
He was evidently tired
Besbelli yorgundu
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
hareket
Sahnedehareket etme veya konum değiştirme eylemi
The car is in motion
Araba hareket halinde
önerge
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
He made a motion to end the meeting
Toplantıyı bitirmek için bir önerge verdi
önerge
mahkemede sunulan resmi teklif
The lawyer filed a motion
Avukat bir önerge sundu
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
güvenle
Sahnedezarar veya risk olmadan
He arrived home safely
Eve güvenle vardı
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız çocuk
genç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
emek
Sahnedefiziksel veya zihinsel çaba
This project required a lot of labor
Bu proje çok fazla emek gerektirdi
doğum
bebeğin dünyaya gelme süreci
She is in labor
Doğum sancıları başladı
etkilemek
Sahnedebirinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
etkilemek
birinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
alışveriş
Sahnedemağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
alışveriş
bir şeyler satın almak için dışarı çıkma aktivitesi
I am going shopping today
Bugün alışverişe gidiyorum
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
sağlıklı
Sahnedeiyi bir sağlık durumuna sahip olma
She is a healthy person
O sağlıklı bir insan
sağlıklı
sağlığa yararlı
Eating fruit is a healthy choice
Meyve yemek sağlıklı bir seçimdir
faydalı
yararlı veya olumlu
A healthy profit is good
İyi bir kar faydalıdır
sağlıksız
bedenen güçlü ve iyi durumda olmayan
He looks not healthy
Sağlıksız görünüyor
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
doruk noktası
Sahnedeen heyecanlı veya önemli nokta
The story reaches its climax
Hikaye doruk noktasına ulaşıyor
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
aklını başından almak
Sahnedebirini aniden ve güçlü bir şekilde aşık etmek
He swept her off her feet
Onun aklını başından aldı
başını döndürmek
birini aniden ve yoğun bir şekilde kendine hayran bırakmak
He swept her off her feet with his charm
Cazibesiyle onun başını döndürdü
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
hevesli
Sahnedegüçlü bir heyecan veya ilgi gösteren
He is very enthusiastic about the project
Proje hakkında çok hevesli
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
desen
Sahnedetekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kalıp
bir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
çevre
Sahnedebir kimseyi veya şeyi çevreleyen koşullar
He works in a quiet environment
Sessiz bir ortamda çalışıyor
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
yemek yemek
Sahnedeyiyecekleri ağza alıp yutmak
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek yeme
yiyecekleri ağza alıp yutma eylemi
Eating is important
Yemek yemek önemlidir
yemek yeme
gıdaları ağza alıp yutma eylemi
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek
ağza yiyecek alıp yutma eylemi
I am eating a healthy lunch
Sağlıklı bir öğle yemeği yiyorum
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
göreceli
başka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
alışveriş yapmak
Sahnedemağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
dükkan
bir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
çocukça
Sahnedeçocuk gibi davranan veya olgunlaşmamış
Stop being so childish
Bu kadar çocukça davranmayı bırak
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
buzdağı
Sahnededenizde yüzen çok büyük buz kütlesi
The ship hit an iceberg
Gemi bir buzdağına çarptı
buzdağı
denizde yüzen devasa buz kütlesi
Icebergs are found in the Arctic
Buzdağları Arktik'te bulunur
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
hastalık
Sahnedesağlıklı olmama durumu
He missed school because of illness
Hastalık nedeniyle okulu kaçırdı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
tahta
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
kurul
bir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This is sperm tastic
Bu müthiş
bağlı olmak
Sahnedebir şeye göre değişmek veya bir şeyin etkisinde olmak
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
itibarını kaybetmek
Sahnedebaşkalarının saygısını kaybetmek
He did not want to lose face
İtibarını kaybetmek istemedi
itibar kaybetmek
insanların gözünde saygınlığını yitirmek
He did not want to lose face in front of his colleagues
Meslektaşlarının önünde itibar kaybetmek istemedi
bilim insanı
Sahnedebilimle uğraşan kişi
He is a famous scientist
O ünlü bir bilim insanıdır
bilim insanı
bilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti
-den dolayı
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
damıtma
Sahnedebir sıvının ısıtılıp soğutularak saflaştırılması işlemi
Distillation is used to make pure water
Saf su yapmak için damıtma kullanılır
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
büyük
Sahnedeboyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
ravioli
Sahnedeet veya peynirle doldurulmuş küçük kare makarna
I love eating ravioli
Ravioli yemeyi çok severim
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
fiziksel
vücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
daha kolay
Sahnedezorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha kolay
yapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
hafif
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan
He called her slutty
Ona hafif dedi
baş belası
Sahnedeçok can sıkıcı veya zor olan kişi
He is a total pain in the ass
O tam bir baş belası
baş belası
çok can sıkıcı veya zor olan durum
This project is a pain in the ass
Bu proje tam bir baş belası
baş belası
can sıkıcı kişi veya durum
Filling out these forms is a pain in the ass
Bu formları doldurmak tam bir baş belası
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
korkutmak
Sahnedebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
şaşırtıcı
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması zor olan
The cost of the project was staggering
Projenin maliyeti şaşırtıcıydı
şaşırtıcı
çok büyük veya hayret verici
The cost was staggering
Maliyet şaşırtıcıydı
şaşırtıcı
büyük bir şaşkınlık veya şok etkisi yaratan
The cost of the project was staggering
Projenin maliyeti şaşırtıcıydı
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
çok korkmak
Sahnedebir şey hakkında çok korkmuş veya endişeli hissetmek
I dread the dentist
Dişçiden çok korkarım
rasta
uzun ve ince parçalar şeklinde bükülmüş saç
He has long dreads
Onun uzun rastaları var
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum