

Friends — Season 10 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
475 kelime
Seviye
aortik
Sahnedekalpten çıkan ana arterle ilgili
He has an aortic valve problem
Onun aortik kapak problemi var
kız arkadaş
Sahnederomantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
oturma odası
evde oturmak ve dinlenmek için kullanılan oda
We are in the living room
Oturma odasındayız
oturma odası
evde dinlenmek ve misafir ağırlamak için kullanılan oda
We are relaxing in the living room
Oturma odasında dinleniyoruz
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
sushi
balık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
et
Sahnedeyiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
et
gıda olarak kullanılan hayvan eti
I like meat
Eti severim
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
çekici
Sahnedegörünüşü hoş veya etkileyici olan
He is a prepossessing young man
O çekici bir genç adam
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
bebeğim
sevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
notlandırmak
Sahnedebir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kademe
bir işte rütbe veya sorumluluk seviyesi
She applied for a higher grade job
Daha yüksek kademeli bir işe başvurdu
sınıf
okuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
yedi
Sahnedealtıdan sonra gelen sayı
I have seven apples
Yedi elmam var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
elle yazmak
Sahnedekalem veya kurşun kalem kullanarak elle yazmak
I handwrite all my letters
Tüm mektuplarımı elle yazarım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
daire
Sahnedemülkiyeti kişiye ait olan apartman dairesi
I bought a small condo in the city
Şehirde küçük bir daire satın aldım
daire
ortak kullanım alanlarına sahip bir binadaki özel konut
They bought a new condo downtown
Şehir merkezinde yeni bir daire satın aldılar
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
dayandırmak
bir şeyi temel almak
I based my opinion on facts
Görüşümü gerçeklere dayandırdım
dayandırmak
bir şeyi başka bir şeyin temeli veya nedeni olarak kullanmak
We base this plan on research
Bu planı araştırmaya dayandırıyoruz
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
kazanmak
Sahnededaha fazlasını elde etmek
She gained a lot of experience
Çok deneyim kazandı
kazanmak
bir şeyi elde etmek
He wants to gain experience
Deneyim kazanmak istiyor
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
raptiye
Sahnedeşeyleri tahtaya sabitlemek için kullanılan kısa ve keskin çivi
He used a tack to hang the photo
Fotoğrafı asmak için bir raptiye kullandı
yaklaşım
bir durumla başa çıkma yolu
We need to try a new tack
Yeni bir yaklaşım denememiz gerekiyor
tutturmak
bir şeyi başka bir şeye sabitlemek
I will tack the note to the wall
Notu duvara tutturacağım
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
dolap
Sahnedekilitlenebilir küçük dolap
Put your bag in the locker
Çantanı dolaba koy
alışveriş
Sahnedemağazalardan ürün satın alma işi
We went shopping yesterday
Dün alışverişe gittik
alışveriş
mağazalardan ürün satın alma etkinliği
Shopping is expensive these days
Bugünlerde alışveriş pahalı
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harf
alfabedeki bir yazı işareti
There are 26 letters
26 harf var
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
Sahnedetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
gelişmiş
Sahnedekarmaşık ve rafine olan
This is a sophisticated system
Bu gelişmiş bir sistem
seçkin
iyi zevklere ve kültüre sahip olan
He has a sophisticated taste in art
Sanatta seçkin bir zevki var
girmek
Sahnedebir yere girmek veya içeri girmek
Please enter the room
Lütfen odaya girin
resmen sunmak
resmi bir ortamda açıklama veya cevap vermek
He entered his plea in court
Mahkemede savunmasını sundu
katılmak
bir etkinlikte yer almak
She entered the competition
O yarışmaya katıldı
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
düzenlemek
Sahnedebir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya organize etmek
I will organize a meeting
Bir toplantı düzenleyeceğim
düzenlemek
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
I need to organize my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
tahmin etmek
Sahnedekanıtı olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
I suspect that he is lying
Yalan söylediğini tahmin ediyorum
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
bir suçtan dolayı suçlu olduğu düşünülen kişi
The suspect was arrested yesterday
Şüpheli dün tutuklandı
şüphelenmek
bir şeyin kanıt olmadan doğru olduğuna inanmak
I suspect he is lying
Yalan söylediğinden şüpheleniyorum
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
aletler
Sahnedebelli bir iş için kullanılan el aletleri
He has many tools in his box
Kutusunda birçok aleti var
bitirmek
bir şeyin tamamını yemek veya kullanmak
I will finish off the cake
Pastayı bitireceğim
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız çocuk
genç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
zeki
Sahnedeakıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
parlak
çok ışık yayan
The sun is very bright
Güneş çok parlaktır
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
parlak
çok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
tam boyutlu
tam veya normal boyutta olan
I bought a full sized mirror
Tam boyutlu bir ayna satın aldım
tam boy
standart veya olağan boyuta sahip olan
They bought a full sized bed for the room
Odaya tam boy bir yatak aldılar
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
Sahnedeyetişkinlik yaşının altındaki kişi
Every child needs love
Her çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ajans
Sahnedebelirli bir hizmet sunan işletme
She works for an advertising agency
Bir reklam ajansında çalışıyor
irade
kendi kararlarını verme gücü
You have the agency to make your own choices
Kendi seçimlerini yapma iraden var
acente
hizmet veren işletme
They work for a travel agency
Bir seyahat acentesinde çalışıyorlar
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı