

Friends — Season 10 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
527 kelime
Seviye
bırakmak
tutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
başarısız
Sahnedebir amaca ulaşamayan
The mission was unsuccessful
Görev başarısızdı
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye karşı olmak
I oppose the new law
Yeni yasaya karşı çıkıyorum
karşı çıkmak
bir şeye veya fikre karşı olmak
They oppose the new plan
Yeni plana karşı çıkıyorlar
prova yapmak
Sahnedebir performans için pratik yapmak
They rehearse the play every day
Oyunu her gün prova yapıyorlar
davul
Sahnedeçubuklarla veya ellerle vurularak çalınan yuvarlak müzik aleti
He plays the drum
O davul çalıyor
varil
sıvıları saklamak için kullanılan büyük yuvarlak metal kap
The oil is in the drum
Yağ varilin içinde
kulak zarı
duymamızı sağlayan kulak içindeki zar
Loud music can damage your ear drum
Yüksek ses kulak zarınıza zarar verebilir
davul çalmak
müzik yapmak için davula vurmak
He likes to drum in his band
O grubunda davul çalmayı sever
makyaj
Sahnedegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
düğün
Sahnedeevlilik töreni
Their wedding was very fun
Düğünleri çok eğlenceliydi
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
evlenmek
evlilik bağı kurmak
They decided to have a wedding and get married
Düğün yapıp evlenmeye karar verdiler
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
kulaklık
Sahnedegenellikle mikrofonu olan kulaklık seti
He is wearing a headset
O bir kulaklık takıyor
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla birleşmek
They decided to wed in June
Haziran ayında evlenmeye karar verdiler
yaymak
Sahnedebir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
sürülebilir gıda
ekmeğe sürülen yumuşak yiyecek
I like chocolate spread
Çikolata kremasını severim
yaymak
bir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
sayfa düzeni
bir yayında yan yana görülen iki sayfa
This magazine has a beautiful spread
Bu dergide güzel bir sayfa düzeni var
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
kar yağmak
Sahnedegökyüzünden donmuş beyaz parçacıklar şeklinde düşmek
It started to snow
Kar yağmaya başladı
kar
Sahnedegökyüzünden düşen donmuş su
There is snow on the ground
Yerde kar var
kar
gökyüzünden düşen donmuş suyun yumuşak beyaz parçaları
The snow is soft
Kar yumuşaktır
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
dayalı
Sahnedebir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
orkide
Sahnedeparlak ve sıra dışı çiçekleri olan bir bitki
The orchid is very beautiful
Orkide çok güzeldir
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
bilgisayar
Sahnedeveri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilgisayar
veri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
çiçek
Sahnedebir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
düşmek
yerinden çıkıp düşmek
The tooth fell out
Diş düştü
arası bozulmak
birisiyle ciddi bir tartışma yaşayıp arkadaşlığı bitirmek
They fell out over money
Para yüzünden araları bozuldu
gözden düşmek
popüler veya tercih edilen bir seçenek olmaktan çıkmak
This style has fallen out of fashion
Bu tarz artık gözden düştü
sevmekten vazgeçmek
birine karşı romantik hisleri yitirmek
They fell out of love years ago
Yıllar önce birbirlerine olan aşkları bitti
bırakmak
bir alışkanlıktan veya durumdan vazgeçmek
He fell out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
fısıldamak
Sahnedeçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
düğünler
Sahnedeevlilik törenleri
They go to many weddings
Birçok düğüne giderler
düğünler
evlilik törenleri
I love weddings
Düğünleri severim
komedi
Sahnedekomik bir film veya gösteri
I love watching comedy movies
Komedi filmleri izlemeyi severim
komedi
insanları güldüren bir eğlence türü
I love watching comedy movies
Komedi filmleri izlemeyi severim
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
çok sevmek
Sahnedebir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
Sahnedebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
buhar çıkarmak
Sahnededışarıya buhar vermek
The pot is steaming
Tencere buhar çıkarıyor
öfke veya gerginlik
yoğun baskı veya öfke duygusu
He needed to blow off some steam
Biraz stres atmaya ihtiyacı vardı
güç
bir işi yapabilme kuvveti
The project lost steam halfway through
Proje yarı yolda gücünü kaybetti
hızla ilerlemek
bir araçla çok hızlı hareket etmek
The train steamed into the station
Tren istasyona hızla girdi
düzenlenmiş
Sahnededüzgün bir şekilde planlanmış veya düzenlenmiş
The files are well organized
Dosyalar iyi düzenlenmiş
organize etmek
belli bir zamanda bir şeyi planlamak veya düzenlemek
They organized a party
Bir parti organize ettiler
tertipli
iyi bir sıraya göre düzenlenmiş
He is an organized student
O tertipli bir öğrencidir
oran
Sahnedebir şeyin meydana gelme sıklığı
The birth rate is falling
Doğum oranı düşüyor
değerlendirmek
bir şeyin kalitesini veya değerini belirlemek
How do you rate this movie?
Bu filmi nasıl değerlendirirsin?
ücret
bir hizmet için alınan para miktarı
What is the hourly rate?
Saatlik ücret nedir?
hak etmek
bir şeye layık veya yeterli değerde olmak
He does not rate a promotion yet
Henüz terfi etmeyi hak etmiyor
nakliye
Sahnedeeşyaların taşınması işlemi
Shipping takes five days
Nakliye beş gün sürer
nakliye
malların bir yerden başka bir yere taşınması
We offer free shipping on orders
Siparişlerde ücretsiz nakliye sunuyoruz
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
somon
Sahnedegenellikle yenen pembe etli bir balık
I love eating grilled salmon
Izgara somon yemeyi severim
somon rengi
kırmızıya yakın açık bir renk
She wore a salmon dress
Somon rengi bir elbise giydi
kaçırmak
Sahnedebir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
Sahnedehedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
zarif
Sahnedeşık ve etkileyici bir görünüme sahip olan
She looks very elegant
Çok zarif görünüyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
atamak
Sahnedebirini resmi olarak din görevlisi olarak atamak
He was ordained as a priest
Rahip olarak atandı
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
stres
Sahnedeendişeli veya baskı altında hissetme durumu
Work causes me a lot of stress
İş bana çok stres yaşatıyor
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
endişe veya baskı duygusu
I feel a lot of stress at work
İşte çok stres hissediyorum
faks
Sahnedefaks makinesiyle gönderilen belge kopyası
I sent the fax today
Faksı bugün gönderdim
faks çekmek
bir belgeyi faks makinesi ile göndermek
Please fax this document to the office
Lütfen bu belgeyi ofise faksla
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
görev
Sahnedeyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
saygı
Sahnedebir şeye verilen önem veya gösterilen dikkat
He has no regard for others
Başkalarına hiç saygısı yok
saygılar
birine gönderilen iyi dilekler
Please give my regards to your family
Lütfen ailene saygılarımı ilet
ilgili
bir şeyle bağlantılı olmak
This rule regards our safety
Bu kural güvenliğimizle ilgili
saygılar
birine iletilen saygı veya dostça his mesajı
Please give my regards to your family
Lütfen ailene saygılarımı ilet
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
hap
Sahnedeküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
ilan etmek
Sahnederesmen duyurmak
The judge pronounced him guilty
Hakim onu suçlu ilan etti
telaffuz etmek
bir kelimeyi belirli bir şekilde söylemek
How do you pronounce this word
Bu kelimeyi nasıl telaffuz edersiniz
ilan etmek
resmi veya halka açık şekilde bir şey bildirmek
The judge pronounced the verdict.
Hakim kararı ilan etti.
telaffuz etmek
kelimelerin seslerini çıkarmak
How do you pronounce this word?
Bu kelimeyi nasıl telaffuz ediyorsun?
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
sağdıç
Sahnededüğünde damada yardımcı olan erkek
He was the groomsman at the wedding
Düğünde sağdıçtı