

Friends — Season 10 Episode 16
Kelimeler ve anlamları
434 kelime
Seviye
üzgün
Sahnedeüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
fırlatmak
Sahnedebir şeyi hafifçe atmak
She flipped the coin
Parayı fırlattı
çok heyecanlanmak
aniden çok heyecanlı veya coşkulu hale gelmek
He flipped when he heard the news
Haberi duyunca çok heyecanlandı
yazı tura atmak
karar vermek için yazı tura atmak
Let's flip a coin
Hadi yazı tura atalım
bozuk
Sahnedekalitesiz veya çalışmayan
He has a bum knee
Onun dizi bozuk
popo
otururken kullanılan vücut kısmı
She fell on her bum
Poposunun üzerine düştü
tembel
çalışmayı sevmeyen kişi
Stop being such a bum
Böyle tembel gibi davranma
üzmek
birini mutsuz veya hayal kırıklığına uğramış hissettirmek
That news really bummed me out
Bu haber beni gerçekten çok üzdü
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
demetlemek
Sahnedeşeyleri bir grup halinde birbirine bağlamak
She bundled the sticks together
Çubukları bir araya bağladı
paket
birbirine bağlanmış veya sarılmış nesneler grubu
She carried a bundle of clothes
Bir paket kıyafet taşıdı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
ölmek
yaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
koymak
bir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
Put the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine koy
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
ara
Sahnedeaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
kırmak
bir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
tükenmek
sona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
tükenmek
bir şeyin tamamen bitmesi ve kalmaması
The milk has run out
Süt tükendi
sakin
Sahnedebir yerde yaşayan kişi
I am a resident of this city
Bu şehrin bir sakiniyim
asistan doktor
bir hastanede eğitimine devam eden doktor
He is a resident doctor
O bir asistan doktor
sakin
belli bir yerde yaşayan kimse
She is a resident of this city
O bu şehrin bir sakini
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
dönüşmek
başka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
doğum
Sahnedebebeğin dünyaya gelme süreci
She is in labor
Doğum sancıları başladı
emek
fiziksel veya zihinsel çaba
This project required a lot of labor
Bu proje çok fazla emek gerektirdi
dik dik bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Why are you staring at me
Neden bana dik dik bakıyorsun
bakakalmak
şaşkınlıkla uzun süre bakmak
He stared in surprise
Şaşkınlıkla bakakaldı
toplamak
eşyaları saklamak veya taşımak için kutulara veya çantalara koymak
Please pack up your things
Lütfen eşyalarını topla
toparlanıp gitmek
bir yeri terk etmek veya bir etkinliği bitirmek
We should pack up and go home
Toparlanıp eve gitmeliyiz
dolandırmak
Sahnedepara almak için birini kandırmak
They tried to scam me
Beni dolandırmaya çalıştılar
dolandırıcılık
insanları paralarını ellerinden almak için kandıran hileli yöntem
It was a telephone scam
Bu bir telefon dolandırıcılığıydı
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
boru
Sahnedesıvıların veya havanın taşınmasını sağlayan uzun, içi boş nesne
The water pipe is leaking
Su borusu sızdırıyor
pipo
uyuşturucu madde içmek için kullanılan alet
The police found a drug pipe
Polis bir uyuşturucu piposu buldu
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
bıyık
Sahnedeüst dudakta çıkan kıl
He has a big mustache
Onun büyük bir bıyığı var
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
çıplak
Sahnedeörtülmemiş veya gizlenmemiş
He walked with bare feet
Çıplak ayakla yürüdü
açmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü veya kaplamayı kaldırmak
He bared his arm to show the tattoo
Dövmeyi göstermek için kolunu açtı
tükürük
Sahnedeçiğnemeye ve yutmaya yardımcı olan ağız içi sıvısı
Saliva helps us swallow
Tükürük yutmamıza yardımcı olur
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
atıştırmalık
Sahnedeana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
çınlama
Sahnedezil gibi yüksek ve net bir ses
I hear a ringing sound
Bir çınlama sesi duyuyorum
çınlayan
yüksek ve yankılı ses çıkaran
The bell made a ringing sound
Zil çınlayan bir ses çıkardı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
taşınmak
yeni bir eve veya konuta yerleşmek
We move in next week
Gelecek hafta taşınıyoruz
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
tüyler ürpertici
Sahnedekorkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürkütücü
korku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
komedi
Sahnedekomik bir film veya gösteri
I love watching comedy movies
Komedi filmleri izlemeyi severim
komedi
insanları güldüren bir eğlence türü
I love watching comedy movies
Komedi filmleri izlemeyi severim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
hafif
Sahnedeağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
ışık
görmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
antiasit
Sahnedemidedeki asit nedeniyle oluşan ağrıyı dindiren ilaç
I took an antacid for my stomach pain
Mide ağrım için bir antiasit aldım
kanun
Sahnederesmi olarak yazılmış yasa veya kural
The statute was passed by parliament
Kanun parlamento tarafından kabul edildi
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
tüketici
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişi
The consumer wants a better product
Tüketici daha iyi bir ürün istiyor
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
gidiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
devam etmek
bir şeyi yapmaya ısrarla devam etmek
Keep the momentum going
Momentumun devam etmesini sağla
gerçekleşmek
ilerlemek veya meydana gelmek
How is the project going
Proje nasıl gidiyor
haline gelmek
bir durum veya koşul içine girmeye başlamak
He is going bald
O kel hale geliyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
pasaport
Sahnedebaşka ülkelere seyahat etmek için kullanılan resmi belge
I need my passport for the trip
Yolculuk için pasaportuma ihtiyacım var
iyi geceler
ayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
meyan kökü şekeri
Sahnedesiyah veya kırmızı renkli, çiğnenebilir tatlı şekerleme
I like black licorice
Siyah meyan kökü şekerini severim
sıkı
Sahnedesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme durumu
he felt tight before his big exam
büyük sınavından önce kendini gergin hissetti
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
kürk astarlı
içi yumuşak hayvan tüyü ile kaplı
I have a fur lined coat
Kürk astarlı bir paltom var
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
kelepçelemek
Sahnedebirinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi
kelepçe
Sahnedebilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
asılı durmak
Sahnedebir şeyin yukarıdan bir yere tutturulmuş olması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
asmak
birini iple idam etmek
They decided to hang the criminal
Suçluyu asmaya karar verdiler
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum