Game Of Thrones — Season 2 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
655 kelime
Seviye
hükümdar
Sahnedekendisine sadakatle hizmet edilen feodal bey veya kral
The knight bowed before his liege
Şövalye hükümdarının önünde eğildi
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
iniş
Sahnedeuçuş sonrası yere inme eylemi
The landing was smooth
İniş yumuşaktı
kara
Sahnededünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
iniş yeri
uçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
arazi
birinin sahip olduğu toprak parçası
This is his private landing
Burası onun özel arazisi
yenilmek
Sahnedebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
susamış
Sahnedesu içme ihtiyacı duymak
I am very thirsty
Çok susadım
susamış
bir şeye karşı büyük bir arzu duyan
He is thirsty for knowledge
O bilgiye susamış
dehşet
Sahnedeçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
tarafını belli etmek
birini desteklediğini kamuoyuna duyurmak
The member declared for the candidate
Üye adayı desteklediğini açıkladı
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
utandırıcı
Sahnederahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
püf noktası
Sahnedebir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
kabile
Sahnedeortak geleneklere sahip insan grubu
They belong to a small tribe
Onlar küçük bir kabileye aitler
kabile
ortak gelenekleri ve liderleri olan insan topluluğu
This tribe lives in the forest
Bu kabile ormanda yaşıyor
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
taç giyme töreni
Sahnedebir kral veya kraliçenin resmi taç giyme merasimi
The queen attended the coronation
Kraliçe taç giyme törenine katıldı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
Sahnedebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
meşru
Sahnedeyasal veya adil bir hakka sahip olan
He is the rightful owner of the house
Evin meşru sahibi odur
emirler
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen resmi talimat
The soldier followed the orders
Asker emirleri izledi
emirler
yapılması için verilen talimatlar
He followed the orders carefully
Emirleri dikkatle uyguladı
tamir etmek
Sahnedebozulmuş bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
He can repair the car
Arabayı tamir edebilir
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
canlı
Sahnedehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
tiyatro
Sahnedeoyunların veya filmlerin gösterildiği yer
We are going to the theater
Tiyatroya gidiyoruz
tiyatro
oyun veya film izlenen yer
We went to the theater last night
Dün gece tiyatroya gittik
ameliyathane
hastanede cerrahi operasyonların yapıldığı oda
The patient is in the theater
Hasta ameliyathanede
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya başını belaya sokmak
Don't mess with him
Onunla uğraşma
takılmak
birine şaka yapmak veya oyun oynamak
I was just messing with you
Sadece sana takılıyordum
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere bırakmak
Lay the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
öpmek
birine sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla dokunmak
He leaned in to lay her
Onu öpmek için öne eğildi
cinsel ilişki
cinsel birleşme için kullanılan gayriresmi terim
He bragged about his last lay
Son cinsel ilişkisiyle övündü
örtüsünü kaldırmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü alıp açığa çıkarmak
He helped to lay the truth bare
Gerçeğin örtüsünü kaldırmaya yardım etti
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
elmacık kemiği
Sahnedegözün altındaki kemik
She has high cheekbones
Onun yüksek elmacık kemikleri var
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
kazanmak
Sahnedebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
boğa
Sahnedeerkek sığır
The bull is very strong
Boğa çok güçlüdür
saçmalık
gerçek dışı veya anlamsız konuşma
That is total bull
Tamamen saçmalık
yakalamak
Sahnedebir şeyi hızlıca ve sıkıca yakalamak
Seize the day
Günü yakala
kapmak
bir şeyi hızla tutup kavramak
He seized the bag
Çantayı kaptı
el koymak
bir şeyi zorla veya hukuki yolla almak
The police seized the drugs
Polis uyuşturuculara el koydu
yol göstermek
Sahnedebirine bir konuda rehberlik etmek
He advised me on how to solve the issue
Sorunu nasıl çözeceğim konusunda bana yol gösterdi
tavsiye etmek
birine öneride bulunmak veya fikir vermek
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
tavsiye etmek
birine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
öğüt vermek
birine görüş veya öneri sunmak
She advised them to be careful
Onlara dikkatli olmaları için öğüt verdi
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
yanan
Sahnedeateş almış veya bir şeyi yakan
The burning house was scary
Yanan ev korkutucuydu
şiddetli
çok güçlü veya aşırı
He has a burning desire to win
Kazanmak için şiddetli bir arzusu var
öfkeli
çok yoğun bir öfke hissetme durumu
He was burning with anger
Öfkeden yanıyordu
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
şafak vakti
güneşin doğduğu ilk an
They left at first light
Şafak vakti yola çıktılar
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
The train arrives at ten
Tren saat onda varıyor
ulaşmak
bir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
varmak
bir yere gelmek
When did you arrive
Ne zaman vardın
varmak
yolculuk sonunda hedefe ulaşmak
They arrived in London
Londra'ya vardılar
gözetmek
Sahnedebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
bir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
pislik
Sahnedeaşağılık veya değersiz görülen kişi
He is absolute scum
O tam bir pislik
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am thankful for your help
Yardımın için minnettarım
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
Sahnedebirden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
savaşçı
Sahnedesavaşlarda dövüşen kişi
He is a brave warrior
O cesur bir savaşçıdır
aynı fikirde olmak
biriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
patika
Sahnedeyürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
artıklar
Sahnedekullanıldıktan sonra geriye kalanlar
He ate the remains of the meal
Yemeğin artıklarını yedi
kalıntılar
ölmüş bir vücuttan geriye kalanlar
They found the human remains
İnsan kalıntılarını buldular
kalmak
bir durumda kalmaya devam etmek
The weather remains cold
Hava soğuk kalmaya devam ediyor
binmek
Sahnedehareket eden bir hayvanın üzerine oturmak ve onu kontrol etmek
She is riding a horse
O bir ata biniyor
binmek
bir hayvanın üzerine oturup yolculuk yapmak
She is riding a horse
O bir ata biniyor
binme
at bisiklet veya motosiklet üzerinde seyahat etme
He is riding a horse in the field
O tarlada ata biniyor
halinden anlamak
Sahnedebirinin duygularını anlamak ve önemsemek
I sympathize with your situation
Senin halinden anlıyorum
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
görev
Sahnedeyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
kafa kesme
Sahnedebirinin başının kesilmesi eylemi
The punishment was beheading
Ceza kafa kesmeydi
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
toplanmak
Sahnedebelirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
birleşmek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek için bir araya gelmek
The team decided to rally behind their captain
Takım kaptanlarının arkasında birleşmeye karar verdi
miting
bir düşünceyi desteklemek için yapılan büyük halk toplantısı
They held a rally to protest the new law
Yeni yasayı protesto etmek için bir miting düzenlediler
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
durmak
Sahnedebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
katlanmak
Sahnedebir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
karışık
Sahnededurumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön