Game Of Thrones — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
630 kelime
Seviye
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
avantajlı
Sahnedeiyi bir sonuç veya fayda sağlayan
It is advantageous to start early
Erken başlamak avantajlıdır
tema
Sahnedebir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the movie is love
Filmin teması aşk
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dikkatlice
hata veya zarar vermekten kaçınacak şekilde
Please drive carefully
Lütfen dikkatlice sürün
gücendirmek
Sahnedekaba bir davranışla birini üzmek veya kızdırmak
I did not mean to offend you
Seni gücendirmek istemedim
gücendirmek
kaba bir davranışla birini üzmek veya kızdırmak
I did not mean to offend you
Seni gücendirmek istemedim
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
-meli/-malı
Sahnedeyapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
meli
yapılması gereken doğru veya mantıklı bir işi belirtmek için kullanılır
You ought to study for the exam
Sınav için ders çalışmalısın
beklenmek
kanıtlara veya mantığa göre gerçekleşmesi muhtemel durumları belirtmek için kullanılır
The train ought to arrive soon
Trenin yakında varması bekleniyor
yakalamak
Sahnedebir şeyi hızlıca ve sıkıca yakalamak
Seize the day
Günü yakala
kapmak
bir şeyi hızla tutup kavramak
He seized the bag
Çantayı kaptı
el koymak
bir şeyi zorla veya hukuki yolla almak
The police seized the drugs
Polis uyuşturuculara el koydu
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
amaç
yapmayı planladığınız şey
What is the purpose of this meeting
Bu toplantının amacı nedir
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
yavaşça
düşük bir hızla
He speaks slowly
O yavaşça konuşuyor
yavaş
hızlı olmayacak şekilde
The car moved slowly
Araba yavaş hareket etti
bastırmak
Sahnedediğer seslerden daha yüksek çıkmak
The music drowned out the voices
Müzik sesleri bastırdı
boğulmak
Sahnedesu altında nefes alamadığınız için ölmek
Many people drown every year
Her yıl birçok insan boğuluyor
boğmak
birini suyun altında tutarak ölümüne yol açmak
The villain tried to drown the hero
Kötü adam kahramanı boğmaya çalıştı
dar
Sahnedegeniş olmayan
The street is very narrow
Sokak çok dar
daraltmak
bir şeyi daha az geniş hale getirmek
Narrow the search
Aramayı daraltın
yaralamak
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
yara
vücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
bir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
omuz
Sahnedekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
koyu
Sahnedeaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karanlık
Sahnedeçoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
yüksek sesle
Sahnedeçok fazla ses çıkararak
He speaks loudly
Yüksek sesle konuşur
çözülmek
Sahnedekarışmış bir şeyin açılması veya bir yapının dağılması
The sweater began to unravel
Kazak sökülmeye başladı
çözmek
bir gizemi veya sorunu açıklığa kavuşturmak
The detective tried to unravel the mystery
Dedektif gizemi çözmeye çalıştı
altüst etmek
birinin zihnini veya duygularını karıştırmak
The bad news caused him to unravel
Kötü haber onu altüst etti
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
taşlı
Sahnedetaşlarla kaplı
We walked along the stony path
Taşlı yolda yürüdük
duygusuz
duygu veya merhamet göstermeyen
He gave her a stony look
Ona duygusuz bir bakış attı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kimse
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
krallık
Sahnedebir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke
The United Kingdom is an island nation
Birleşik Krallık bir ada ülkesidir
diyar
bir kral veya kraliçe tarafından yönetilen bölge veya alan
He ruled over a vast kingdom
Geniş bir diyarı yönetti
krallık
bir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke veya bölge
The king rules his kingdom
Kral krallığını yönetir
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayran olmak
birini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
hayranlık duymak
bir şeye keyif ve saygıyla bakmak
I admire your work
İşine hayranlık duyuyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
ticaret
Sahnedemal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
liman
Sahnedegemilerin yük boşaltıp yüklediği yer
The ship arrived at the port
Gemi limana vardı
Port şarabı
üzümden yapılan alkollü bir içecek
He drank a glass of port after dinner
Akşam yemeğinden sonra bir kadeh port şarabı içti
Bağlantı noktası
cihazlarda kablo takmak için bulunan giriş
Plug the cable into the USB port
Kabloyu USB bağlantı noktasına takın
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek veya aktarmak
The company ported their software to mobile devices
Şirket yazılımlarını mobil cihazlara taşıdı
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
kedi
tüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
tanrılar
Sahnededünyayı kontrol ettiğine inanılan güçlü varlıklar
Ancient Greeks believed in many gods
Antik Yunanlılar birçok tanrıya inanırdı
tanrılar
insanlar ve doğa üzerinde gücü olduğuna inanılan varlıklar
Ancient people worshipped many gods
Eski insanlar birçok tanrıya taparlardı
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
kurt
Sahnedesürü halinde avlanan vahşi bir hayvan
The wolf hunts in a pack
Kurt sürü halinde avlanır
kurt
büyük bir köpeğe benzeyen vahşi bir hayvan
The wolf looks like a big dog
Kurt büyük bir köpeğe benzer
tüten
Sahnedebuhar yayan
The soup is steaming
Çorba tütüyor
dumanı tüten
çok sıcak olan
The coffee is steaming
Kahve dumanı tütüyor
dumanı tüten
kaynayan sudan çıkan sıcak gaz
I love a cup of steaming coffee
Bir fincan dumanı tüten kahveyi severim
tüten
sıcak buhar veya gaz yaymak
The coffee is steaming
Kahve tütüyor
tersine çevirmek
Sahnedebir şeyin yönünü aksi tarafa döndürmek
The car started to reverse down the street
Araba sokakta geri gitmeye başladı
ters
zıt yön veya sıra
Please reverse the order of the list
Lütfen listenin sırasını tersine çevirin
geri almak
bir durumu eski haline getirmek
We must reverse the damage to the environment
Çevreye verilen zararı geri almalıyız
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
nadir
Sahnedesık rastlanmayan
This is an uncommon bird
Bu nadir bir kuştur
ev sahipliği yapmak
Sahnedebir etkinliği düzenlemek ve yürütmek
Turkey will host the meeting
Türkiye toplantıya ev sahipliği yapacak
ev sahibi
Sahnedemisafirleri bir etkinliğe davet eden kişi
The host was very kind
Ev sahibi çok nazikti
ordu
Sahnedebüyük bir asker grubu
A host of soldiers stood on the hill
Tepede büyük bir asker ordusu duruyordu
ev sahibi
bir etkinlikte konukları ağırlayan ve düzenleyen kişi
He is the host of the party
Partinin ev sahibi o
etkileyici
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
etkileyici
hayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
geri almak
Sahnededaha önce söylenen bir sözü geri çekmek
I take it back
Sözümü geri alıyorum
geri döndürmek
bir konuya veya noktaya tekrar dönmek
Please take it back to the beginning
Lütfen konuyu tekrar en başa döndürün
geri götürmek
bir şeyi aldığın yere geri götürmek
I need to take it back to the store
Onu mağazaya geri götürmem gerekiyor
terk etmek
Sahnedezor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
çöl
az yağış alan sıcak ve kuru bölge
The desert is very hot
Çöl çok sıcaktır
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
çöl
kurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
kör
Sahnedegörme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
pencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
içeri girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
Step into the room
Odaya gir
yerine geçmek
birinin pozisyonunu veya görevini üstlenmek
She stepped into the vacant position
Boşalan pozisyonun yerine o geçti
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
ata
Sahnedekişinin soyunun geldiği kişi
My ancestors came from Italy
Atalarım İtalya'dan geldi
ata
soyundan gelinen kişi
My ancestors came from Europe
Atalarım Avrupa'dan geldi
hayaller
Sahnedegelecekte ulaşmayı umduğunuz şeyler
He has big dreams for his career
Kariyeri için büyük hayalleri var
rüyalar
uyurken görülen görüntüler
I had strange dreams
Garip rüyalar gördüm
rüyalar
uyku sırasında zihinde oluşan imgeler veya düşünceler
My dreams are vivid
Rüyalarım canlıdır
hayaller
gerçekleşmesini istediğiniz veya umduğunuz şeyler
She has big dreams for her future
Geleceği için büyük hayalleri var
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
kenarda
Sahnedebaşkasının yolunu kesmeyen bir yerde
Please put your bag out of the way
Lütfen çantanı kenara koy
sapa
çok kişinin yaşadığı yerlerden uzakta olan
They live in an out of the way village
Onlar sapa bir köyde yaşıyorlar
aradan çıkarmak
bir işi bitirip halletmek
I want to get this task out of the way
Bu işi aradan çıkarmak istiyorum
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka
belirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
mantık
Sahnedeaçıkça düşünme ve doğru kararlar verme yeteneği
He uses logic to solve the problem
Sorunu çözmek için mantık kullanır
müzik yazılımı
müzik kaydetmek ve düzenlemek için kullanılan bir bilgisayar programı
I use Logic to record my songs
Şarkılarımı kaydetmek için Logic kullanıyorum
yüce
Sahnedebüyük saygı veya statüye sahip
He holds an exalted position in the company
Şirkette yüce bir konumu var
yüce
büyük saygı duyulan
He holds an exalted position in the company
Şirkette yüce bir konumu var
yüce
çok saygı duyulan veya onurlandırılan
He holds an exalted position in the company
Şirkette yüce bir konuma sahip
yüceltilmiş
çok fazla övülen veya onurlandırılan
The hero was exalted by the people
Kahraman insanlar tarafından yüceltildi
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
sıradan
Sahnedenormal veya alışılmış
He is an ordinary person
O sıradan bir kişidir
olağan
normal veya yaygın
It was an ordinary day
Olağan bir gündü
sıradışı
çok alışılmadık veya özel
That performance was ordinary
O performans sıradışıydı
sıradan
özel veya farklı olmayan
It was an ordinary day
Sıradan bir gündü
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
fetih
Sahnedebir yerin veya halkın kontrolünü ele geçirme eylemi
The conquest of the city took several months
Şehrin fethi birkaç ay sürdü
fetih
birinin romantik veya cinsel ilişki kurmaya çalıştığı kişi
He bragged about his latest conquest
Son fethinden övünerek bahsetti
kaos
Sahnedetam bir kargaşa ve karışıklık durumu
The city was in total chaos
Şehir tam bir kaos içindeydi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
beraber kalmak
Sahnedebirinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
evinde kalmak
bir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
misafir kalmak
birinin yanında geçici bir süre yaşamak
I will stay with my uncle
Amcamda misafir kalacağım
yanında kalmak
birinin yanında ayrılmadan durmaya devam etmek
Please stay with me until I finish
Lütfen ben bitirene kadar yanımda kal
misafir olmak
birinin yanında geçici olarak kalmak
I will stay with my aunt
Teyzeme misafir olacağım
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var