Game Of Thrones — 2. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
725 kelime
Seviye
içinden geçmek
Sahnedebir taraftan diğerine yürüyerek ilerlemek
We walked through the park
Parkın içinden yürüdük
detaylı inceleme
bir yerin dikkatlice kontrol edilmesi
We did a walk-through of the house before buying it
Satın almadan önce evi detaylıca inceledik
adım adım anlatım
bir sürecin detaylı açıklaması veya gösterimi
This video is a walk-through of the software
Bu video yazılımın adım adım anlatımıdır
rehberlik etmek
bir süreci veya görevi yaparken birine eşlik edip yol göstermek
Let me walk you through the new software
Yeni yazılımı kullanırken sana rehberlik etmeme izin ver
içinden yürümek
bir yerden yürüyerek geçmek
We walk through the park every morning
Her sabah parkın içinden yürüyoruz
adım adım anlatmak
bir şeyi baştan sona detaylıca incelemek veya açıklamak
Let me walk you through the report
Raporu sana adım adım anlatayım
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
bağırsak
Sahnedeyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
iyi
yüksek kaliteli veya çok hoş
That is a gut idea
Bu iyi bir fikir
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
sıfırlamak
Sahnedebir şeyi başlangıç durumuna getirmek
I need to reset my password
Şifremi sıfırlamam gerekiyor
sıfırlamak
bir şeyi yeniden ayarlamak veya başlangıç durumuna getirmek
You should reset your password
Şifrenizi sıfırlamalısınız
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
tuzak
Sahnedebirini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
ciddi
çok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
körfez
Sahnededenizin karanın içine doğru girdiği bölüm
The boat is in the bay
Tekne körfezde
bölüm
tıbbi tedavi için kullanılan alan
He was moved to the trauma bay
Travma bölümüne alındı
girinti
bir binada kısmen çevrili olan alan
The car is parked in the loading bay
Araba yükleme alanına park edildi
ulumak
köpek gibi uzun ve derin ses çıkarmak
The dog bayed at the moon
Köpek aya karşı uludu
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görkemli
Sahnedeçok güzel veya etkileyici olan
The sunset was glorious
Gün batımı görkemliydi
yaklaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
soğan
Sahnedekatmanları olan yuvarlak bir sebze
I chop the onion
Soğanı doğruyorum
kardeşlik birliği
Sahnedeortak ilgi alanlarına sahip erkeklerin örgütü
He is a member of a local brotherhood
Yerel bir kardeşlik birliğinin üyesidir
kardeşlik
ortak amaçları paylaşan insanlar topluluğu
The brotherhood grew over time
Kardeşlik topluluğu zamanla büyüdü
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
kedi
tüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
fark etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
yer
belirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
süslemek
Sahnedebir şeyi güzel göstermek için şeyler eklemek
We decorate the cake
Pastayı süslüyoruz
madalya ile ödüllendirmek
birine başarılarından dolayı nişan veya madalya vermek
The general was decorated for his service
General hizmetlerinden dolayı madalya ile ödüllendirildi
süslemek
bir şeyi daha iyi görünmesi için güzel şeylerle donatmak
We decorate the house for Christmas
Noel için evi süslüyoruz
dekore etmek
bir yeri veya odayı daha güzel hale getirmek
We want to decorate our living room
Oturma odamızı dekore etmek istiyoruz
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
binler
Sahnedebin sayısı veya bunun katları
Thousands of people attended
Binlerce kişi katıldı
binlerce
çok fazla sayıda insan veya nesne
Thousands of birds flew south
Binlerce kuş güneye uçtu
binlercesi
bir şeyden çok sayıda bulunması durumu
There are thousands of them in the box
Kutuda onlardan binlercesi var
binlerce
çok büyük bir miktar
There are thousands of stars in the sky
Gökyüzünde binlerce yıldız var
savaşçı
Sahnedesavaşlarda dövüşen kişi
He is a brave warrior
O cesur bir savaşçıdır
siktir git
Sahnedebirine kızgınlık göstermek için kullanılan kaba bir ifade
Don't say fuck you to me
Bana siktir git deme
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
The farmer rounded up the sheep
Çiftçi koyunları topladı
yukarı yuvarlamak
bir sayıyı en yakın tam sayıya yükseltmek
Please round up the total amount
Lütfen toplam tutarı yukarı yuvarlayın
toplamak
insanları veya hayvanları bir araya getirmek
The farmer will round up the sheep
Çiftçi koyunları toplayacak
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
kale
Sahnedebüyük ve korunaklı bir yapı
Storms End is a powerful fortress
Storms End güçlü bir kaledir
erkeklik
Sahnedebir erkeğin yetişkin olma durumu
He reached manhood at twenty
Yirmi yaşında erkekliğe adım attı
erkeklik
erkek olmanın getirdiği özellikler
The ritual marks the transition to manhood
Bu ritüel erkekliğe geçişi simgeler
erkeklik
yetişkin erkek olma durumu
He reached manhood
Erkekliğe ulaştı
asi
Sahnedeotoriteye karşı savaşan kişi
The rebel fought against the government
Asi, hükümete karşı savaştı
isyan etmek
otoriteye veya kurallara karşı çıkmak veya direnmek
Teenagers often rebel against their parents
Gençler genellikle ebeveynlerine isyan ederler
asi
otoriteye veya kabul görmüş kurallara karşı gelen kişi
The rebel refused to follow the rules
Asi kurallara uymayı reddetti
sihirbazlık
Sahnedeillüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
sihirli güç
Sahnedeimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
rahatlamış
Sahnedeendişesi veya sıkıntısı azalmış
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
rahatlatmak
kötü bir duyguyu veya acıyı azaltmak
The medicine relieved his pain
İlaç ağrısını hafifletti
rahatlamış
endişe veya üzüntünün azalmasıyla hissedilen durum
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyunca rahatladım
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
adam
Sahnedebir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
meslektaş
aynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
pulluk
Sahnedetarlada toprağı altüst etmek için kullanılan araç
The farmer used a plow
Çiftçi bir pulluk kullandı
çok sarhoş olmak
alkol nedeniyle çok sarhoş olmak
He was completely plowed
Tamamen sarhoş olmuştu
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel ilişkide bulunmak
He plowed her
Onunla cinsel ilişkiye girdi
yararak ilerlemek
bir şeyin içinden güç kullanarak geçmek
The car plowed through the snow
Araba karları yararak ilerledi
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
itaat etmek
Sahnedebirinin söylediğini yapmak
You must obey the rules
Kurallara itaat etmelisin
sadakatle
Sahnedebağlılık veya sadakat göstererek
He served the company loyally for many years
Şirkete uzun yıllar sadakatle hizmet etti
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
morluk
Sahnededarbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli iz
She has a large bruise on her leg
Bacağında büyük bir morluk var
morartmak
ciltte morluk oluşturmak
I bruised my arm
Kolumu morarttım
morarmış
bir darbe sonucu ciltte koyu renkli leke oluşmuş
His leg is bruised
Bacağı morarmış
morluk
bir darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
She has a bruise on her knee
Dizinde bir morluk var
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
savaşmak
birini veya bir şeyi yenmeye çalışmak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
mücadele etmek
zor bir durumla başa çıkmak için çok çabalamak
They battle against the storm
Onlar fırtınaya karşı mücadele ediyor
hukuki mücadele
bir mahkemede yaşanan uzun ve zorlu anlaşmazlık
They fought a long battle in court
Mahkemede uzun bir hukuk mücadelesi verdiler
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
çiftçi
Sahnedetarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
ekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
büyücü
Sahnedesihirli güçleri olan kişi
The witch cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
cadı
sihirli güçleri olan kadın
The wicked witch lives in the forest
Kötü cadı ormanda yaşıyor
cadı
büyü yapan kadın
The witch flew on her broom
Cadı süpürgesinin üzerinde uçtu
cadı
özellikle hikayelerde büyü yapan kişi
The witch flies on a broomstick
Cadı süpürge üzerinde uçuyor
kapı
Sahnedeaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
kapı
bir girişi kapatan hareketli bariyer
Go to gate 10
10 numaralı kapıya git
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
doğramak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırarak kesmek
Chop the onions
Soğanları doğra
yetenek
belirli bir alandaki beceri veya yetenek
He has great guitar chops
Harika gitar yetenekleri var
çalkantı
su yüzeyindeki küçük ve düzensiz dalgalar
The boat struggled in the rough chop
Tekne çalkantılı sularda zorlandı
pirzola
kemikli kalın et dilimi
I ate a lamb chop for dinner
Akşam yemeğinde kuzu pirzola yedim
hizmetçi
Sahnedebaşkası için çalışan kişi
The servant cleaned the house
Hizmetçi evi temizledi
hizmetçi
başkasının evinde çalışan kişi
They hired a servant to clean the house
Evi temizlemek için bir hizmetçi tuttular
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
grup
Sahnedebenzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp
insanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
bakır para
Sahnedeküçük madeni para
He found a copper in his pocket
Cebinde bir bakır para buldu
bakır
kırmızımsı kahverengi bir metal
This wire is made of copper
Bu tel bakırdan yapılmıştır
polis
polis memuru için kullanılan gayri resmi kelime
The copper caught the burglar
Polis hırsızı yakaladı
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
latrin
Sahnedeatıklar için kullanılan basit bir tuvalet
They dug a latrine in the camp
Kampta bir latrin kazdılar
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
umut etti
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hoped it would rain
Yağmur yağmasını umut ettim
içeride kalmak
Sahnededışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
kalmak
bir süre için bir yerde yaşamak
I am staying in London for a month
Bir ay boyunca Londra'da kalıyorum
yerinde kalmak
bulunduğu yeri terk etmemek
Please stay in your seats until the plane stops
Uçak durana kadar lütfen yerlerinizde kalınız
evde kalmak
dışarı çıkmayıp bulunulan yerde durmak
I prefer to stay in on rainy days
Yağmurlu günlerde evde kalmayı tercih ederim
evde kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
evde kalmak
bir yerden ayrılmamak
I prefer to stay in today
Bugün evde kalmayı tercih ediyorum
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
çok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
belirgin
Sahnedekolayca fark edilen
There was a marked improvement in his grades
Notlarında belirgin bir iyileşme vardı
hedeflenmiş
belirli bir kader için seçilmiş
He felt like a marked man
Kendini hedefteki bir adam gibi hissediyordu
belirgin
bir şeyi açıkça göstermek veya işaretlemek
The path is clearly marked
Yol açıkça belirtilmiş
işaretli
bir şeyin üzerine sembol veya etiket koymak
The boxes are marked with labels
Kutular etiketlerle işaretli
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
yaz
Sahnedeyılın en sıcak mevsimi
I love summer
Yazı severim
yaz geçirmek
yaz mevsimini bir yerde geçirmek
They summer in Italy
Yaz mevsimini İtalya'da geçirirler
Summer
bir kadın ismi
Summer is my best friend
Summer benim en iyi arkadaşım
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
katlanmak
Sahnedezor veya acı verici bir şeye dayanmak
She had to endure the pain
Acıya katlanmak zorundaydı
sürmek
uzun süre devam etmek
The tradition endures today
Gelenek bugün hala sürüyor
katlanmak
zor veya acı verici bir duruma dayanmak
She had to endure the cold weather
Soğuk havaya katlanmak zorunda kaldı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
şarkı
Sahnedesözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
şarkı
sözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum