Game Of Thrones — Season 2 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
728 kelime
Seviye
tuzak
Sahnedebirini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
ile birlikte
birine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
servis yapmak
Sahnedebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
Sahnedebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
neden
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
çünkü
bir şeyin nedenini belirtmek için kullanılır
I'm late 'cause I missed the bus
Geç kaldım çünkü otobüsü kaçırdım
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
dövme
Sahnedecilde yapılan kalıcı desen
She has a tattoo on her arm
Kolunda bir dövme var
sığır eti
Sahnedeinekten elde edilen et
I love beef steaks
Sığır eti bifteklerini severim
husumet
biriyle olan sorun veya anlaşmazlık
I have some beef with him
Onunla bazı sorunlarım var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
biriyle gitmek
birisiyle birlikte bir yerden ayrılmak
He went off with his friends
Arkadaşlarıyla birlikte gitti
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
göndermek
Sahnedemalları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
gemi
Sahnedeinsan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
daha genç
Sahnedeyaşı daha az olan
He is younger than me
O benden daha genç
daha küçük
yaşça daha ufak olan
You look younger today
Bugün daha küçük görünüyorsun
daha genç
yaşı daha küçük olan
She is younger than me
O benden daha genç
daha genç
yaşı diğerinden az olan
My sister is younger than me
Kız kardeşim benden daha genç
oğlan
Sahnedegenç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
delikanlı
genç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
gözetmek
Sahnedebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
bırakmak
tutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
konmak
bir yüzeye konmak veya bir yere varmak
The bird landed on the branch
Kuş dala kondu
iniş yapmak
Sahnedeuçuş sonrası yere inmek
The plane landed safely
Uçak güvenle iniş yaptı
kara
Sahnedeyer kürenin katı kısmı
We finally saw land
Sonunda karayı gördük
elde etmek
bir şeyi başarıyla kazanmak
He landed a new job
Yeni bir iş elde etti
film
sinema veya televizyonda gösterilen hikaye
I watched a good film
İyi bir film izledim
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
doğramak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırarak kesmek
Chop the onions
Soğanları doğra
yetenek
belirli bir alandaki beceri veya yetenek
He has great guitar chops
Harika gitar yetenekleri var
çalkantı
su yüzeyindeki küçük ve düzensiz dalgalar
The boat struggled in the rough chop
Tekne çalkantılı sularda zorlandı
işten çıkarma
birinin işinden kovulması durumu
He got the chop yesterday
Dün işten çıkarıldı
bayrak
Sahnedebir ülkeyi veya grubu simgeleyen kumaş parçası
The flag waves in the wind
Bayrak rüzgarda dalgalanıyor
işaret etmek
dikkat çekmek için bir şeyi sallamak
He flagged the taxi
Taksiye işaret etti
işaretlemek
bir şeyi dikkat çekmesi için belirlemek
I will flag this email
Bu e-postayı işaretleyeceğim
bayrak
bir konumu veya noktayı belirtmek için bir yüzeye tutturulan küçük parça
I put a flag on the map to mark the spot
Noktayı belirtmek için haritaya bir bayrak koydum
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
yarım düzine
altı adetlik bir grup
I bought half a dozen eggs
Yarım düzine yumurta aldım
suçsuz
Sahnedeyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
devriye gezmek
Sahnedebir bölgeyi güvenli tutmak için denetlemek
The police patrol the neighborhood
Polis mahallede devriye geziyor
devriye
bir alanı korumak için dolaşan güvenlik ekibi
The police patrol walked down the street
Polis devriyesi caddede yürüdü
ismini silmek
bir kişinin veya nesnenin adını geri almak
The author decided to unname the character
Yazar karakterin ismini silmeye karar verdi
adını kaldırmak
birinden veya bir şeyden ismi çıkartmak
They chose to unname the building
Binanın adını kaldırmayı seçtiler
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
su deposu
Sahnedesu depolamak için kullanılan kap
The house has a water cistern
Evin bir su deposu var
istisna
Sahnedegenel bir kuralın dışında kalan durum
There is one exception to this rule
Bu kuralın bir istisnası var
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
tüm gün
günün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
arkamdan
birinin haberi olmadan gizlice
He talked behind my back
Arkamdan konuştu
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
doğurganlık
Sahnedebebek veya bitki üretme yeteneği
Fertility is a natural process
Doğurganlık doğal bir süreçtir
fırtına
Sahnedeyağmur veya karla gelen güçlü rüzgar
There is a storm tonight
Bu gece fırtına var
basmak
Sahnedebir yere zorla girmek
The soldiers stormed the castle
Askerler kaleyi bastı
hışımla ayrılmak
çok öfkeli bir şekilde bir yerden çıkmak
He stormed out of the meeting
Toplantıdan hışımla ayrıldı
fırtına
şiddetli hava olayı
A huge storm is coming
Büyük bir fırtına geliyor
körfez
Sahnededenizin karanın içine doğru girdiği bölüm
The boat is in the bay
Tekne körfezde
bölüm
tıbbi tedavi için kullanılan alan
He was moved to the trauma bay
Travma bölümüne alındı
girinti
bir binada kısmen çevrili olan alan
The car is parked in the loading bay
Araba yükleme alanına park edildi
ulumak
köpek gibi uzun ve derin ses çıkarmak
The dog bayed at the moon
Köpek aya karşı uludu
usta
Sahnedebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
yukarı
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
yeğen
Sahnedekardeşin erkek çocuğu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
yeğen
kardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
yeğen
erkek kardeşin veya kız kardeşin erkek çocuğu
He is my nephew
O benim yeğenim
yeğen
erkek kardeşin veya kız kardeşin erkek çocuğu
My nephew visited me yesterday
Yeğenim dün beni ziyaret etti
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
boyunduruk
Sahnedebirinin üzerindeki baskı veya ağır yük
People wanted to break free from the yoke of slavery
İnsanlar kölelik boyunduruğundan kurtulmak istediler
boyunduruk
iki hayvanın boynuna takılan ahşap çerçeve
The farmer placed the yoke on the oxen
Çiftçi öküzlere boyunduruğu taktı
şaka yapmak
birine oyun veya şaka oynamak
He decided to play a joke on his friend
Arkadaşına şaka yapmaya karar verdi
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
şarkı
Sahnedesözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
şarkı
sözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
kıskanmak
Sahnedebirinin sahip olduğu özelliklere veya eşyalara özenmek
I envy your talent
Yeteneğini kıskanıyorum
hemşehri
Sahnedeaynı ülkeden veya bölgeden olan kimse
He greeted his countryman warmly
Hemşehrisini sıcak bir şekilde selamladı
vatandaş
bir ülkenin vatandaşı olan kimse
He is a proud countryman
O gururlu bir vatandaştır
yurttaş
kendisiyle aynı ülkeden olan kişi
I met a countryman in Japan
Japonya'da bir yurttaşımla karşılaştım
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
nehir kıyısı
Sahnedenehrin yanındaki toprak alan
They walked along the riverbank
Nehir kıyısı boyunca yürüdüler
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
kuşatma
Sahnedebir yerin kontrolünü ele geçirmek için ordunun orayı çevrelemesi
The city was under siege for months
Şehir aylarca kuşatma altındaydı
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
başarı
Sahnedeçaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
deniz
Sahnededünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
deniz
dünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dehşet
Sahnedeçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
tuzlanmış
Sahnedelezzet katmak için tuz eklenmiş
These peanuts are salted
Bu yer fıstıkları tuzlanmış
tuzlanmış
taze tutmak için tuzla işlem görmüş
I like salted fish
Tuzlanmış balığı severim
tuzlanmış
tat vermek veya saklamak için tuzla işlem görmüş
I bought some salted peanuts
Biraz tuzlanmış fıstık aldım
taşemen
Sahnedekan emen yılan balığına benzeyen bir balık türü
The lamprey attaches itself to other fish
Taşemen diğer balıklara yapışır
lezzet
Sahnedeyiyecek veya içeceklerin kendine özgü tadı
I like the flavor of this apple
Bu elmanın lezzetini seviyorum
çeşit
belirli bir tür veya tarz
This is a different flavor of problem
Bu farklı bir tür sorun
kaçma
Sahnedebir yerden veya durumdan kurtulmak
He is escaping from prison
Hapishaneden kaçıyor
yıldız patlaması
Sahnedemerkezinden dışa yayılan ışınlara sahip yıldız şekli
The background has a golden starburst
Arka planda altın rengi bir yıldız patlaması var
morluk
Sahnededarbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli iz
She has a large bruise on her leg
Bacağında büyük bir morluk var
morartmak
ciltte morluk oluşturmak
I bruised my arm
Kolumu morarttım
morarmış
bir darbe sonucu ciltte koyu renkli leke oluşmuş
His leg is bruised
Bacağı morarmış
morluk
bir darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
She has a bruise on her knee
Dizinde bir morluk var