Game Of Thrones — Season 3 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
702 kelime
Seviye
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çadır
Sahnedekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
dirsek
Sahnedekolun üst ve alt kısmını birleştiren eklem
I hit my elbow on the door
Dirseğimi kapıya çarptım
dirsek
kolun bükülebilen eklem kısmı
I hurt my elbow
Dirseğimi incittim
dirsek atmak
birini dirseğiyle itmek
He elbowed his way through the crowd
Kalabalığın içinde dirsek atarak ilerledi
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
Sahnedealkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
pelerin
Sahnedebol dış giysi
He wore a black cloak
Siyah bir pelerin giydi
gizlemek
bir şeyi tamamen saklamak veya örtmek
The mountain was cloaked in thick fog
Dağ kalın bir sisle kaplanmıştı
gitmek
bir yerden ayrılmak
Run along now
Şimdi git artık
kin
Sahnedebirine zarar verme veya sıkıntı çıkarma isteği
He did it out of spite
Bunu kinle yaptı
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
gelişmek
Sahnedebaşarılı olmak ve refaha ermek
The company continued to prosper
Şirket gelişmeye devam etti
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
hatırlamak
geçmişte yaşanan bir şeyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun ismini hatırlayamıyorum
geri çağırmak
kusurlu bir ürünü piyasadan toplatmak
The company will recall the cars
Şirket arabaları geri çağıracak
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
yağdırmak
Sahnedebirine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
duş
su püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
nakış işlemek
Sahnedekumaş üzerine iğne ve iplikle desen yapmak
She likes to embroider flowers on her clothes
Kıyafetlerinin üzerine çiçek işlemekten hoşlanıyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
güven
Sahnedebirine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
gizli
Sahnedekimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
kendine güven
bir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
özgüven
kişinin kendinden emin olma durumu
She speaks with confidence
Özgüvenle konuşuyor
başa çıkmak
Sahnedebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
şiddetli
Sahnedeçok güçlü veya saldırgan
There is fierce competition
Şiddetli bir rekabet var
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
kraliçe naibe
kralın yokluğunda veya küçüklüğünde krallığı yöneten kraliçe
The queen regent ruled the country until the prince grew up
Kraliçe naibe prens büyüyene kadar ülkeyi yönetti
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
sinsice dolaşmak
Sahnedeavlanmak veya bir şey bulmak amacıyla sessizce hareket etmek
The tiger was prowling in the forest
Kaplan ormanda sinsice dolaşıyordu
yulaf lapası
Sahnedeyulaftan yapılan sıcak ve yumuşak bir yiyecek
I eat porridge for breakfast
Kahvaltıda yulaf lapası yerim
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
orman yangını
Sahnededoğada hızla yayılan büyük yangın
The wildfire destroyed many trees
Orman yangını birçok ağacı yok etti
binmek
Sahnedebir ata veya araca binip gitmek
I ride a horse
Ata binerim
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
baskı yapmak
birini eleştirmek veya rahatsız etmek
My boss likes to ride me about my speed
Patronum hızım konusunda bana baskı yapmayı sever
yolculuk
bir araçla yapılan seyahat
I enjoyed the car ride
Araba yolculuğundan keyif aldım
sorumluluk
Sahnedekontrol veya yetkiye sahip olmak
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
hücum etmek
birine veya bir şeye doğru hızlı ve güçlü bir şekilde hareket etmek
The bull charged at the crowd
Boğa kalabalığa doğru hücum etti
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
bozuk
çalışmayan veya iyi durumda olmayan
This chair is broke
Bu sandalye bozuk
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
çarşaf
Sahnedeyatak üzerine serilen ince kumaş
I need a clean sheet for the bed
Yatak için temiz bir çarşafa ihtiyacım var
çarşaf
yatağı örtmek için kullanılan büyük kumaş parçası
I put a clean sheet on the bed
Yatağa temiz bir çarşaf serdim
kağıt
ince ve düz kağıt parçası
Please write your name on a sheet of paper
Lütfen adınızı bir kağıda yazın
firari
Sahnedegörevini izinsiz terk eden kimse
The deserter was caught near the border
Firari sınırın yakınında yakalandı
kaçak
Sahnedebir grubu veya görevi izinsiz bırakan kişi
He was branded a deserter by his peers
O arkadaşları tarafından kaçak ilan edildi
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
Sahnedebirden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
hiçbir şey
Sahnedevar olmayan şey
All their plans came to naught
Tüm planları boşa gitti
korkak
Sahnedekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
domuz surat
kaba ve yuvarlak yüzlü kişiler için kullanılan bir hakaret
He called his enemy a pig face
Düşmanına domuz surat dedi
mahkum etmek
Sahnedebir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
cümle
tam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
çok
Sahnedebir kelimeyi vurgulamak için kullanılan gayri resmi ifade
It is bloody cold today
Bugün hava çok soğuk
kanatmak
kan akmasına neden olmak
He bloodied his nose in the fight
Kavga sırasında burnunu kanattı
kanlı
şiddet veya ölüm içeren
It was a very bloody battle
Çok kanlı bir savaştı
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
derece
Sahnedebir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
sıkıcı
Sahnedeuzun ve ilgi çekici olmayan
The meeting was long and tedious
Toplantı uzun ve sıkıcıydı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
kasap
Sahnedeet satan kişi
The butcher sells meat
Kasap et satıyor
mahvetmek
bir şeyi berbat etmek veya bozmak
He butchered the song
Şarkıyı mahvetti
katletmek
insanları acımasızca veya şiddetle öldürmek
The soldiers butchered the civilians
Askerler sivilleri katletti
dahi
Sahnedeolağanüstü yeteneği olan kimse
He is a chess prodigy
O bir satranç dahisi
harika çocuk
Sahnedeçok küçük yaşta üstün başarı gösteren kişi
The prodigy played the piano perfectly
Harika çocuk piyanoyu mükemmel çaldı
üstün yetenekli çocuk
doğuştan büyük yeteneği olan genç kişi
He is a piano prodigy
O bir piyano dahisidir
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
tutum
Sahnedebir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
görev
Sahnedeyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
etkinlik
planlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
alışkın
Sahnedebir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
komuta etmek
Sahnedebirisi veya bir şey üzerinde güce sahip olmak
He commands the army
Orduyu komuta ediyor
emir
bir şeyi yapma yönündeki talimat
He gave a clear command
Net bir emir verdi
emir
birinin bir şey yapmasını isteyen sözlü talimat
He gave the command to start
Başlama emrini o verdi
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı