Game Of Thrones — 4. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
478 kelime
Seviye
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
Sahnededaha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
ölü
Sahnedeartık yaşamayan
The flower is dead
Çiçek ölü
bitmiş
çok ciddi bir sorun içinde olan
If the boss finds out I am dead
Eğer patron öğrenirse bittim
tam
çok veya tamamen
The shot was dead center
Atış tam merkezdeydi
uyuşmuş
geçici olarak hissizleşmiş
My leg is dead
Bacağım uyuşmuş
devam etmek
Sahnedebir işe devam etmek
I need to get on with my work
İşime devam etmem gerekiyor
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça ve samimi bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçiniyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
miras
Sahnedebir kişiden veya geçmişten geriye kalan önemli değerler
He left a great legacy behind
Arkasında büyük bir miras bıraktı
miras
atadan kalan şey
He left a legacy for his children
Çocuklarına bir miras bıraktı
eski
güncel veya modern olmayan
The company uses legacy systems
Şirket eski sistemler kullanıyor
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
kör
Sahnedegörme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
pencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
bağlı olmak
Sahnedebir şeye göre değişmek veya bir şeyin etkisinde olmak
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
kanadı
Sahnedebir yaradan kan akması
He cut his finger and it bled
Parmağını kesti ve kanadı
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a mighty warrior
O güçlü bir savaşçıdır
çok
büyük ölçüde
That is a mighty fine car
Bu çok güzel bir araba
sekiz şekli
Sahnede8 rakamına benzeyen bir şekil
He skated in a figure eight
Sekiz şekli çizerek kaydı
petrol
Sahnedeyer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
yemek pişirmekte veya yakıt olarak kullanılan yoğun ve kaygan sıvı
I used some oil for cooking
Yemek pişirmek için biraz yağ kullandım
en tepesi
Sahnedebir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
bir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
haline getirmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesini sağlamak
Make it a rule to arrive on time
Zamanında gelmeyi kural haline getir
gibi göstermek
bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak
Don't make it look so difficult
Onun bu kadar zor görünmesini sağlama
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
yetişmek
bir yere ulaşmayı başarmak
We will make it on time
Vaktinde yetişeceğiz
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
işkence etmek
Sahnedebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
fahişe
Sahnedepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
fahişe
birine hakaret etmek için kullanılan cinsel yönden ahlaksız olduğunu ima eden çok kaba bir kelime
He insulted her by calling her a whore.
Ona fahişe diyerek hakaret etti.
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
sadakat
birine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
gerçekten
Sahnedesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi el veya kollarla güçlü bir şekilde kavramak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzanı sıkıca tut
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
tutunmak
destek almak için birine veya bir şeye güvenmek
You should hold on to your principles
İlkelerine tutunmalısın
kendinden memnun
Sahnedekendisiyle aşırı derecede gurur duyan
He had a smug look on his face
Yüzünde kendinden memnun bir ifade vardı
kendini beğenmiş
kendi başarıları hakkında aşırı gururlu
He had a smug look on his face
Yüzünde kendini beğenmiş bir ifade vardı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
kuzeyli
Sahnedekuzey bölgesinde yaşayan veya oradan gelen kişi
He is a proud northerner
O gururlu bir kuzeylidir
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
gelin çiçeği
Sahnedebenzersiz bir şekle sahip bir çiçek türü
The calla is a beautiful flower
Gelin çiçeği güzel bir çiçektir
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
çok
Sahnedebir kelimeyi vurgulamak için kullanılan gayri resmi ifade
It is bloody cold today
Bugün hava çok soğuk
kanatmak
kan akmasına neden olmak
He bloodied his nose in the fight
Kavga sırasında burnunu kanattı
kanlı
şiddet veya ölüm içeren
It was a very bloody battle
Çok kanlı bir savaştı
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
aksamak
Sahnedeacı veya zorluk nedeniyle düzgün yürüyememek
He had to hobble to the door
Kapıya aksayarak gitmek zorunda kaldı
topallamak
aksayarak yürümek
The injured man started to hobble
Yaralı adam topallamaya başladı
görevden ayrılmak
Sahnedebir görevden veya mevkiden ayrılmak
The CEO decided to stand down
CEO görevden ayrılmaya karar verdi
geri çekilmek
çatışmayı veya eylemi durdurmak
The soldiers were ordered to stand down
Askerlere geri çekilmeleri emredildi
geri çekilmek
askerlerin veya insanların bulundukları yeri terk etmeleri veya hazır beklemeyi bırakmaları
The soldiers were ordered to stand down
Askerlere geri çekilmeleri emredildi
geri çekilmek
bir eylemden vazgeçmek veya hazır olma durumunu sonlandırmak
The soldiers were told to stand down
Askerlere geri çekilmeleri söylendi
fısıldamak
Sahnedeçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
yığın
Sahnedeüst üste konulmuş şeyler grubu
There is a pile of books on the table
Masanın üzerinde bir kitap yığını var
yığmak
nesneleri üst üste koyarak birikinti oluşturmak
He piled the books on the desk
Kitapları masanın üstüne yığdı
ciddi
Sahnedegüçlü bir inanç veya çaba gösteren
He made an earnest attempt to solve the problem
Sorunu çözmek için ciddi bir girişimde bulundu
derisini yüzmek
Sahnedebir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
cilt
vücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
zincirlemek
Sahnedebir zincir ile bağlamak veya tutmak
He chained his bike to the fence
Bisikletini çite zincirledi
zincirler
birbirine bağlı metal halkalar serisi
The bike has strong chains
Bisikletin güçlü zincirleri var
zincir
aynı şirket tarafından sahip olunan işletmeler grubu
They opened a new chain of restaurants
Yeni bir restoran zinciri açtılar
zincirler
bağlamak çekmek veya desteklemek için kullanılan bir dizi birbirine bağlı metal halka
The gate was locked with heavy iron chains
Kapı ağır demir zincirlerle kilitlenmişti
gözetmek
Sahnedebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
rağmen
Sahnedebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
değerlendirmek
Sahnedebir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You should take advantage of the library
Kütüphaneden yararlanmalısın
suistimal etmek
birini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this opportunity
Bu fırsattan yararlanmalısın
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayran olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
hayranlık duymak
bir şeye keyif ve saygıyla bakmak
I admire your work
İşine hayranlık duyuyorum
hiçbir yer
Sahnedehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
hiçbir yer
herhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
kar
Sahnedegökyüzünden düşen donmuş su
There is snow on the ground
Yerde kar var
kar yağmak
gökyüzünden donmuş beyaz parçacıklar şeklinde düşmek
It started to snow
Kar yağmaya başladı
kar
gökyüzünden düşen donmuş suyun yumuşak beyaz parçaları
The snow is soft
Kar yumuşaktır
merhamet
Sahnedebirine gösterilen nezaket veya bağışlama
He begged for mercy
Merhamet için yalvardı
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde düşünmek
The judge deemed it necessary
Hakim bunu gerekli saydı
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
kolaylık
Sahnedezorluk veya çabanın olmaması durumu
He passed the test with ease
Sınavı kolaylıkla geçti
yavaşça hareket ettirmek
bir şeyi yavaşça ve nazikçe hareket ettirmek
She eased the door open
Kapıyı yavaşça açtı
rahatlık
fiziksel veya zihinsel sıkıntının olmaması
She performed the task with ease
O görevi rahatlıkla yerine getirdi
kolaylaştırmak
bir şeyin zorluğunu azaltmak
New software will ease the process
Yeni yazılım süreci kolaylaştıracak
diz çökmek
Sahnededizlerinin üzerine çökmek
He knelt down to pray
Dua etmek için diz çöktü
diz çökmek
Sahnedeibadet etmek için dizlerin üzerine gelmek
He knelt to pray
Dua etmek için diz çöktü
diz üstü durmak
dizlerin üzerinde durma eylemi
She knelt on the floor
Yerde diz üstü durdu
diz çökmek
bir veya iki dizin üzerine yere inmek
He knelt to pick up the toy
Oyuncağı almak için diz çöktü
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
uygun
Sahnededurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
hastalık
Sahnedebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
anlaşma
Sahnedeiki kişi veya grup arasındaki uzlaşma
We made a bargain
Bir anlaşma yaptık
kelepir
Sahnedenormal fiyatından daha ucuza alınan şey
This car was a real bargain
Bu araba tam bir kelepir
pazarlık etmek
bir anlaşmanın şartlarını tartışmak
We had to bargain for the price
Fiyat için pazarlık etmek zorunda kaldık
ummak
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
He got more than he bargained for
Beklediğinden fazlasını elde etti
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
fiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle