Game Of Thrones — Season 5 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
583 kelime
Seviye
kurul
Sahnedebir kurum için karar alan insanlar grubu
The student council organized the event
Öğrenci kurulu etkinliği organize etti
konsey
karar veren kişilerden oluşan grup
The city council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
belediye meclisi
bir şehri veya kasabayı yöneten insanlar grubu
The city council approved the budget
Belediye meclisi bütçeyi onayladı
yaymak
Sahnedebir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
sürülebilir gıda
ekmeğe sürülen yumuşak yiyecek
I like chocolate spread
Çikolata kremasını severim
yaymak
bir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
sayfa düzeni
bir yayında yan yana görülen iki sayfa
This magazine has a beautiful spread
Bu dergide güzel bir sayfa düzeni var
hoşça kal
birinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
toplantı
Sahnedeinsanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
toplantı
planlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
horoz dövüşü
Sahnedehorozların birbirleriyle dövüştürülmesi sporu
Cockfighting is illegal in many countries
Horoz dövüşü birçok ülkede yasaktır
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
Kara Kale
kuzeydeki müstahkem askeri üs
Jon Snow serves at Castle Black
Jon Snow Kara Kalede görev yapar
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
hazretleri
dük veya düşes gibi soylu kişilere hitap etmek için kullanılan saygılı unvan
Your Grace the carriage is waiting
Hazretleri araba sizi bekliyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
gömmek
Sahnedebir şeyi toprağın altına koymak
The dog buried its bone
Köpek kemiğini gömdü
gömmek
bir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
tüccar
Sahnedemal alıp satan kişi
The merchant sells spices
Tüccar baharatlar satıyor
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
takdire şayan
Sahnedesaygı veya onay hak eden
Her courage is admirable
Onun cesareti takdire şayan
dehşet
Sahnedeçok büyük korku hissi
She looked at the scene in horror
Sahneye dehşet içinde baktı
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
hava kararması
Sahnedehavanın karardığı vakit
We must return home before nightfall
Hava kararmadan önce eve dönmeliyiz
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
mahkum etmek
Sahnedebir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
cümle
tam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
yelken açmak
tekne veya gemiyle yolculuğa başlamak
The ship set sail at dawn
Gemi şafakta yelken açtı
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
uygun
bir amaç için doğru olan
This tool is well suited for the task
Bu alet iş için çok uygun
uyumlu
bir kişi veya durum için gerekli niteliklere sahip olan
They are well suited for each other
Onlar birbirine çok uygun
kölelik
Sahnedeinsanların mal olarak görüldüğü zorla çalıştırma sistemi
Slavery was abolished in many countries long ago
Kölelik birçok ülkede uzun zaman önce kaldırıldı
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
dövüşme
Sahnedefiziksel bir mücadeleye girme
Stop fighting with your brother
Kardeşinle dövüşmeyi bırak
mücadele etme
zor bir şeyi başarmak için çok çabalama
She is fighting for her rights
Hakları için mücadele ediyor
mücadele
birini veya bir şeyi durdurmaya ya da yenmeye çalışma
Doctors are fighting the spread of the disease
Doktorlar hastalığın yayılmasıyla mücadele ediyor
mücadeleci
kazanmak veya başarmak için çaba gerektiren
It was a fighting performance
O mücadeleci bir performanstı
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
güç
Sahnedebüyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
kış
Sahnedeyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
sarhoş
Sahnedealkolün etkisi altında olan
He made a drunken phone call
Sarhoş bir telefon araması yaptı
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
eşlik etmek
Sahnedebirine bir yere giderken koruma veya rehberlik amacıyla yanında bulunmak
He will escort you to the door
Sana kapıya kadar eşlik edecek
refakatçi
bir yere giderken birine eşlik eden kişi
He acted as her escort
Onun refakatçisi oldu
escort
dört tekerlekli bir yol taşıtı
He drives an old Escort
Eski bir Escort sürüyor
eskort
cinsel hizmet karşılığında para alan kişi
He hired an escort for the evening
Akşam için bir eskort tuttu
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
Sahnedetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
hükümdar
Sahnedebir ülkeyi veya grubu yöneten kişi
The king was a fair ruler
Kral adil bir hükümdardı
cetvel
uzunluk ölçmek veya düz çizgiler çizmek için kullanılan düz araç
I used a ruler to draw a straight line
Düz bir çizgi çizmek için cetvel kullandım
gözden geçirmek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
Please review the report
Lütfen raporu gözden geçirin
inceleme
bir şey hakkında yazılı değerlendirme
I read a movie review
Bir film incelemesi okudum
değerlendirme
bir kişinin çalışmasının resmi olarak incelenmesi
The boss gave a positive review of my work
Patron işim hakkında olumlu bir değerlendirme yaptı
karanlık
Sahnedeışığın yokluğu
I am afraid of the darkness
Karanlıktan korkarım
itmek
Sahnedebirdenbire bir duruma sokmak
The power outage plunged the city into darkness
Elektrik kesintisi şehri karanlığa itti
dalmak
hızla aşağıya doğru hareket etmek
He plunged into the cold water
Soğuk suya daldı
dalmak
aniden ve hızla aşağı doğru inmek
The temperature plunged during the night
Gece boyunca sıcaklık hızla düştü
dalmak
bir yere veya bir şeyin içine aniden girmek ya da düşmek
He plunged into the cold water
Soğuk suya daldı
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
şans
Sahnedehayattaki talih veya şans
He had the good fortune to win
Kazanma şansına sahipti
fal
gelecekte neler olacağı
She read my fortune
Falıma baktı
servet
çok büyük miktarda para
He made a fortune in oil
Petrolle büyük bir servet yaptı
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
bir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
kasa
Sahnedesaklama için kullanılan büyük ahşap veya plastik kutu
The apples are in a wooden crate
Elmalar ahşap bir kasanın içinde
kasa
eşya taşımak veya saklamak için kullanılan büyük kutu
They packed the apples in a wooden crate
Elmaları tahta bir kasaya yerleştirdiler
ilişki
Sahnedeiki şey arasındaki bağ
There is a close relation between diet and health
Beslenme ve sağlık arasında yakın bir ilişki vardır
akraba
ailenizden olan kimse
She is a close relation of mine
O benim yakın bir akrabam
doldurmak
Sahnedebir kabın içini doldurmak
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
zayıflık
Sahnedegüçsüz olma durumu
She felt a sudden weakness
Ani bir zayıflık hissetti
zaaf
bir şeye karşı koyamadığınız aşırı düşkünlük
I have a weakness for chocolate
Çikolataya karşı bir zaafım var
en başında
başlangıçta veya en başta
I should not have come here in the first place
En başında buraya gelmemeliydim
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
sallanmak
Sahnedebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
savurmak
bir şeye vurmak amacıyla kolu hızla hareket ettirmek
He tried to swing the bat at the ball
Sopayı topa doğru savurmaya çalıştı
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
eskiden yapardı
geçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
hançer
Sahnedebıçaklı, kısa ve sivri uçlu bir silah
He carried a small dagger
Küçük bir hançer taşıyordu
kastetmek
bir şeyi anlatmaya çalışmak
What are you driving at
Ne demek istiyorsun
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
birini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
aşiret
Sahnedebirbirleriyle akraba olan ailelerden oluşan büyük grup
He belongs to a large clan
O, büyük bir aşirete mensuptur
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
yeniden açmak
Sahnedekapanmış olan bir şeyi tekrar açmak
The shop will reopen tomorrow
Mağaza yarın yeniden açılacak
ölçülemeyecek derecede
Sahnedeölçülemeyecek kadar büyük miktarda
His contribution helped us immeasurably
Katkısı bize ölçülemeyecek kadar yardımcı oldu
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
yok
Sahnedeartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
monte etmek
Sahnedebir şeyi bir yüzeye sabitlemek
He mounted the television on the wall
Televizyonu duvara monte etti
binmek
bir şeye binmek veya üzerine çıkmak
He mounted the horse
Ata bindi
dağ
çok yüksek doğal bir yer şekli
They climbed Mount Everest
Everest Dağı'na tırmandılar
düzenlemek
bir etkinlik için hazırlık yapmak
They mounted a special exhibition
Özel bir sergi düzenlediler
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
Sahnedebirine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
rahip
Sahnedetörenleri gerçekleştiren dini lider
The priest led the service
Rahip ayini yönetti