Game Of Thrones — Season 5 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
429 kelime
Seviye
adını vermek
birine veya bir şeye başka birinin ismini vermek
They named the baby after his grandfather
Bebeğe dedesinin adını verdiler
akşam yemeği
Sahnedegünün son öğünü
We had a light supper
Hafif bir akşam yemeği yedik
akşam yemeği
günün son ana öğünü
We ate supper together
Akşam yemeğini birlikte yedik
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
vuruş
Sahnedemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
kefaret
Sahnedebir günahı veya hatayı telafi etme eylemi
He sought atonement for his past mistakes
Geçmiş hataları için kefaret aradı
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
casus
Sahnedegizlice bilgi toplayan kişi
He is a spy
O bir casus
gözetlemek
bir şeyi gizlice görmek
I spied a bird in the tree
Ağaçta bir kuş gördüm
gözetlemek
birini veya bir şeyi gizlice izlemek
He was spying on his neighbor
Komşusunu gözetliyordu
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
alev alev
Sahnedeateşler içinde olan veya çok sıcak
The flaming torch lit up the cave
Alev alev yanan meşale mağarayı aydınlattı
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
penis
Sahnedeerkek cinsel organı
He felt pain in his cock
Penisinde ağrı hissetti
eğmek
bir şeyi belli bir açıyla yan tutmak
He cocked his head in confusion
Kafasını şaşkınlıkla yana eğdi
horoz
erkek tavuk
The cock crowed loudly
Horoz yüksek sesle öttü
kurmak
ateşli silahı atışa hazır hale getirmek
He cocked the rifle
Tüfeği kurdu
yola çıkmak
bir yere gitmek için ayrılmak
I am off to work
İşe gidiyorum
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
hiçbiri
Sahnedeiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Pardon me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
göstermek
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını veya yapıldığını göstermek
He will demonstrate how to use the machine
Makinenin nasıl kullanılacağını gösterecek
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
yalnız
Sahnedeyalnız olduğu için üzgün olan
I feel lonely
Yalnız hissediyorum
yalnız
Sahnedetek başına kaldığı için üzgün
I felt very lonely in the new city
Yeni şehirde kendimi çok yalnız hissettim
kimsesiz
kimsesi olmadığı için mutsuz olan
He is a lonely man
O kimsesiz bir adam
yalnız
tek başına olduğu için üzüntü duyan
She feels lonely
Yalnız hissediyor
çıkarmak
bir kişiden veya nesneden bir şeyi uzaklaştırmak
Please take it off
Lütfen onu çıkar
kavga etmek
Sahnedeküçük bir kavga veya tartışma yaşamak
The two boys had a scrap
İki çocuk küçük bir kavga etti
iptal etmek
bir plan veya projeden vazgeçmeye karar vermek
They decided to scrap the plan
Planı iptal etmeye karar verdiler
hurda
yeniden kullanılabilecek atık malzeme
He sells scrap metal
Hurda metal satıyor
parça
bir şeyden kalan küçük parça
There is a scrap of paper on the desk
Masanın üzerinde bir kağıt parçası var
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
kırkılmış
Sahnedetüyleri veya yünü kesilmiş
The sheep was shorn
Koyun kırkılmıştı
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
düzenlemek
Sahnedeşeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
utanç kaynağı
Sahnedebaşkalarının utanç duymasına neden olan kişi veya şey
He is a disgrace to his family
O ailesi için bir utanç kaynağı
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
tüketmek
Sahnedebir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
tüketmek
yiyecek veya içeceği vücuda almak
We consume too much sugar
Çok fazla şeker tüketiyoruz
tüketmek
birinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
yok etmek
bir şeyi tamamen özellikle ateşle ortadan kaldırmak
The fire consumed the whole building
Yangın bütün binayı yok etti
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
krallık
Sahnedebir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke
The United Kingdom is an island nation
Birleşik Krallık bir ada ülkesidir
diyar
bir kral veya kraliçe tarafından yönetilen bölge veya alan
He ruled over a vast kingdom
Geniş bir diyarı yönetti
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
doğruluk
Sahnedeahlaki açıdan doğru ve dürüst olma durumu
He lived a life of righteousness
Doğruluk içinde bir hayat yaşadı
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
Sahnedebir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
meşru
Sahnedeyasal veya adil bir hakka sahip olan
He is the rightful owner of the house
Evin meşru sahibi odur
feda etmek
Sahnedebir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
fedakarlık
daha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
neredeyse
hemen hemen veya pratik olarak
The work is as good as done
İş neredeyse bitti
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
affetmek
Sahnedebirini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
efendim
birinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
balta
Sahnedeodun kesmek için kullanılan ağır bıçaklı bir alet
He used an axe to chop the wood
Odunu kesmek için bir balta kullandı
başkomutan
bir grubun veya görevin başındaki yetkili kişi
The lord commander gave orders to the troops
Başkomutan birliklere emirleri verdi
sırdaş
Sahnedesırlarınızı paylaştığınız güvenilir kadın arkadaş
She has always been my closest confidante
O her zaman en yakın sırdaşım olmuştur
yeminli
Sahnedeyemin ile bağlanmış
He is my sworn enemy
O benim yeminli düşmanım
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
barışmış
Sahnedebir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
beraber
aynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
rahatsız etti
Sahnedebirini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
aldı
bir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
alaycı gülümsemek
Sahnedebirini küçümsediğini belli eden alaycı bir yüz ifadesi
He sneered at my idea
Fikrime alaycı bir şekilde güldü
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
kontrol
Sahnedebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol etmek
bir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
eşik
Sahnedebir şeyin gerçekleşmek üzere olduğu kritik an
The country is on the brink of war
Ülke savaşın eşiğinde
düşmanlar
Sahnedebaşka birinden nefret eden veya onunla savaşan kişiler
They were enemies for years
Yıllarca düşmandılar
yabani
Sahnedefantastik hikayelerde vahşi doğada yaşayan karakter
The wildling scouted the forest
Yabani ormanı gözledi
vahşi
Sahnededoğada yaşayan veya medeni olmayan kimse
He behaves like a wildling in civilization
Medeniyet içinde vahşi gibi davranıyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
karmaşıklaştırmak
Sahnedeanlaşılmasını veya çözülmesini zor hale getirmek
Don't complicate the problem
Problemi karmaşıklaştırma
karmaşıklaştırmak
bir şeyi daha zor veya anlaşılmaz hale getirmek
Do not complicate the situation
Durumu karmaşıklaştırma
uzanma
Sahnedebir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
yalan söylemek
doğru olmayan bir şeyi söylemek
He is lying to me
O bana yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
yalan söyleme
doğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
yok
Sahnedeartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
kuvvet
fiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
aldatma
Sahnedebirini kandırmak veya yalan söylemek eylemi
Their relationship was built on deceit
İlişkileri aldatma üzerine kuruluydu