Game Of Thrones — Season 6 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
418 kelime
Seviye
büyümek
yetişkin hale gelmek
He is growing up fast
O çok hızlı büyüyor
büyümek
yaşça ilerlemek veya gelişmek
I enjoy watching my kids growing up
Çocuklarımın büyüdüğünü izlemekten keyif alıyorum
olgunlaşmak
çocuksu davranışları bırakıp yetişkin gibi davranmaya başlamak
It is time for you to start growing up
Artık olgunlaşmaya başlamanın zamanı geldi
büyürken
geçmişte düzenli olarak yapılan bir durumu belirtir
When I was growing up I played outside often
Büyürken sık sık dışarıda oynardım
istekli olmak
bir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
kritik
Sahnedeçok önemli
It is crucial to be on time
Zamanında gelmek çok önemlidir
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
kızıl kale
büyük ve korunaklı yapı
They defended the red keep against the invaders
Kızıl kaleyi işgalcilere karşı savundular
hükümdar
Sahnedebir ülkeyi veya grubu yöneten kişi
The king was a fair ruler
Kral adil bir hükümdardı
cetvel
uzunluk ölçmek veya düz çizgiler çizmek için kullanılan düz araç
I used a ruler to draw a straight line
Düz bir çizgi çizmek için cetvel kullandım
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
dilenci
Sahnedebaşkalarından para veya yiyecek isteyen kimse
The beggar asked for some money
Dilenci biraz para istedi
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
ata
Sahnedekişinin soyunun geldiği kişi
My ancestors came from Italy
Atalarım İtalya'dan geldi
ata
soyundan gelinen kişi
My ancestors came from Europe
Atalarım Avrupa'dan geldi
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
okçu
Sahnedeyay ve okla savaşan kişi
The archer shot the arrow
Okçu oku fırlattı
okçu
ok ve yay ile atış yapan kimse
The archer aimed at the target
Okçu hedefe nişan aldı
atıcı
yay ve ok kullanarak atış yapan kişi
The skilled atıcı hit the bullseye
Yetenekli atıcı tam ortayı vurdu
kemer
ağırlık taşıyan kavisli mimari yapı
The archer supports the heavy ceiling
Kemer ağır tavanı taşıyor
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
hain
Sahnedeülkesine veya liderine ihanet eden
His treasonous acts were condemned by everyone
Hain eylemleri herkes tarafından kınandı
keskin
Sahnedetadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
lonca binası
Sahnedelonca toplantılarının veya halka açık etkinliklerin yapıldığı bina
The mayor held the meeting at the historic guildhall
Belediye başkanı toplantıyı tarihi lonca binasında düzenledi
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
He worked hard to succeed
Başarmak için çok çalıştı
yerine geçmek
birinin görevini veya yerini devralmak
He will succeed his father as CEO
Babasının yerine CEO olarak o geçecek
alternatif
Sahnedeher zamankinden farklı olan
We took an alternate route home
Eve alternatif bir yoldan gittik
yedek
başkasının yerine geçen kişi
He is an alternate for the team
O, takım için bir yedek
sırayla yapmak
bir işi dönüşümlü olarak gerçekleştirmek
They alternate between running and walking
Koşu ve yürüyüşü sırayla yapıyorlar
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
binmek
Sahnedebir şeye binmek veya üzerine çıkmak
He mounted the horse
Ata bindi
dağ
çok yüksek doğal bir yer şekli
They climbed Mount Everest
Everest Dağı'na tırmandılar
monte etmek
bir şeyi bir yüzeye sabitlemek
He mounted the television on the wall
Televizyonu duvara monte etti
düzenlemek
bir etkinlik için hazırlık yapmak
They mounted a special exhibition
Özel bir sergi düzenlediler
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
piyade
Sahnedekarada yaya olarak savaşan askerler
The infantry marched across the field
Piyadeler tarlayı geçerek yürüdü
en yüksek
Sahnedeen büyük seviye veya miktar
This is the highest price
Bu en yüksek fiyat
en yüksek
tabandan tavana en uzun olan
Mount Everest is the highest mountain
Everest Dağı en yüksek dağdır
en yüksek
rütbe veya önem bakımından en üst seviyede olan
He holds the highest rank in the army
Orduda en yüksek rütbeye sahip
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
geri çekilmek
geriye doğru hareket etmek veya önceki bir duruma dönmek
The army had to fall back
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı
yedek plan
ilk plan başarısız olduğunda başvurulan alternatif seçenek
You need a plan to fall back on
Başvuracak bir yedek planınız olmalı
geri çekilmek
geriye doğru hareket etmek veya önceki duruma dönmek
The soldiers had to fall back
Askerler geri çekilmek zorunda kaldı
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
katletmek
Sahnedeçok sayıda insanı şiddetle öldürmek
The army slaughtered the civilians
Ordu sivilleri katletti
kesmek
Sahnedehayvanları besin için öldürmek
They slaughter cattle for food
Besin için sığır kesiyorlar
katletmek
şiddetli bir şekilde çok sayıda insanı öldürmek
The army slaughtered the enemy troops
Ordu düşman birliklerini katletti
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
uzun gece
karanlık ve tehlikeli geçen uzun bir dönem
It was a long night as we waited for news
Haber beklerken çok uzun bir geceydi
kalkıp
bir işi beklenmedik şekilde yapmak
He up and left the party
Partiden kalkıp gitti
Işık tanrısı
ışığı temsil eden yüce varlık
They follow the Lord of Light
Işık tanrısını takip ediyorlar
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
güney
Sahnedebir ülkenin güney kısmında olan
Southern France is beautiful
Güney Fransa güzeldir
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
başından beri
başlangıçtan beri tüm süre boyunca
I knew the truth all along
Gerçeği başından beri biliyordum
yeraltı mezarı
Sahnedeölülerin gömüldüğü yeraltı odası
The old church has a crypt
Eski kilisenin bir yeraltı mezarı var
gizli depo
Sahnedegizli bir yere saklanmış eşyalar topluluğu
They found a cache of weapons
Bir silah deposu buldular
saltanat
Sahnedebir kral veya kraliçenin yönetimde olduğu süre
The Queen's reign lasted for many years
Kraliçenin saltanatı uzun yıllar sürdü
hüküm sürmek
bir durumda en önemli veya en güçlü konumda olmak
Silence reigned in the room
Odada sessizlik hüküm sürüyordu
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
karışık
Sahnededurumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
geri dönmek
bir yere geri gitmek
I will return to my home
Evime geri döneceğim
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
olasılık
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tuhaf
normalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
kapı
Sahnedeaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
kapı
bir girişi kapatan hareketli bariyer
Go to gate 10
10 numaralı kapıya git
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
majesteleri
Sahnedekral veya kraliçeye hitap şekli
Your Majesty is very wise
Majesteleri çok bilge
ihtişam
etkileyici güzellik veya büyüklük
The majesty of the mountains is amazing
Dağların ihtişamı şaşırtıcı
majesteleri
kral veya kraliçe için kullanılan bir unvan
The king is addressed as Your Majesty
Krala Majesteleri olarak hitap edilir
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
Sahnedebir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
tuz
Sahnedeyemeklere tat vermek için kullanılan yaygın bir mineral
Pass me the salt, please
Lütfen tuzu uzat
tuzlamak
yiyeceğin üzerine tuz eklemek
You should salt the meat before cooking it
Eti pişirmeden önce tuzlamalısın
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
yerden yere vurmak
Sahnedebirini sözlü veya yazılı olarak sertçe eleştirmek
The critics crucified his new play
Eleştirmenler yeni oyununu yerden yere vurdu
çarmıha germek
birini bir haça çivileyerek öldürmek
They decided to crucify the prisoner
Mahkumu çarmıha germeye karar verdiler
çarmıha germek
birini çarmıha gererek infaz etmek
He was crucified for his crimes
Suçları yüzünden çarmıha gerildi
çarmıha çivilemek
birini çarmıha çivileyerek öldürmek
They crucified him on a wooden cross
Onu tahta bir haça çivilediler
tuzak
Sahnedebirini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
Sahnedehayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
gemiler
Sahnedesuda yolculuk eden büyük deniz aracı
Many ships are in the harbor
Limanda birçok gemi var
deniz taşıtları
insan veya yük taşıyan büyük araç
These ships carry cargo
Bu deniz taşıtları yük taşır
nakliye gemileri
mal veya insan taşıyan büyük tekneler
They load the ships
Nakliye gemilerini yüklüyorlar
meşru
Sahnedeevlilik birliği içinde dünyaya gelmiş
He is the trueborn son of the king
O kralın meşru oğludur
kölelik
Sahnedeinsanların mal olarak görüldüğü zorla çalıştırma sistemi
Slavery was abolished in many countries long ago
Kölelik birçok ülkede uzun zaman önce kaldırıldı
düşünür
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak
He thinks this is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
yokluk
Sahnedebir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
vücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
süpürge sapı
Sahnedesüpürge fırçasını tutmaya yarayan uzun sap
The witch flew on her broomstick
Cadı süpürge sapı üzerinde uçtu
cadı süpürgesi
hikayelerde uçmak için kullanılan uzun sopa
The witch flew on a broomstick
Cadı süpürgesiyle uçtu
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
karşılığında
bir şeyin bedeli veya karşılığı olarak yapılan eylem
He gave her a gift in return for her help
Yardımına karşılık olarak ona bir hediye verdi
vazgeçmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
takas etmek
Sahnedebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
ticaret
mal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
orospu
Sahnedebir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
ejderha ateşi
SahnedeGame of Thrones evreninde ejderhalara ateş püskürtmeleri için verilen komut
She commanded her dragon by shouting dracarys
Ejderhasına dracarys diye bağırarak komut verdi
gelgit
Sahnededeniz seviyesinin alçalıp yükselmesi
The tide is coming in
Gelgit yükseliyor
gelgit
deniz seviyesinin yükselip alçalması
The tide is coming in
Gelgit yükseliyor
idare ettirmek
birinin zor bir dönemi atlatmasına yardım etmek
This money will tide me over until payday
Bu para maaş gününe kadar beni idare ettirecek
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
saygı
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir