Game Of Thrones — Season 7 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
611 kelime
Seviye
kolayca söylenmek
bir kelimenin veya ismin kolayca telaffuz edilebilmesi
Her name really rolls off the tongue
Onun ismi gerçekten kolayca söyleniyor
işe yaramak
Sahnedeiyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
bir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
olmak
Sahnedebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
iyileştirmek
Sahnedehasta birini sağlıklı hale getirmek
The doctor cured the patient
Doktor hastayı iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
iyileştirmek
bir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
hazretleri
dük veya düşes gibi soylu kişilere hitap etmek için kullanılan saygılı unvan
Your Grace the carriage is waiting
Hazretleri araba sizi bekliyor
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
hayran kitlesi
Sahnedebirini veya bir şeyi destekleyen insanlar topluluğu
The author has a large following
Yazarın büyük bir hayran kitlesi var
takip etmek
birini veya bir şeyi izlemek
He is following the guide
Rehberi takip ediyor
anlamak
birinin ne söylediğini kavramak
I am following your explanation
Açıklamanı anlıyorum
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
sevmemek
Sahnedebir şeyi sevmemek veya hoşlanmamak
I dislike cold weather
Soğuk havayı sevmem
hoşlanmama
sevmediğiniz şeyler
Tell me your likes and dislikes
Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri söyleyin
hoşlanmamak
bir kişiden veya bir şeyden memnun olmamak
I dislike rainy weather
Yağmurlu havadan hoşlanmam
çekici kişi
Sahnedeçok etkileyici ve cazibeli olan kişi
He is a real charmer
O gerçekten etkileyici biri
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
yarım
Sahnedebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
vahşet
Sahnedezalimce veya şiddetli davranış
The brutality of the attack shocked everyone
Saldırının vahşeti herkesi şoke etti
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
zırh
Sahnedesavaşta giyilen metal koruyucu giysi
The knight wore heavy armor
Şövalye ağır bir zırh giydi
zırhlamak
savunma amacıyla sert bir katmanla kaplamak
The soldiers armored the vehicle
Askerler aracı zırhladı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
takas etmek
Sahnedebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
ticaret
mal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
kayıt
Sahnedegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
aptal
Sahnedezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
saçma
akılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
ada
Sahnededört tarafı sularla çevrili kara parçası
They live on a small isle
Küçük bir adada yaşıyorlar
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
tadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
konuşmak
biriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
gizli plan yapmak
Sahnedegizlice bir plan hazırlamak
They plotted to overthrow the king
Kralı devirmek için gizli plan yaptılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
güverte
Sahnedegemi veya bina üzerindeki düz zemin
He is standing on the deck
Güvertede duruyor
süslemek
bir şeyi parlak nesnelerle donatmak
They decked the hall with flowers
Salonu çiçeklerle süslediler
yumruklamak
birine yumruk atarak yere sermek
He threatened to deck his friend
Arkadaşını yumruklamakla tehdit etti
deste
oyun kartlarının tam bir takımı
Can you shuffle the deck
Desteyi karıştırabilir misin
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yelken açmak
Sahnedebir tekne veya gemiyle su üzerinde ilerlemek
We want to sail around the world
Dünyayı yelkenle gezmek istiyoruz
yelken
rüzgarı yakalayarak teknenin hareket etmesini sağlayan büyük kumaş
The boat has a large sail
Teknenin büyük bir yelkeni var
bir parçası
bir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
günlük
Sahnederesmi olmayan, rahat
I prefer casual clothes
Günlük kıyafetleri tercih ederim
nişan almak
Sahnedebir şeyi belirli bir hedefe doğru yöneltmek
He aimed at the target
Hedefe nişan aldı
amaç
bir kişinin ulaşmak istediği hedef veya niyet
My aim is to learn English
Amacım İngilizce öğrenmek
amaçlamak
birini memnun etmek için bir şeyler yapmaya çalışmak
We aim to please our customers
Müşterilerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz
yetişkin
bir canlının tamamen büyümüş hali
He is a full grown man now
O artık yetişkin bir adam
tam gelişmiş
büyümesini tamamlamış olan
The plant is full grown
Bitki tam gelişmiş durumda
canavar
Sahnedebüyük veya vahşi hayvan
The beast lived in the forest
Canavar ormanda yaşıyordu
gelmek
bir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
saklanma
Sahnedegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
bir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
kuzey
Sahnedekuzey ile ilgili veya kuzeyde olan
The northern part of the city is quiet
Şehrin kuzey kısmı sessizdir
berbat
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather was dreadful
Hava berbattı
birleşmek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek için bir araya gelmek
The team decided to rally behind their captain
Takım kaptanlarının arkasında birleşmeye karar verdi
toplanmak
belirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
miting
bir düşünceyi desteklemek için yapılan büyük halk toplantısı
They held a rally to protest the new law
Yeni yasayı protesto etmek için bir miting düzenlediler
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
The odds of winning are low
Kazanma ihtimali düşük
olasılık
Sahnedebir durumun meydana gelme şansı
The odds are in our favor
Olasılıklar lehimize
anlaşmazlık
bir fikir ayrılığı veya çatışma durumu
They are at odds about the plan
Plan konusunda anlaşmazlık içindeler
şans
Sahnedehayattaki talih veya şans
He had the good fortune to win
Kazanma şansına sahipti
fal
gelecekte neler olacağı
She read my fortune
Falıma baktı
servet
çok büyük miktarda para
He made a fortune in oil
Petrolle büyük bir servet yaptı
çeviri
Sahnedekelimelerin başka bir dile dönüştürülme süreci
This translation is very accurate
Bu çeviri çok doğru
çeviri
diller arasında kelimeleri değiştirme süreci
The translation is accurate
Çeviri doğru
tercüme
metinleri bir dilden diğerine aktarma işi
He works in translation
O tercüme alanında çalışıyor
kaybetmek
Sahnedebir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
yitirmek
artık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
oluk
Sahnedeçatı veya yol kenarında yağmur sularını taşımaya yarayan dar kanal
The leaves are blocking the gutter
Yapraklar oluğu tıkamış
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
ordular
Sahnedesavaş için oluşturulmuş büyük silahlı gruplar
Two large armies fought on the battlefield
İki büyük ordu savaş meydanında çarpıştı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gibi gelmek
doğru veya olası görünmek
That sounds like a good idea
Bu iyi bir fikir gibi geliyor
ileri
Sahnedeüst seviyede olan
This is an advanced course
Bu ileri seviye bir ders
modern
en yeni yöntemleri içeren
They have advanced ideas
Modern fikirleri var
ileri
ileri bir yaşta olan
He is at an advanced age
O ileri bir yaşta
ileri seviye
yüksek bilgi veya beceriye sahip
She is an advanced student
O ileri seviye bir öğrenci
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
tiranlık
Sahnedeacımasız veya adaletsiz yönetim biçimi
The people fought against the tyranny of the dictator
Halk diktatörün tiranlığına karşı savaştı
taşımak
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak
They ferry passengers across the river
Yolcuları nehir boyunca taşıyorlar
feribot
insanları veya araçları su üzerinden taşıyan tekne
I took the ferry to the island
Adaya feribotla gittim
emir
Sahnedebirinin bir şey yapmasını isteyen sözlü talimat
He gave the command to start
Başlama emrini o verdi
komuta etmek
birisi veya bir şey üzerinde güce sahip olmak
He commands the army
Orduyu komuta ediyor
emir
bir şeyi yapma yönündeki talimat
He gave a clear command
Net bir emir verdi
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
eskiden yapardı
geçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
Sahnedebirini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
ciddi
Sahnedeçok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
mezar
ölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
bulaştırmak
Sahnedezararlı bir mikrobu birine veya bir şeye geçirmek
The virus can infect many people
Virüs birçok kişiye bulaşabilir
haricinde
dahil etmeden
Aside from the rain, the trip was great
Yağmur haricinde, gezi harikaydı
şiirsel
Sahnedegüzel veya etkileyici bir tarza sahip olan
Her writing style is very poetic
Yazım tarzı çok şiirsel
veda etmek
ayrılırken söylenen sözler
It is time to say goodbye
Veda etme zamanı
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
nazikçe
Sahnedenazik veya yumuşak bir şekilde
She smiled kindly at the child
Çocuğa nazikçe gülümsedi
inmek
daha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
bağlı olmak
bir şeyin sonucunun başka bir etkene dayanması
The result comes down to one vote
Sonuç tek bir oya bağlı
yağmak
yağmurun gökten yere düşmesi
The rain is coming down hard
Yağmur şiddetli yağıyor