Game Of Thrones — Season 7 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
588 kelime
Seviye
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
yetim bırakmak
Sahnedebir çocuğu anne ve babasız bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim veya öksüz bırakmak
birini bakımsız veya desteksiz bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim veya öksüz
anne ve babası ölmüş çocuk
He became an orphan at a young age
Genç yaşta yetim kaldı
uydurulmuş
hayal ürünü olarak yaratılmış veya söylenmiş
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
oluşturmak
bir bütünün parçası olmak veya meydana getirmek
Women make up half of the population
Kadınlar nüfusun yarısını oluşturuyor
uydurmak
bir hikaye veya bahane gibi hayali bir şey yaratmak
He made up an excuse for being late
Geç kaldığı için bir bahane uydurdu
karar vermek
bir konuda kesin karar almak
I have made up my mind
Kararımı verdim
uydurma
gerçek olmayan veya uydurulmuş
That story is made up
O hikaye uydurma
doğruyu söylemek
gerçek olanı ifade etmek
You must always tell the truth
Her zaman doğruyu söylemelisin
kişiler
SahnedeGenel olarak insanlardan bahsetmek için kullanılır
Young ones are curious
Gençler meraklıdır
olanlar
Daha önce belirtilen nesnelerin veya kişilerin yerine kullanılan sözcük
I prefer the red ones
Kırmızı olanları tercih ederim
birler
matematiksel olarak bir rakamının çoğul hali
Add the numbers in the ones column
Birler basamağındaki sayıları topla
kişiler
insanları ifade eden zamir
I like the ones who are honest
Dürüst olan kişileri severim
eksik
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
diz üstünde biten pantolon
I wear shorts in summer
Yazın şort giyerim
kısa
az zaman alan
The meeting was very short
Toplantı çok kısaydı
uzun gece
karanlık ve tehlikeli geçen uzun bir dönem
It was a long night as we waited for news
Haber beklerken çok uzun bir geceydi
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
özgür halk
baskı altında olmayan bağımsız insan topluluğu
The free folk live in the mountains
Özgür halk dağlarda yaşar
kenara ayırmak
bir şeyi başka bir yere koymak
Please set aside the broken toys
Lütfen kırık oyuncakları kenara ayır
ayırmak
bir şeyi özel bir amaç için saklamak
He set aside time to study
Çalışmak için zaman ayırdı
kenara koymak
bir şeyi ileride kullanmak üzere saklamak
I set aside some cash for emergencies
Acil durumlar için biraz nakit kenara koydum
kenara koymak
bir şeyi başka bir yere veya yana bırakmak
I set aside my book to talk to you
Seninle konuşmak için kitabımı kenara koydum
diz çökmek
Sahnededizlerinin üzerine çökmek
He knelt down to pray
Dua etmek için diz çöktü
diz çökmek
ibadet etmek için dizlerin üzerine gelmek
He knelt to pray
Dua etmek için diz çöktü
diz üstü durmak
dizlerin üzerinde durma eylemi
She knelt on the floor
Yerde diz üstü durdu
diz çökmek
bir veya iki dizin üzerine yere inmek
He knelt to pick up the toy
Oyuncağı almak için diz çöktü
lokma
Sahnedehızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırmak
bir şeyi kesmek veya incitmek için dişleri kullanmak
Be careful, the dog might bite
Dikkat et, köpek ısırabilir
kabul etmek
riskli bir teklifi onaylamak
He decided to bite on the offer
O teklifi kabul etmeye karar verdi
ısırılmak
bir hayvanın dişleriyle yaralanmak
He was afraid of being bitten by the dog
Köpek tarafından ısırılmaktan korkuyordu
yenmek
Sahnedebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
zehir
Sahnedehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
şarlatan
Sahnedebilgisi veya yeteneği olmadığı halde varmış gibi davranan kimse
The charlatan claimed he could cure any disease
Şarlatan her hastalığı iyileştirebileceğini iddia ediyordu
muhtemel
Sahnedegerçekleşme ihtimali yüksek olan
It is likely to rain today
Bugün yağmur yağması muhtemel
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
ayak basmak
bir yere girmek
I will never set foot in that house again
O eve bir daha asla ayak basmayacağım
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
Baelorun Büyük Septi
Game of Thrones evrenindeki kurgusal büyük bir tapınak
The Great Sept of Baelor is in the capital
Baelorun Büyük Septi başkenttedir
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
akrep
Sahnedeok fırlatmak için kullanılan eski bir kuşatma silahı
Soldiers used the scorpion to defend the walls
Askerler surları savunmak için akrebi kullandı
akrep
sekiz bacağı ve iğneli bir kuyruğu olan küçük bir hayvan
The scorpion is dangerous
Akrep tehlikelidir
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
katilce
Sahnedeöldürme isteği olan
He had a murderous look in his eyes
Gözlerinde katilce bir bakış vardı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
başarı
Sahnedeçaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey ödemek zorunda olmak
I owe you ten dollars
Sana on dolar borcum var
borçlu olmak
birine geri ödeme yapma gerekliliği
I owe him five dollars
Ona beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
lanet
Sahnedeöfke ifade etmek için kullanılan kaba bir söz
I hate this fucking job
Bu lanet işten nefret ediyorum
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
birini veya bir şeyi tarif ederken kullanılan çok rahatsız edici anlamında kelime
This fucking machine is broken
Bu lanet makine bozuk
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
mahvolmuş
Sahnedeçok kötü bir durumda olan
We are totally fucked
Tamamen mahvolduk
sikişmiş
cinsel ilişkide bulunmuş
They have fucked
Onlar sikişmiş
boktan
çok kaba bir sıfat
This fucked car is broken
Bu boktan araba bozuk
zekâ
Sahnedehızlı düşünme yeteneği
He is known for his quick wit
Hızlı zekasıyla tanınır
zeka
düşünme ve anlama yeteneği
She has the wit to solve the problem
Sorunu çözecek zekaya sahip
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
ejderha ateşi
SahnedeGame of Thrones evreninde ejderhalara ateş püskürtmeleri için verilen komut
She commanded her dragon by shouting dracarys
Ejderhasına dracarys diye bağırarak komut verdi
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
ters ters bakmak
Sahnedebirine öfkeyle veya kızgınlıkla bakmak
He glowered at me from across the room
Odanın diğer ucundan bana ters ters baktı
ejderha
Sahnedehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejder
SahnedeGame of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
ejderha
Uzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
disipline etmek
Sahnedebirine kurallara uymayı öğretmek
Parents must discipline their children
Ebeveynler çocuklarını disipline etmelidir
disiplin
davranışlarını kontrol edebilme yeteneği
He has great self-discipline
Onun harika bir öz disiplini var
disiplin
belirli bir akademik çalışma alanı
Biology is an academic discipline
Biyoloji akademik bir disiplindir
kural
uyulması gereken yasa veya yönerge
The school has a new discipline
Okulun yeni bir kuralı var
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
çekiç
Sahnedevurmak için kullanılan ağır alet
I need a hammer to fix this
Bunu düzeltmek için bir çekice ihtiyacım var
çakmak
bir alet veya nesneyle sertçe vurmak
He hammered the nail into the wall
Çiviyi duvara çaktı
sarhoş
alkol nedeniyle çok sarhoş olma durumu
He was absolutely hammered last night
Dün gece tamamen sarhoştu
yengeç
Sahnedesert kabuklu ve kıskaçlı bir deniz hayvanı
The crab walked on the beach
Yengeç plajda yürüdü
huysuzlanmak
memnuniyetsizliğini dile getirmek
Stop crabbing about the weather
Hava hakkında huysuzlanmayı bırak
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
tatmin edici
Sahnedebirini mutlu eden veya ihtiyacını karşılayan
This work is very satisfying
Bu iş çok tatmin edici
tatmin edici
kişiye haz veya memnuniyet veren
The meal was very satisfying
Yemek çok tatmin ediciydi
memnun edici
keyif veya mutluluk veren
It is satisfying to finish the task
Görevi bitirmek memnun edici
asker
Sahnedeorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
tutum
Sahnedebir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
şart
Sahnedebir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
belirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
terim
dilde özel bir anlamı olan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla veya beklendiği gibi
He is presumably at home right now
Şu anda muhtemelen evde
yön
Sahnedebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
birlikte çalışmak
bir şeyi başkalarıyla beraber yapmak
We need to work together
Birlikte çalışmamız gerekiyor
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
iş yapmak
ticari bir ilişki içinde olmak
We do business with them
Onlarla iş yapıyoruz
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
paralı asker
Sahnedepara karşılığında savaşan asker
He worked as a mercenary in the war
Savaşta paralı asker olarak çalıştı
kiralık asker
Sahnedepara için savaşan silahlı kişi
The general hired a mercenary to protect the base
General üssü koruması için kiralık bir asker tuttu
başardı
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She studied hard and finally made it
Çok çalıştı ve sonunda başardı
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
kardeşlik birliği
Sahnedeortak ilgi alanlarına sahip erkeklerin örgütü
He is a member of a local brotherhood
Yerel bir kardeşlik birliğinin üyesidir
kardeşlik
ortak amaçları paylaşan insanlar topluluğu
The brotherhood grew over time
Kardeşlik topluluğu zamanla büyüdü
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
yanlışlıkla
istemeden veya kasıt olmadan
I deleted the file by accident
Dosyayı yanlışlıkla sildim
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
büyü
Sahnedegizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirli güç
imkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum