Game Of Thrones — 8. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
399 kelime
Seviye
okçu
Sahnedeyay ve okla savaşan kişi
The archer shot the arrow
Okçu oku fırlattı
kemer
ağırlık taşıyan kavisli mimari yapı
The archer supports the heavy ceiling
Kemer ağır tavanı taşıyor
okçu
yay ve ok kullanarak atış yapan kişi
The archer hit the target
Okçu hedefi vurdu
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
dehşet
Sahnedeçok büyük korku hissi
She looked at the scene in horror
Sahneye dehşet içinde baktı
küçük rol
Sahnedekısa süren bir performans veya rol
He had only one scene in the movie
Filmde sadece küçük bir rolü vardı
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kurtarmak
Sahnedebirini günahlarından veya hatalarından arındırmak
He wanted to redeem himself
Kendini kurtarmak istedi
bozdurmak
bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
You can redeem points for a gift
Puanları bir hediye için bozdurabilirsiniz
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
sadakat
birine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
seçilmiş
Sahnedebir grup içinden ayıklanmış veya tercih edilmiş
He was the chosen candidate for the job
İş için seçilen aday oydu
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
muazzam
Sahnedeçok büyük veya harika olan
He has a tremendous amount of energy
Onun muazzam bir enerjisi var
harika
çok iyi veya keyif verici
He did a tremendous job on the project
Projede harika bir iş çıkardı
muazzam
son derece büyük veya yoğun
There was a tremendous amount of snow
Muazzam miktarda kar vardı
kanıt
Sahnedebir niteliği gösteren veya kanıtlayan şey
The success of the project is a testament to her hard work
Projenin başarısı onun sıkı çalışmasının bir kanıtıdır
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
harekete geçmek
Sahnedehareket etmeye başlamak veya hızlıca ayrılmak
We need to get moving
Harekete geçmemiz gerekiyor
sağlamak
Sahnedebirine ihtiyaç duyduğu bir şeyi sunmak
They provided food for the guests
Konuklara yiyecek sağladılar
sağlamak
gereken bir şeyi vermek
The company provided the equipment
Şirket ekipmanı sağladı
şartıyla
belirli bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
We can go provided it does not rain
Yağmur yağmaması şartıyla gidebiliriz
ruh hali
Sahnedebelirli bir zamandaki ruhsal durum
She is in a bad mood today
Bugün ruh hali kötü
havasında
bir şeyi yapma veya ona sahip olma isteği
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
ruh hali
bir kişinin belirli bir andaki hissetme durumu
She is in a good mood today
Bugün iyi bir ruh halinde
tamamen
Sahnedebir şeyin son noktasına kadar veya bütünüyle
I read the book all the way to the end
Kitabı sonuna kadar okudum
cinsel ilişkiye girmek
cinsel birliktelik yaşamak için kullanılan nazik bir ifade
They decided to go all the way
Cinsel ilişkiye girmeye karar verdiler
tamamen
uzun bir mesafe
I walked all the way to the park
Parka kadar tüm yolu yürüdüm
dikkatli ol
Sahnedeyakın tehlikeye karşı tetikte kalmak
Look out for cars when you cross
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
manzaralı olmak
bir binanın veya pencerenin belirli bir yöne bakması
Our room looks out over the sea
Odamız denize bakıyor
gözlemek
bir şeyin gelmesini beklemek veya takip etmek
Look out for my bus at the station
İstasyonda otobüsümü gözle
dikkat etmek
tehlikeye karşı tetikte olmak
Look out for the car
Arabaya dikkat et
dikkat etmek
tehlikeye karşı tetikte olmak
Look out there is a car coming
Dikkat et araba geliyor
azaltmak
Sahnedebir şeyin etkisini veya gücünü düşürmek
The new rule dampened the excitement
Yeni kural heyecanı azalttı
düzene girmek
Sahnededüzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sabit
Sahnededeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
sevgili
ciddi ve özel bir ilişki içinde olunan kişi
He is my steady
O benim sevgilim
sabitlemek
bir şeyi sağlam veya sabit hale getirmek
He held the ladder to steady it
Merdiveni sabitlemek için tuttu
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
geri çekilmek
Sahnedegeriye doğru hareket etmek veya geri çekilmek
Please step back from the edge
Lütfen kenardan geri çekilin
uzaklaşmak
bir duruma objektif bakmak için ara verip düşünmek
I need to step back and look at the problem
Soruna objektif bakmak için biraz uzaklaşmam lazım
geri adım atmak
zıt yönde kısa bir mesafe ilerlemek
Please step back from the edge
Lütfen kenardan geri adım atın
çekilmek
sorumluluk gerektiren bir işten ayrılmak
He decided to step back from his leadership role
Liderlik görevinden çekilmeye karar verdi
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
ilk defa
Sahnedebir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
ilk kez
bir şeyin gerçekleştiği ilk an
It is my first time here
Buraya ilk gelişim
ilk kez
bir şeyin ilk defa yapılması veya gerçekleşmesi
This is my first-time visit
Bu benim ilk ziyaretim
dil
Sahnedekonuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
ağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
üzerinde
Sahnedebir şeyden daha yüksek bir konumda olma
The cat is on top of the car
Kedi arabanın üzerinde
başında
kontrol veya güç sahibi bir konumda olmak
She is on top of the project
Projenin başında o var
zirvede
avantajlı veya başarılı bir konumda
Our team is on top of the league
Takımımız ligin zirvesinde
kontrolü elinde
bir işin yönetimini veya sorumluluğunu elinde tutan
She is on top of her work
İşlerinin kontrolü tamamen onda
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
dehşet verici
Sahnedeçok korkutucu olan
The storm was terrifying
Fırtına dehşet vericiydi
korkutucu
çok büyük korku veren
That was a terrifying movie
Bu korkutucu bir filmdi
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
geri adım atmamak
Sahnedefikrini değiştirmeyi veya teslim olmayı reddetmek
You must stand your ground
Geri adım atmamalısın
geri adım atmamak
fikrini veya konumunu değiştirmeyi reddetmek
You must stand your ground during the meeting
Toplantı sırasında geri adım atmamalısın
tavrını korumak
baskıya rağmen duruşundan vazgeçmemek
She stood her ground when the boss criticized her
Patron onu eleştirdiğinde tavrını korudu
geri çekilmeme yasası
insanın saldırıya uğradığında geri çekilmek zorunda kalmadan kendini savunmasına izin veren yasa
He invoked the stand-your-ground law during the trial
Duruşma sırasında geri çekilmeme yasasını öne sürdü
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
tanımak
Sahnedegeçmişten bir tanışıklığı olmak
I know him from school
Onu okuldan tanıyorum
deneyimlemek
bir tecrübe sonucu bir şeyi öğrenmiş olmak
I know from experience that studying helps
Çalışmanın faydalı olduğunu deneyimlerimden biliyorum
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
Gece Kralı
SahnedeGame of Thrones dizisindeki ölülerin kurgusal lideri
The Night King leads the army of the dead
Gece Kralı ölüler ordusuna liderlik eder
güzellik
Sahnedegöze hoş gelen, güzel olma durumu
She has natural beauty
Onun doğal bir güzelliği var
güzel
Sahnedeçok çekici olan kimse
She is a true beauty
O gerçek bir güzel
davul
Sahnedeçubuklarla veya ellerle vurularak çalınan yuvarlak müzik aleti
He plays the drum
O davul çalıyor
varil
sıvıları saklamak için kullanılan büyük yuvarlak metal kap
The oil is in the drum
Yağ varilin içinde
kulak zarı
duymamızı sağlayan kulak içindeki zar
Loud music can damage your ear drum
Yüksek ses kulak zarınıza zarar verebilir
davul çalmak
müzik yapmak için davula vurmak
He likes to drum in his band
O grubunda davul çalmayı sever
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
yetenek
Sahnededoğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
yetenekli insanlar
özel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
geri çekilmek
Sahnedegeriye doğru hareket etmek veya önceki bir duruma dönmek
The army had to fall back
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı
yedek plan
ilk plan başarısız olduğunda başvurulan alternatif seçenek
You need a plan to fall back on
Başvuracak bir yedek planınız olmalı
geri çekilmek
geriye doğru hareket etmek veya önceki duruma dönmek
The soldiers had to fall back
Askerler geri çekilmek zorunda kaldı
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
yeterli olmak
Sahnedebir amaç için yeterince iyi olmak
This old laptop won't cut it
Bu eski dizüstü bilgisayar yeterli olmayacak
yeterli olmak
bir şeyi başarmak için gereken seviyede olmak
She cannot cut it in this company
O bu şirkette yeterli olamaz
küçümseyen
Sahnedebaşkalarını aşağılayan veya değersiz gören
He gave her a disdainful look
Ona küçümseyen bir bakış attı
çamur
Sahnedeıslak yumuşak toprak
The car is stuck in the mud
Araba çamura saplandı
çamurlamak
bir şeyi ıslak toprakla kirletmek
He muddied his shoes
Ayakkabılarını çamurladı
çamur
yumuşak ve ıslak toprak
The kids are playing in the mud
Çocuklar çamurda oynuyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
büyümek
Sahnedeboyut veya miktar olarak artmak
The company grew in size
Şirket boyut olarak büyüdü
artmak
miktar veya derece olarak çoğalmak
The demand for electricity will grow in volume
Elektrik talebi miktar olarak artacak
büyümek
daha büyük hale gelmek veya genişlemek
The company continues to grow in size
Şirket boyut olarak büyümeye devam ediyor
görev yapmak
Sahnedebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
servis yapmak
birine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
geri sarmak
Sahnedebir kaydı daha önceki bir noktaya döndürmek
Please rewind the video
Lütfen videoyu geri sar
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
şekil
Sahnedebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
sonunda kalmak
Sahnedesonunda belirli bir durumda olmak
We ended up with no money
Sonunda hiç paramız kalmadı
elde etmek
bir şeye nihayetinde sahip olmak
She ended up with the job
Sonunda işi o elde etti
sonunda elinde kalmak
bir dizi olaydan sonra elinde bir şey kalması
They ended up with a huge debt
Sonunda ellerinde büyük bir borç kaldı
sonunda sahip olmak
bir süreçten sonra bir şeyi elde etmek
You will end up with a good grade
Sonunda iyi bir not alacaksın
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The car accident was fatal
Araba kazası ölümcüldü
uzun zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
fark yaratmak
Sahnedeönemli bir etki veya değişiklik yapmak
You can make a difference in the world
Dünyada fark yaratabilirsin
fark yaratmak
önemli bir etki veya değişiklik oluşturmak
Volunteering can make a difference
Gönüllülük fark yaratabilir
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
I want to change up my routine
Rutinimi değiştirmek istiyorum
değişiklik yapmak
bir şeyi yapma şeklini değiştirmek
You should change up your routine
Rutinini değiştirmelisin