

Gilmore Girls — Season 1 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
744 kelime
Seviye
telesekreter
Sahnedetelefon mesajlarını kaydeden makine
I left a message on the answering machine
Telesekretere bir mesaj bıraktım
telesekreter
arayan kişilerin mesajlarını kaydeden cihaz
The answering machine is full
Telesekreter dolu
telesekreter
telefon görüşmelerindeki mesajları kaydeden makine
He has an old answering machine
Onun eski bir telesekreteri var
telesekreter
arayanlardan gelen mesajları kaydeden bir aygıt
Please check your answering machine
Lütfen telesekreterinizi kontrol edin
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak veya huzursuz etmek
His behavior upset everyone
Davranışları herkesi sinirlendirdi
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
uğraşmak
Sahnedebirine kasten sorun çıkarmak
Don't mess with me
Benimle uğraşma
uğraşmak
birine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma yolu
This is a new method of teaching
Bu yeni bir öğretim yöntemidir
yöntem
bir sonucu elde etmek için izlenen yol
We need a new method to solve this
Bunu çözmek için yeni bir yönteme ihtiyacımız var
görmüş geçirmiş
Sahnedehayat ve insanlar hakkında çok deneyimi olan
He is a worldly man
O, görmüş geçirmiş bir adamdır
dünyevi
ruhani veya dinsel olmayan sıradan dünya yaşamı ile ilgili
He has little interest in worldly possessions.
Dünyevi eşyalara pek ilgisi yok.
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
soya
Sahnedegıda ürünleri yapmak için kullanılan bir bitki
Soy milk is a good alternative
Soya sütü iyi bir alternatiftir
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
çift tıklama
Sahnedebilgisayarda farenin düğmesine iki kez hızlıca basma işlemi
A double click is required here
Burada bir çift tıklama gerekiyor
çift tıklamak
farenin tuşuna hızlıca iki defa basma eylemi
You must double click the file
Dosyayı açmak için çift tıklamalısın
çift tıklamak
fare düğmesine hızla iki kez basmak
Please double-click the icon to open it
Dosyayı açmak için simgeye çift tıklayın
iki kez basmak
bir düğmeye hızla iki kere basmak
You must double-click the button to start the device
Cihazı çalıştırmak için düğmeye iki kez basmalısınız
dışarı fırlamak
Sahnedebir yerden beklenmedik şekilde hızla çıkmak
The cat jumped out of the box
Kedi kutudan dışarı fırladı
göze çarpmak
kolayca fark edilmek
The mistake really jumps out at me
Hata gerçekten gözüme çarpıyor
fırlayıp korkutmak
birinin karşısına aniden çıkarak onu şaşırtmak
He jumped out to scare me
Beni korkutmak için fırladı
dışarıda bırakmak
Sahnedebir şeyi dahil etmemek
Don't leave out any details
Hiçbir detayı dışarıda bırakma
dışarıda bırakmak
Sahnedebir şeyi dahil etmemek
You left out an important detail
Önemli bir detayı atladın
dışarıda bırakmak
bir şeyi bir grup veya listenin içine dahil etmemek
Please leave out the extra names
Lütfen fazladan isimleri dışarıda bırakın
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
bankacı
Sahnedebankada çalışan kişi
My uncle is a banker
Amcam bir bankacı
bankacı
bankada çalışan veya parayı yöneten kişi
He is a banker
O bir bankacı
çıplak
Sahnedeüzerinde hiçbir giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
çıplak
Sahnedeüzerinde giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
konular
Sahnedeüzerine konuşulan veya düşünülen meseleler
We have many subjects to discuss
Tartışacak çok konumuz var
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
denek
bir deneyde incelenen kişi
The subjects participated in the study
Denekler çalışmaya katıldı
tebaa
bir hükümdarın veya devletin yönetimi altında yaşayan kimseler
The king was loved by his subjects
Kral tebaası tarafından seviliyordu
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
burnunu sokmak
Sahnedebaşkalarının işine izinsiz karışmak
Don't butt into my private affairs
Özel işlerime burnunu sokma
kucak
Sahnedeotururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
tur
bir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
şıpırdamak
bir yüzeye çarparken hafif bir şırıltı sesi çıkarmak
The water laps against the rocks
Su kayalara çarpıp şıpırdıyor
yanılsama
gerçek gibi görünen ama aslında olmayan şey
That is an illusion
O bir yanılsama
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
sohbet
Sahnedegayriresmi bir konuşma veya toplantı
We had a quick confab before the meeting
Toplantıdan önce kısa bir sohbet ettik
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
oje
Sahnedetırnaklara sürülen renkli sıvı
She is applying red nail polish
Kırmızı oje sürüyor
oje
tırnakları boyamak ve parlatmak için kullanılan madde
She is wearing red nail polish
Kırmızı oje sürmüş
taşıyıcı
Sahnedebir şeyi taşıyan kişi
The bearer of the message arrived
Mesajı getiren kişi geldi
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
Sahnededudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
paniklemek
Sahnedeaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
olduğu anda
Sahnedebir şeyin olduğu o anda
I will leave as soon as it stops raining
Yağmur durduğu an ayrılacağım
-er -mez
bir şey olur olmaz
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
hemen
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me as soon as you arrive
Vardığında beni hemen ara
olur olmaz
tam o anda
He left as soon as the movie finished
Film biter bitmez gitti
hemen
çok kısa bir süre içinde
We will leave as soon as possible
Mümkün olan en kısa sürede ayrılacağız
yapar yapmaz
bir şey olur olmaz anında
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
çoğunluk
Sahnedeen fazla sayıda kişiden oluşan grup
The majority of people agree
İnsanların çoğunluğu hemfikir
kastetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
anlamına gelmek
belirli bir mesajı veya kavramı ifade etmek
This word means love
Bu kelime aşk anlamına gelir
belirtmek
bir şeyin ne olduğunu açıkça göstermek
Dark clouds mean rain
Kara bulutlar yağmuru belirtir
ödünç alan
Sahnedebir şeyi geri vermek niyetiyle ödünç alan kimse
The borrower promised to return the book soon
Ödünç alan kişi kitabı yakında iade edeceğine söz verdi
üstlenmek
Sahnedezor bir görevi yapmayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi üstleneceğim
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
üstlenmek
zor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
üstlenmek
bir iş veya görev için sorumluluk almayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi ben üstleneceğim
meydan okumak
bir yarışmada veya kavgada rakibe karşı koymak
We will take on the best team
En iyi takıma meydan okuyacağız
işe almak
birini bir işte çalıştırmak için seçmek
The company will take on new staff
Şirket yeni personel işe alacak
meydan okumak
biriyle veya bir şeyle yarışmak ya da mücadele etmek
They will take on the champion tomorrow
Yarın şampiyona meydan okuyacaklar
kazanmak
yeni bir özellik veya anlam edinmeye başlamak
The room began to take on a new look
Oda yeni bir görünüm kazanmaya başladı
işe almak
birine iş veya sorumluluk vermek
We need to take on more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
yorum
bir şeyi anlama veya sunma biçimi
What is your take on this issue
Bu konudaki yorumun nedir
kazanmak
bir nitelik veya özellik edinmeye başlamak
The room took on a gloomy look
Oda kasvetli bir hava kazandı
uymak
Sahnedebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
psikotik
Sahnedeciddi bir zihinsel bozukluğu olan
He was diagnosed as psychotic
Psikotik olduğu teşhis edildi
konuşma
Sahnededüşünceleri ifade etmek veya iletişim kurmak için kelimeler söyleme
She started talking at a young age
O küçük yaşta konuşmaya başladı
konuşma
fikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
vazgeçirmek
Sahnedebirini bir şey yapmaktan caydırmak
I talked my friend out of buying that car
Arkadaşımı o arabayı almaktan vazgeçirdim
vazgeçirmek
birini bir şeyi yapmaması için ikna etmek
I tried to talk him out of it
Onu bundan vazgeçirmeye çalıştım
kolye ucu
Sahnedeboyna takılan bir zincirin ucuna asılan süs eşyası
She wears a gold pendant on her necklace
Kolyesinde altın bir kolye ucu var
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
sıkılmak
Sahnedebir şeyi çok uzun süre yaptıktan sonra ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla sıkılmam
hevesi kaçmak
Sahnedeuzun süre uğraştıktan sonra bir şeyi sevmeyi bırakmak
She tired of playing the game
Oyunu oynamaktan hevesi kaçtı
bıkmak
bir şeyi çok fazla yaptığın için ona olan ilgini kaybetmek
I tire of this repetitive work
Bu tekrarlayan işten bıkıyorum
usanmak
uzun süre yaptıktan sonra bir şeyden sıkılmaya veya rahatsız olmaya başlamak
We finally tired of the constant noise
Sürekli gürültüden nihayet usandık
histerik
Sahnedeaşırı duygusal ve kontrol dışı
She became hysterical after the accident
Kazadan sonra histerik bir hale geldi
çok komik
aşırı eğlenceli veya güldüren
That movie was absolutely hysterical
O film kesinlikle çok komikti
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
büyük
Sahnedeson derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
kocaman
boyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
boşanma
Sahnedeevliliğin yasal olarak sona ermesi
Their divorce was very difficult for the children
Boşanmaları çocuklar için çok zordu
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmak
evliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
son dakika
bir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son anda
çok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son dakika
vaktin bitimine veya son tarihe çok az kala gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son an
bir olayın gerçekleşmesinden önceki en son zaman
He arrived at the last minute
O son anda vardı
son dakika
bir durumun gerçekleşmesine çok kısa süre kala
It was a last minute change
Bu son dakika değişikliğiydi
son dakika
altmış saniyelik bir süre
The goal was scored in the last minute
Gol son dakikada atıldı
son nokta
bir şeyin gerçekleşebileceği en son zaman
They canceled at the last minute
Son noktada iptal ettiler
en son an
bir olayın gerçekleşmeden önceki en son an
Don't wait until the last minute
En son ana kadar bekleme
son zaman
bir işi yapmak için mümkün olan en geç an
It was a last minute request
Bu son zaman isteğiydi
son vakit
bir olayın hemen öncesindeki en son an
We left at the last minute
Son vakitte çıktık
hizmet etmek
Sahnedebirine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
yağ çekmek
Sahnedebir şey elde etmek için birini övmek
He always sucks up to the boss
Patronuna her zaman yağ çeker
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
Ordövr
Sahnedeana yemekten önce sunulan küçük yiyecek tabağı
We ate some hors doeuvres before dinner
Akşam yemeğinden önce biraz ordövr yedik
iştah açıcılar
yemekten önce servis edilen küçük yiyecekler
They served hors d'oeuvres at the party
Partide iştah açıcılar servis ettiler
atıştırmalıklar
yemek öncesi sunulan küçük mezeler
We had some hors d'oeuvres before dinner
Akşam yemeğinden önce biraz atıştırmalık yedik
Ordövr
yemekten önce sunulan küçük yiyecekler
They served hors doeuvres at the party
Partide ordövr servis ettiler
ordövr
yemekten önce sunulan küçük iştah açıcı yiyecekler
We served some hors d'oeuvres before the main course
Ana yemekten önce biraz ordövr servis ettik
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis
Sahnedeyanılırsan para ödeyeceğin bir anlaşma
I made a bet with him
Onunla bir bahis yaptım
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You look fabulous today
Bugün muhteşem görünüyorsun
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya güzel olan
You look absolutely fabulous today
Bugün kesinlikle muhteşem görünüyorsun
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
ikinci el
Sahnededaha önce birine ait olan yeni olmayan
I bought a secondhand car
İkinci el bir araba satın aldım
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
funk
Sahnedegüçlü bir ritme sahip bir dans müziği tarzı
I love listening to funk music
Funk müzik dinlemeyi seviyorum
bunalım
kişinin mutsuz veya depresif hissetme durumu
She is in a funk today
Bugün bunalımda
sunum
Sahnedebir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
takdim
birine hediye verme eylemi
The presentation of the gift was touching
Hediyenin takdimi çok duygusaldı
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
sohbet etmek
Sahnedebiriyle keyifli bir şekilde konuşmak
We like to talk to our friends
Arkadaşlarımızla sohbet etmeyi severiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
sırt çantasıyla gezmek
Sahnedesırt çantasıyla seyahat etmek
They like to backpack in Europe
Avrupa'da sırt çantasıyla gezmeyi severler
sırt çantası
sırtta taşınan çanta
I have a blue backpack
Mavi bir sırt çantam var
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
potansiyel
Sahnedebir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var