

Gilmore Girls — Season 1 Episode 19
Kelimeler ve anlamları
729 kelime
Seviye
yorum
Sahnedebir şeyi anlama veya sunma biçimi
What is your take on this issue
Bu konudaki yorumun nedir
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
üstlenmek
zor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
üstlenmek
bir iş veya görev için sorumluluk almayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi ben üstleneceğim
meydan okumak
bir yarışmada veya kavgada rakibe karşı koymak
We will take on the best team
En iyi takıma meydan okuyacağız
işe almak
birini bir işte çalıştırmak için seçmek
The company will take on new staff
Şirket yeni personel işe alacak
meydan okumak
biriyle veya bir şeyle yarışmak ya da mücadele etmek
They will take on the champion tomorrow
Yarın şampiyona meydan okuyacaklar
üstlenmek
zor bir görevi yapmayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi üstleneceğim
kazanmak
yeni bir özellik veya anlam edinmeye başlamak
The room began to take on a new look
Oda yeni bir görünüm kazanmaya başladı
işe almak
birine iş veya sorumluluk vermek
We need to take on more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
kazanmak
bir nitelik veya özellik edinmeye başlamak
The room took on a gloomy look
Oda kasvetli bir hava kazandı
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
Sahnedeyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
zımbırtı
Sahnedeadını bilmediğiniz veya hatırlayamadığınız nesne
Give me that metal thingy
Şu metal zımbırtıyı bana ver
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
vermek
tüm dikkatini veya çabasını bir şeye yöneltmek
He poured all his attention into the work
Tüm dikkatini işine verdi
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ikamet etmek
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
yayın
internet üzerinden paylaşılan ses veya görüntü
The news is live on the internet
Haberler internette canlı yayınlanıyor
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
özgür
kısıtlama olmadan dilediğini yapabilme durumu
You can live however you want
İstediğin gibi yaşayabilirsin
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
Sahnedebirinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
suçlamak
birini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
depo
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan oda
The boxes are in the storeroom
Kutular depoda
küçük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
dokunmak
elini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
seni
Sahnedesen kelimesinin eski dilde kullanılan biçimi
I love thee
Seni seviyorum
sarışın
Sahnedeaçık renkli saça sahip olan
She has blond hair
Onun sarı saçları var
sarışın
açık sarı veya altın rengi saça sahip olan
She has beautiful blond hair
Güzel sarı saçları var
sarışın
açık renkli saça sahip olan
She has blond hair
Onun sarı saçları var
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
çıtır
Sahnedesert, kuru ve kolayca kırılan bir dokuya sahip olan
The fried chicken is very crispy
Kızarmış tavuk çok çıtır
yanmış
fazla güneşten dolayı kızarmış ve acıyan cilt
I got crispy at the beach
Bugün plajda güneşten yandım
damak tadı
Sahnedeyiyecek veya içeceklerin tadını alma duyusu
He has a sophisticated palate
Onun gelişmiş bir damak tadı var
damak
ağzın üst kısmı
The doctor examined her palate
Doktor damağını muayene etti
çalışır durumda
Sahnedekullanıma hazır veya çalışan
The system is now operational
Sistem şu an çalışır durumda
seyrek
Sahnedesayıca az olan veya aralıklı bulunan
The population in the desert is sparse
Çöldeki nüfus seyrektir
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
reçel
Sahnedemeyve ve şekerle yapılan tatlı ezme
I like strawberry jam
Çilek reçelini severim
doğaçlama çalmak
müzisyenlerin beraber gayriresmi müzik yapması
The band likes to jam together
Grup birlikte doğaçlama çalmayı sever
pijama
pijamanın gayriresmi adı
I put on my jams before bed
Yatmadan önce pijamalarımı giydim
sıkışmak
bir yere takılıp hareket edemez hale gelmek
The door is jammed
Kapı sıkıştı
zor durum
zorlu veya sıkıntılı bir durum
I am in a bit of a jam right now
Şu an biraz zor durumdayım
reçel
meyve ve şekerden yapılan tatlı yiyecek
I put jam on my toast
Kızarmış ekmeğime reçel sürdüm
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
içini ısıtmak
birine kendini mutlu veya sevilen hissettirmek
Her kind words warmed my heart
Nazik sözleri içimi ısıttı
standart
Sahnedeolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
sancak
bir yönetici veya lider tarafından kullanılan bayrak
The king waved his royal standard
Kral kraliyet sancağını salladı
standart
kabul edilebilir sayılan bir kalite veya başarı düzeyi
The company has a high standard of quality
Şirketin yüksek bir kalite standardı var
neticelenmek
Sahnedebir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
soğuk algınlığı
Sahnedeburun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
seyahat programı
Sahnedebir yolculuk için hazırlanan ayrıntılı plan
Here is our travel itinerary
İşte seyahat programımız
seyahat planı
bir yolculuğun ayrıntılı planı
We checked our itinerary before leaving
Yola çıkmadan önce seyahat planımızı kontrol ettik
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
He has faith in the future
Geleceğe dair inancı var
şanssız
Sahnedeiyi bir şansı olmayan
I am out of luck today
Bugün şanssızım
şanssız
şansı yaver gitmeyen
We are out of luck today
Bugün şanssızız
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
kadın robot
Sahnedekadın görünümüne sahip robot
The movie features a dangerous fembot
Filmde tehlikeli bir kadın robot var
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
yusufçuk
Sahnedeiri gözlü ve şeffaf kanatlı bir tür uçan böcek
A dragonfly landed on the leaf
Bir yusufçuk yaprağın üzerine kondu
sinema filmi
Sahnedesinema için hazırlanan film
The motion picture started at seven
Sinema filmi yedide başladı
meyveli kek
Sahnedemeyve ve kuruyemiş içeren tatlı bir fırın yiyeceği
She baked a delicious fruitcake for Christmas
Noel için lezzetli bir meyveli kek pişirdi
kaçık
aptal veya çılgın kimse
He is acting like a complete fruitcake
Tam bir kaçık gibi davranıyor
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
arka sokak
Sahnedeşehrin ana caddelerinden uzak küçük ve dar yol
We walked through a quiet backstreet
Sessiz bir arka sokaktan yürüdük
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
nokta
Sahnedebir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
dönem
belirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
kalkış
Sahnederoketin yerden yükselmeye başladığı an
The rocket is ready for lift off
Roket kalkışa hazır
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
gururla
Sahnedegurur duyduğunu belirtecek şekilde
She smiled proudly at her son
Oğluna gururla gülümsedi
yakışmak
Sahnedebirlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
fırfırlı
Sahnedeküçük kıvrımları veya kenar süsleri olan
She wore a frilly dress
Fırfırlı bir elbise giydi
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
han
Sahnedekonaklamak için kullanılan küçük otel
We stayed at a cozy inn
Sıcak bir handa konakladık
pansiyon
Sahnedegezginler için konaklama sağlayan küçük otel
We stayed at a cozy inn
Rahat bir pansiyonda kaldık
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
gevşemek
Sahnedegerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
rahatlamak
sakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
rahatlamak
sakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
erkek çocuklar
Sahnedeerkek çocuk veya genç erkek
The boys are playing football
Erkek çocuklar futbol oynuyor
adamlar
erkeklerden oluşan bir grup
Hey boys come here
Hey adamlar buraya gelin