

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
678 kelime
Seviye
hastalık
Sahnedesağlıklı olmama durumu
He missed school because of illness
Hastalık nedeniyle okulu kaçırdı
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
uğraşmak
bir şeyi geliştirmek için çaba harcayarak vakit geçirmek
I am working on my English skills
İngilizce becerilerim üzerinde uğraşıyorum
üzerinde çalışmak
bir şey için çaba sarf etmek
I am working on my project
Projem üzerinde çalışıyorum
ikna etmeye çalışmak
birini etkilemeye uğraşmak
He is working on his boss to get a raise
Zam almak için patronunu ikna etmeye çalışıyor
giyinmek
Sahnedeüstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
uymak
Sahnedebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
mütevazı
Sahnedekibirli veya gururlu olmayan
He is a humble man
O mütevazı bir adamdır
mütevazılaştırmak
birinin kendisini daha az önemli hissetmesini sağlamak
The loss humbled the champion
Mağlubiyet şampiyonu mütevazılaştırdı
alçakgönüllü yapmak
birinin kendini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onu alçakgönüllü yaptı
gururunu kırmak
birinin kendisini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onun gururunu kırdı
soru sorma
Sahnedebilgi edinmek amacıyla soru sorma eylemi
Her constant questioning was becoming annoying
Sürekli soru sorması can sıkıcı olmaya başladı
kuşku duyma
bir şeyin doğruluğundan şüphe etme
He is questioning the results of the test
Testin sonuçları hakkında kuşku duyuyor
sorgulama
birine resmi olarak soru sorma eylemi
The police continued their questioning for hours
Polis saatlerce sorgulamaya devam etti
sorgulama
bilgi almak için birine soru sorma eylemi
The police started the questioning
Polis sorgulamaya başladı
sorgulama
bir konu hakkında soru sorma eylemi
She is questioning the results
O sonuçları sorguluyor
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
tam
Sahnedemümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
Sahnedeyeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
ilgilenmek
bir sorunu ele almak veya halletmek
I need to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
cinayet intihar
bir kişinin başkasını öldürdükten sonra kendini öldürmesi durumu
The case was classified as a murder suicide
Vaka cinayet intihar olarak sınıflandırıldı
cinayet ve intihar
birini öldürüp sonrasında kendi yaşamına son verme eylemi
This was a tragic case of murder and suicide
Bu trajik bir cinayet ve intihar vakasıydı
öldürüp intihar etme
bir başkasını öldürdükten sonra intihar etme eylemi
He planned to commit murder and suicide
Cinayet işleyip intihar etmeyi planladı
cinayet intihar
bir kişinin birini öldürüp ardından kendi yaşamına son vermesi
They reported a murder-suicide in the news
Haberlerde bir cinayet intihar olayı bildirdiler
garip kafalı
Sahnedetuhaf veya alışılmadık bir düşünce tarzına sahip olan
He is a bit weird-headed about money
Para konusunda biraz garip kafalı
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
his
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
korkutucu
Sahnedekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
papatyalar
Sahnedebeyaz yapraklı ve sarı göbekli küçük çiçekler
I picked some daisies in the field
Tarladan biraz papatya topladım
uygulamak
Sahnedebir kuralın veya yasanın uygulanmasını sağlamak
The police enforce the law
Polis yasayı uygular
yarışma
Sahnedeinsanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She entered a photo contest
Bir fotoğraf yarışmasına katıldı
itiraz etmek
yasal bir ortamda bir şeye karşı çıkmak
He decided to contest the decision
Karara itiraz etmeye karar verdi
fahişe
Sahnedebirine hakaret etmek için kullanılan cinsel yönden ahlaksız olduğunu ima eden çok kaba bir kelime
He insulted her by calling her a whore.
Ona fahişe diyerek hakaret etti.
fahişe
para karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
söz vermek
Sahnedebir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
çok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
şarkı yazarı
Sahnedeşarkı veya müzik yazan kişi
He is a famous songwriter
O ünlü bir şarkı yazarıdır
zorla girmek
Sahnedebir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
girmek
bir binaya zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri girmeye çalıştı
kasa
Sahnedemağazada ürünlerin ödemesinin yapıldığı yer
I am waiting at the checkout
Kasada bekliyorum
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ortalama
Sahnedenormal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalamasını almak
bir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
keçeli kalem
Sahnedekalın uçlu ve parlak mürekkepli yazı aracı
I used a red marker to highlight the text
Metni vurgulamak için kırmızı bir keçeli kalem kullandım
işaret
bilgi veren bir işaret veya direk
The marker shows the path
İşaret yolu gösteriyor
keçeli kalem
çizim veya yazı yazmak için kullanılan kalem
I need a red marker
Kırmızı bir keçeli kaleme ihtiyacım var
işaret
bir şeyi gösteren veya tanımlayan nesne
The stone is a marker for the path
Bu taş yol için bir işarettir
kız izci
Sahnedekızlar için kurulan bir gençlik teşkilatının üyesi
She is a girl scout
O bir kız izci
kız izci
kızlar için kurulan gençlik örgütü üyesi
She is a girl scout
O bir kız izci
yabani ot
Sahnedeistenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
ot
marihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
bahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
esrar
yasadışı uyuşturucu olarak kullanılan bir bitki
They found some weed in his bag
Çantasında biraz esrar buldular
arzu
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
aşk hikayesi
Sahnedeaşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
romantizm
derin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
kur yapmak
birinin size aşık olmasını sağlamaya çalışmak
He tried to romance her with flowers
Ona çiçeklerle kur yapmaya çalıştı
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
aşk
derin bir sevgi hissi
They share a beautiful romance
Güzel bir aşk paylaşıyorlar
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
yanlış anlaşılan
Sahnedebir şeyi doğru olmayan şekilde yorumlamak
His intentions were completely misunderstood
Onun niyetleri tamamen yanlış anlaşıldı
yanlış anlaşılan
başkaları tarafından doğru şekilde kavranamayan
He felt misunderstood by his friends
Arkadaşları tarafından yanlış anlaşıldığını hissetti
uyku vakti
Sahnedeçocukların uyku vakti için kullanılan gayri resmi ifade
It is time for beddy bye
Uyku vakti geldi
başı dönen
Sahnedekişinin kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissetmesi
I feel dizzy
Başım dönüyor
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gerçekten
Sahnedegerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
gerçekten
samimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tanımlamak
Sahnedebir şeyin ne olduğunu açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
tanımlamak
bir şeyin ne anlama geldiğini açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
uzun vadeli
Sahnedeuzun bir zaman dilimini kapsayan
We are in this for the long haul
Bu iş için uzun vadeli hazırız
uzun soluklu
uzun bir süre devam eden
We are in this for the long haul
Bu işte uzun solukluyuz
uzun süreli
uzun mesafe veya zaman alan süreç
This journey is a long haul
Bu yolculuk uzun süreli
uzun süreç
uzun bir zaman veya çaba gerektiren durum
This project will be a long haul
Bu proje uzun bir süreç olacak
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
ele almak
Sahnedebir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
ilişkilendirmek
Sahnedebir şeyle bağlantı kurmak veya ilişkili olmak
How does this relate to the problem?
Bunun sorunla ne ilgisi var?
biraz
Sahnedeküçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
çırpınmak
Sahnedehızlı ve düzensiz hareketlerle kımıldamak
The bird began to flutter its wings
Kuş kanatlarını çırpmaya başladı
bahis
küçük bir bahis
He decided to have a flutter on the horse race
At yarışına küçük bir bahis oynamaya karar verdi
heyecan
sinirli veya heyecanlı bir ruh hali
I felt a flutter of excitement
İçimde bir heyecan hissettim
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
varmak
bir yere ulaşmak veya giriş yapmak
The train will get in at five
Tren saat beşte varacak
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
pişman
üzüntü veya suçluluk duyan
I feel bad about the mistake
Hatamdan dolayı pişmanım
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
her şeyi bilen
Sahnedeher şey hakkında bilgi sahibi olan
God is considered an all knowing being
Tanrı her şeyi bilen bir varlık olarak kabul edilir
bizzat
Sahnedebaşkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
yetinmek
Sahnedeumutlandığından daha az iyi olan bir şeye razı olmak
Don't settle for less than you deserve
Hak ettiğinden daha azıyla yetinme
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
veranda
Sahnedebir binanın girişindeki çatılı alan
He is sitting on the porch
Verandada oturuyor
akılalmaz
çok şaşırtıcı veya heyecan verici
The movie's ending was mind blowing
Filmin sonu akılalmazdı
Akıl almaz
son derece şaşırtıcı veya heyecan verici
The movie has a mind-blowing ending
Filmin akıl almaz bir sonu var
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
haftalar
Sahnedeyedi günlük süre
She travels for weeks
Haftalarca seyahat eder
hafta
yedi günlük zaman dilimi
The project will take two weeks
Proje iki hafta sürecek
hafta
pazar gününden cumartesiye kadar olan yedi günlük süre
I will travel next weeks
Gelecek hafta seyahat edeceğim
hafta
birbirini takip eden yedi günlük süre
Many weeks have passed since then
O zamandan beri birçok hafta geçti
amaçsız
Sahnedebelirli bir amacı veya yönü olmayan
He walked around in an aimless way
Amaçsızca etrafta dolaştı
biyoloji
Sahnedecanlıların incelendiği bilim dalı
I love biology class
Biyoloji dersini seviyorum
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
espresso
Sahnedebasınçlı suyla hazırlanan sert bir kahve
I drink an espresso every morning
Her sabah bir espresso içerim
iş yeri açmak
Sahnedeyeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
içini dökmek
duygu veya düşünceleri hakkında konuşmak
You can open up to me
Bana içini dökebilirsin
erişime açmak
insanların girmesine veya kullanmasına izin vermek
They will open up the new park
Yeni parkı erişime açacaklar