

Gilmore Girls — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
755 kelime
Seviye
hortum
Sahnedesu taşımak için kullanılan esnek boru
The garden hose is long
Bahçe hortumu uzundur
hortumla yıkamak
birini veya bir şeyi hortumla yıkamak
I will hose the car
Arabayı hortumla yıkayacağım
çorap
bacakları ve ayakları örten giysi
She wore silk hose
İpek çoraplar giydi
kazıklamak
birini parasını alarak kandırmak
He hosed me on the deal
Anlaşmada beni kazıkladı
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
He works at a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
fırında fasulye
Sahnedesos içinde pişirilmiş fasulye yemeği
I had toast and baked beans for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek ve fırında fasulye yedim
terlik
Sahnedeev içinde giyilen yumuşak ayakkabı
Put on your slippers
Terliklerini giy
terlik
ev içinde giyilen rahat ayakkabı
My slippers are warm
Terliklerim sıcak
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
çok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
külotlu çorap
Sahnedekadınlar için ince ve dar bacak örtüsü
She is wearing black pantyhose
Siyah külotlu çorap giyiyor
flört etmek
SahnedeRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
çıkma
birini romantik açıdan tanımak için buluşma etkinliği
They started dating last month
Geçen ay çıkmaya başladılar
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
susamış
Sahnedesu içme ihtiyacı duymak
I am very thirsty
Çok susadım
susamış
bir şeye karşı büyük bir arzu duyan
He is thirsty for knowledge
O bilgiye susamış
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
almak
Sahnedebir şeye sahip olmak
I am getting a gift
Bir hediye alıyorum
olmak
belirli bir duruma girmeye başlamak
It is getting late
Geç oluyor
çıkma
bir yerden dışarıya doğru gitme
He is getting out of the car
O arabadan çıkıyor
yaptırmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
I will get him to help
Ona yardım ettireceğim
elde etmek
bir şeyi almak veya kazanmak
I am getting a new phone
Yeni bir telefon alıyorum
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
çatı
Sahnedebir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değişmek
Sahnedefarklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
Sahnedefarklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
çekilmek
Sahnedebir yerden veya gruptan uzaklaşmak
The soldiers decided to withdraw from the city
Askerler şehirden çekilmeye karar verdi
geri çekmek
bir şeyi geri almak
She withdrew her statement
İfadesini geri çekti
para çekmek
banka hesabından para almak
I went to the bank to withdraw money
Para çekmek için bankaya gittim
yetişmek
Sahnedebaşkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
ilgi duymak
bir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
görüşmek
uzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
ile idare etmek
Sahnedeelindeki imkanlarla yetinmek
We have to make do with what we have
Elimizdekilerle idare etmek zorundayız
ile idare etmek
ideal olmasa da eldekiyle yetinmek
We had no chairs so we made do with boxes
Sandalyemiz yoktu bu yüzden kutularla idare ettik
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
çekmek
Sahnedeağır bir şeyi çaba sarf ederek çekmek
They had to haul the boat ashore
Tekneyi kıyıya çekmek zorunda kaldılar
ganimet
bir kişinin topladığı veya kazandığı çok sayıda şey
Look at my shopping haul
Alışveriş ganimetlerime bak
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
bozmak
Sahnedeiyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
şımartmak
birini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
sıkışmış
Sahnedehareket edemeyen veya geçilemeyen
The lock is jammed
Kilit sıkışmış
sıkışmış
hareket edemeyecek şekilde bir yere takılı kalmış
The door is jammed
Kapı sıkışmış
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
biliyordu
Sahnedebir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
biliyordu
bir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
Sahnedeinsanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
içki
Sahnedealkollü içecekler için kullanılan gayriresmi kelime
They bought some booze for the party
Parti için biraz içki aldılar
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
They like to booze on the weekends
Hafta sonları içki içmeyi severler
içki
alkollü içecekler için kullanılan argo bir ifade
He brought some booze to the party
Partiye biraz içki getirdi
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı görüşe sahip olmak
We don't always see eye to eye
Her zaman hemfikir olmayız
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
olay
Sahnedeönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
anında
Sahnedehemen, çok kısa süre içinde
The medicine worked instantly
İlaç anında etki etti
alıkoymak
Sahnedebirini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
zapt etmek
birinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
saklamak
bir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
vantilatör
Sahnedehavayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
tüketmek
Sahnedebir şeyi yemek içmek veya harcamak
We consume too much electricity
Çok fazla elektrik tüketiyoruz
tüketmek
birinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
eklemek
Sahnedeek olarak veya rastgele bir şeyi dahil etmek
He decided to throw in a free gift
Ücretsiz bir hediye eklemeye karar verdi
katılmak
bir kişi veya gruba destek vermek
She decided to throw in with the team
Takıma katılmaya karar verdi
dahil etmek
bir teklifin veya anlaşmanın içine fazladan bir şey koymak
I will throw in a discount to close the deal
Anlaşmayı bitirmek için bir indirim dahil edeceğim
hapse atmak
birini hapishaneye koymak
The police threw him in
Polis onu hapse attı
terfi
Sahnededaha yüksek bir işe veya rütbeye yükselme
He got a promotion at work
İş yerinde terfi aldı
tanıtım
bir ürün veya etkinlik hakkında insanları bilgilendirme çalışması
The store is running a promotion for new customers
Mağaza yeni müşteriler için bir tanıtım yapıyor
terfi
daha yüksek veya daha önemli bir işe geçiş
She got a promotion last week
Geçen hafta terfi aldı
pazarlama
Sahnedeürünlerin tanıtımı ve satışı için yapılan faaliyetler
She works in marketing
O pazarlama alanında çalışıyor
pazarlamak
bir ürün veya hizmetin tanıtımını yapmak
We are marketing our new product
Yeni ürünümüzü pazarlıyoruz
pazarlama
bir ürünü veya hizmeti satmak amacıyla insanlara tanıtma etkinliği
Good marketing helps the company sell more products
İyi pazarlama şirketin daha fazla ürün satmasına yardımcı olur
sorumlu
Sahnedebir şeyi yönetmekten veya idare etmekten sorumlu olmak
He is in charge of the project
Projeden o sorumlu
sorumlu
bir işin kontrolünü veya sorumluluğunu elinde bulundurma durumu
She is in charge of this project
O bu projeden sorumlu
sorumlu
bir şeyin yönetiminden veya bakımından yükümlü olmak
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
kız öğrenci
Sahnedeokula giden kız çocuk
She is a schoolgirl
O bir kız öğrenci
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
sözlük
Sahnedekelimelerin anlamlarını listeleyen kitap
I use a dictionary to learn new words
Yeni kelimeler öğrenmek için sözlük kullanırım
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
tutmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
sorumluluklar
Sahnedeyapılması gereken işler veya görevler
I have many responsibilities at work
İş yerinde birçok sorumluluğum var
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
uzun vadeli
uzun süre etkisini koruyan veya devam eden
This is a long term goal
Bu uzun vadeli bir hedef
uzun süreli
uzun bir zaman dilimine yayılan
They have a long term agreement
Uzun süreli bir anlaşmaları var
uzun vadeli
uzun bir süre devam eden
They have a long term plan
Uzun vadeli bir planları var
uzun dönemli
uzun bir zaman dilimine yayılan
We need a long term solution
Uzun dönemli bir çözüme ihtiyacımız var
uzun vadeli
uzun bir zaman dilimini kapsayan veya onunla ilgili
They made a long term agreement
Uzun vadeli bir anlaşma yaptılar
uzun süreli
uzun zaman boyunca devam eden
It has long term consequences
Bunun uzun süreli sonuçları var
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
daha fazla vakit
Sahnedeilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
karıştırmak
Sahnedebirini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak veya gergin hissettirmek
Don't let them intimidate you
Onların seni korkutmasına izin verme