

Gilmore Girls — 2. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
783 kelime
Seviye
pug
Sahnedebasık yüzlü ve kıvrık kuyruklu küçük bir köpek cinsi
I have a cute pug
Sevimli bir pug köpeğim var
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
katılmamak
Sahnedebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
ispiyoncu
Sahnedepolise veya yetkililere başkaları hakkında bilgi veren kimse
He is a fink who told the police everything
O polise her şeyi anlatan bir ispiyoncu
sponsor olmak
Sahnedebir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
sponsor
bir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
mahsur kalmış
Sahnedebir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
Sahnedebir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
sıkışmış
zor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
manikür
Sahnedeeller ve tırnaklar için yapılan güzellik bakımı
I need a manicure
Bir maniküre ihtiyacım var
manikür yapmak
el tırnaklarına bakım yapma işlemi
She wants to manicure her nails
Tırnaklarına manikür yaptırmak istiyor
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
Sahnedebir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
paranoyak
Sahnedebaşkalarının kendisine zarar vereceği yönünde aşırı şüphe duyan
He is feeling paranoid
Paranoyak hissediyor
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
pil
Sahnedebir şeyi çalıştırmak için elektrik depolayan aygıt
I need a new battery for my remote
Kumanda için yeni bir pile ihtiyacım var
darp
birine fiziksel olarak saldırma suçu
He was arrested for battery
Darp suçundan tutuklandı
batarya
birlikte çalışan büyük toplar grubu
The artillery battery moved into position
Topçu bataryası mevziye yerleşti
dizi
aynı türden çok sayıda şey veya kişi
She faced a battery of questions
Basından bir dizi soruyla karşılaştı
saklama
Sahnedebir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
saklanma
görünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
ritüel
Sahnedebelirli bir düzende gerçekleştirilen geleneksel eylemler bütünü
They performed a traditional ritual
Geleneksel bir ritüel gerçekleştirdiler
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
sürpriz
Sahnedebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
huysuz
Sahnedeçabuk sinirlenen veya keyifsiz olan
He is always crabby in the morning
Sabahları her zaman huysuzdur
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
Sahnedeevli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
parlaklık
Sahnedepürüzsüz ve ışığı yansıtan yüzey
This lipstick has a nice gloss
Bu rujun hoş bir parlaklığı var
alet kutusu
Sahnedealetleri taşımak için kullanılan kutu
He put his hammer in the toolbox
Çekicini alet kutusuna koydu
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
statü
Sahnedebir kişinin gruptaki yeri veya itibarı
He has high standing in the community
Toplumda yüksek bir statüsü var
duran
belirli bir yerde bulunan
The tree is standing there
Ağaç orada duruyor
dik durmak
vücut dik şekilde ayaklar üzerinde olmak
He is standing in the middle of the room
O odanın ortasında dik duruyor
mevcut
şu anda var olan veya kabul edilen
This is a standing rule in our school
Bu okulumuzda mevcut bir kuraldır
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
düşük yağlı
Sahnedenormalden daha az yağ içeren
I prefer low fat yogurt
Düşük yağlı yoğurdu tercih ederim
az yağlı
normalden daha az yağ içeren
I prefer to buy low-fat milk
Az yağlı süt almayı tercih ederim
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
uyutmak
Sahnedebir hayvanın acısını dindirmek için onu merhametle öldürmek
The vet had to put the dog to sleep
Veteriner köpeği uyutmak zorunda kaldı
uyutmak
Sahnedeacı çekmemesi için bir hayvanın hayatına tıbbi yolla son vermek
The vet had to put the old dog to sleep
Veteriner yaşlı köpeği uyutmak zorunda kaldı
yaklaşılmaz
Sahnedekonuşması veya yakınlaşması zor olan
He looks unapproachable because he never smiles
Asla gülümsemediği için yaklaşılmaz görünüyor
komite
Sahnedebelirli bir görevi yürütmek için seçilmiş kişi grubu
The committee met yesterday
Komite dün toplandı
kaynaşmak
Sahnededostça vakit geçirmek
It is against the rules to fraternize with the enemy
Düşmanla kaynaşmak kurallara aykırıdır
arkadaşlık etmek
biriyle dostça vakit geçirmek
They like to fraternize with the locals
Yerel halkla arkadaşlık etmeyi severler
bulunmak
Sahnedebir toplulukta veya grupta hazır olmak
He sits in the audience
O seyirciler arasında bulunuyor
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
oturur durumda olmak
bir yerin içinde oturmuş pozisyonda olmak
She was sitting in the car
O arabada oturur durumdaydı
konuk olarak katılmak
bir etkinliğe misafir olarak eşlik etmek
The musician sat in with the band
Müzisyen gruba konuk olarak katıldı
nadiren
Sahnedehemen hemen hiç veya çok seyrek bir şekilde
I rarely go to the cinema
Sinemaya nadiren giderim
nadiren
sık sık olmayan
I rarely eat meat
Nadiren et yerim
refakatçi
Sahnedesosyal bir etkinlikte birine eşlik edip göz kulak olan kimse
She brought a chaperon to the dance
Dans partisine bir refakatçi getirdi
koordinatör
Sahnedeetkinlikleri planlayan ve düzenleyen kişi
She is the project coordinator
O proje koordinatörüdür
kaçırmak
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıp götürmek
The criminals tried to kidnap the businessman
Suçlular iş adamını kaçırmaya çalıştı
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
halk bilimi
Sahnedebir toplumun geleneksel inançları ve hikayeleri
We heard many stories about local folklore
Yerel halk bilimi hakkında birçok hikaye duyduk
uzakta
Sahnedebirinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
uzak durmak
bir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
uzakta
bir yerden belli bir mesafede olma durumu
He is away from home
O evden uzakta
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
yıllar
Sahnedeçok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yıl
Sahnedeon iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
delilik
Sahnedeağır ruhsal hastalık durumu
This is pure insanity
Bu tam bir delilik
turşu
Sahnedesirkeli veya tuzlu suda bekletilerek hazırlanan yiyecek
I ate a pickle with my lunch
Öğle yemeğimde turşu yedim
zor durum
zor veya karışık bir durum
I am in a pickle
Zor bir durumdayım
turşu kurmak
yiyeceği sirke veya tuzlu suda saklamak
I like to pickle vegetables
Sebzelerin turşusunu kurmayı severim
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
anaokulu
Sahnedeilkokula başlamadan önceki küçük çocuklar için eğitim kurumu
The children learn to play at kindergarten
Çocuklar anaokulunda oyun oynamayı öğrenirler
anaokulu
çok küçük çocuklar için okul
My daughter goes to kindergarten
Kızım anaokuluna gidiyor
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
güzelce
Sahnedeiyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
nazikçe
kibar ve hoş bir şekilde
She spoke to the children nicely
Çocuklarla nazikçe konuştu
geçerlilik
Sahnedemantıklı veya doğru olma niteliği
The validity of your argument is clear
Argümanınızın geçerliliği açık
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
kıyafet
Sahnedevücudu örtmek için giyilen şeyler
She bought new clothing
Yeni kıyafetler satın aldı
organize etmek
Sahnedebelli bir zamanda bir şeyi planlamak veya düzenlemek
They organized a party
Bir parti organize ettiler
düzenlenmiş
düzgün bir şekilde planlanmış veya düzenlenmiş
The files are well organized
Dosyalar iyi düzenlenmiş
tertipli
iyi bir sıraya göre düzenlenmiş
He is an organized student
O tertipli bir öğrencidir
düzenli
belirli bir sıraya veya sisteme göre ayarlanmış
She keeps her desk very organized
Masasını çok düzenli tutuyor
bağlantı
Sahnedesize yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
bağlantı
iki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
gelir
Sahnedebir etkinlik veya satıştan elde edilen para
All proceeds from the sale go to charity
Satıştan elde edilen tüm gelir hayır kurumuna gidiyor
kaynaklanmak
bir yerden veya kaynaktan ortaya çıkmak
His success proceeds from hard work
Başarısı çok çalışmaktan kaynaklanıyor
ilerlemek
ileriye doğru hareket etmek
Please proceed to the next room
Lütfen bir sonraki odaya ilerleyin
devam etmek
bir şeye yapmaya sürmek
Please proceed with your work
Lütfen işinize devam edin
mide
Sahnedeyiyecekleri sindiren organ
My stomach hurts
Midem ağrıyor
cesaret
zor bir şeyi yapmak için gereken zihinsel güç
He does not have the stomach for this
Bunun için cesareti yok
karın
yiyeceklerin gittiği vücut bölgesi
I have a full stomach
Karnım tok
katlanmak
hoş olmayan bir duruma veya şeye dayanabilmek
I cannot stomach his behavior
Onun davranışlarına katlanamıyorum
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
aptal
Sahnedeçok aptal veya budala olan kişi
Stop acting like a moron
Bir aptal gibi davranmayı bırak
aptal
çok aptal kişi
Don't be such a moron
Bu kadar aptal olma
salak
çok aptal kimse
He is acting like a total moron
Tam bir salak gibi davranıyor
bağlılık
Sahnedebirine duyulan güçlü sevgi veya ilgi
Her devotion to her children is amazing
Çocuklarına olan bağlılığı şaşırtıcıdır
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
Sahnedegösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
dernek
Sahnedeortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
topluluk
Sahnedeortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
toplum
birlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
tesadüfen girmek
Sahnedebir yere veya bir duruma yanlışlıkla girmek
I stumbled into the wrong room
Yanlış odaya tesadüfen girdim
tesadüfen girmek
bir yere kaza eseri ya da planlamadan gelmek
I stumbled into the meeting room
Toplantı odasına tesadüfen girdim
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
dik dik bakmak
bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Do not stare at people
İnsanlara dik dik bakma
telaş
Sahnedegereksiz heyecan veya zahmet
Without further ado, let's start
Daha fazla uzatmadan başlayalım
olasılık
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tuhaf
normalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
yenilemek
Sahnedebir şeyi onarıp veya düzelterek yeni gibi görünmesini sağlamak
They plan to refurbish the old house
Eski evi yenilemeyi planlıyorlar