

Gilmore Girls — 2. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
718 kelime
Seviye
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dikkatlice
hata veya zarar vermekten kaçınacak şekilde
Please drive carefully
Lütfen dikkatlice sürün
mırıldanmak
Sahnedealçak ve anlaşılmaz bir sesle konuşmak
He continued to mutter to himself
Kendi kendine mırıldanmaya devam etti
vurmak
Sahnedebir yüzeye el veya başka bir nesne ile vurmak
Please knock on the door
Lütfen kapıya vur
emekliye ayrılmak
Sahnedeçalışma hayatını sonlandırmak
She is planning to retire soon
Yakında emekliye ayrılmayı planlıyor
emekli olmak
iş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
çekilmek
bulunduğu odadan çıkıp başka bir yere gitmek
He retired to his room to read
Okumak için odasına çekildi
emekli olmak
genellikle yaşlılık sebebiyle çalışmayı bırakmak
My father will retire next year
Babam gelecek yıl emekli olacak
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
pati
Sahnedepençeli veya yumuşak tabanlı hayvan ayağı
The cat has soft paws
Kedinin yumuşak patileri var
elle taciz etmek
birini kaba veya cinsel bir şekilde ellemek
He tried to paw her at the party
Partide onu elle taciz etmeye çalıştı
ince çorap
Sahnedebacakları saran uzun çorap türü
She wore black silk stockings
Siyah ipekli çoraplar giyiyordu
stok
satış veya kullanım için tutulan ürünler
They have a large stock of goods
Onların büyük bir mal stoğu var
Noel çorabı
Noel'de hediye koymak için kullanılan uzun çorap
We hung a stocking by the fireplace
Şöminenin yanına bir Noel çorabı astık
yayılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere geçmek veya iletilmek
News travels very fast
Haberler çok çabuk yayılır
seyahat etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
işveren
Sahnedeinsanları işe alan kişi veya şirket
He is a fair employer
O, adil bir işverendir
kuru temizlemeci
Sahnedegiysileri yıkayıp ütüleyen işletme
I need to take my suit to the cleaners
Takım elbisemi kuru temizlemeciye götürmem gerekiyor
kuru temizlemeci
kıyafetlerin yıkanıp ütülendiği yer
I need to take my suit to the cleaners
Takım elbisemi kuru temizlemeciye götürmem gerekiyor
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
sosisli
Sahnedeuzun ekmek içinde servis edilen pişmiş sosis
I ate a frank-n-furter
Bir sosisli yedim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
aspirin
Sahnedeağrı kesici yaygın bir ilaç
I took an aspirin for my headache
Baş ağrım için bir aspirin aldım
aspirin
ağrıyı veya ateşi düşürmek için kullanılan bir ilaç
I took an aspirin for my headache
Baş ağrım için bir aspirin aldım
moral toplantısı
Sahnedebir takıma destek göstermek için düzenlenen toplu etkinlik
The students attended the pep rally
Öğrenciler moral toplantısına katıldı
moral toplantısı
bir spor takımına destek göstermek amacıyla yapılan etkinlik
The students attended a pep rally for the team
Öğrenciler takım için düzenlenen moral toplantısına katıldı
aydınlatmak
Sahnedebir şeyi daha anlaşılır kılmak
This discovery helps to light on the truth
Bu keşif gerçeği aydınlatmaya yardımcı oluyor
ışıkları açık
ışıkları yanık olan
The house has the lights on
Evin ışıkları açık
farkına varmak
bir şeyi aniden keşfetmek veya anlamak
She lighted on a great idea
Harika bir fikir keşfetti
yakmak
bir şeyi ateşe vermek
Light on the fire
Ateşi yak
az
bir şeyin miktarının az olması
We are light on supplies
Malzemelerimiz az
yığmak
Sahnedenesneleri üst üste düzenli bir şekilde koymak
Please stack the books on the desk
Lütfen kitapları masanın üzerine yığın
yığın
düzenli bir şekilde üst üste dizilmiş şeyler
There is a stack of books on the table
Masanın üzerinde bir kitap yığını var
yüklemek
Sahnedebir şeyi bir kaba veya cihaza koymak
Please load the dishwasher
Lütfen bulaşık makinesini doldurun
yığın
bir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
yük
birinin üstlenmesi gereken görev veya sorumluluk
This project is a heavy load for the team
Bu proje ekip için ağır bir yük
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya açık bir şekilde söylemek
The government declared the holiday
Hükümet tatili ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya aleni olarak açıklamak
They declared the war over
Savaşın bittiğini ilan ettiler
röfle
Sahnedesaçın bazı kısımlarının renginin açılması işlemi
She got highlights in her hair
Saçına röfle yaptırdı
dergi
makaleler ve resimler içeren süreli yayın
I read the Highlights magazine
Highlights dergisini okudum
gerginlik
Sahnedesinirlilik veya baskı hissi
There is a lot of tension in the room
Odada büyük bir gerginlik var
gerginlik
Sahnedesinirlilik veya heyecan hissi
The tension in the room was high
Odadaki gerginlik çok yüksekti
gerginlik
bir şeyin gerilme veya çekilme hali
The tension in the rope is high
İpteki gerginlik çok yüksek
beraber imzalamak
Sahnedebir belgeyi başka bir kişiyle birlikte imzalamak
I will co-sign the loan
Krediyi beraber imzalayacağım
kefil olmak
biriyle birlikte imza atarak onaylamak
My father agreed to co-sign my loan
Babam kredime kefil olmayı kabul etti
titremek
Sahnedesoğuktan veya korkudan titremek
I started to shiver
Titremeye başladım
titremek
soğuktan veya korkudan hafifçe sallanmak
He started to shiver in the cold wind
Soğuk rüzgarda titremeye başladı
geçerli olmak
Sahnedebir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
çabalamak
Sahnedebir şeyi yapmak için gayret göstermek
You must apply more effort
Daha çok çabalamalısın
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
uygulamak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
sürmek
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
yoğunlaşmak
bir şeye tüm dikkati ve çabayı vermek
You must apply yourself to your studies
Derslerine yoğunlaşmalısın
başvurmak
bir şey için resmi talepte bulunmak
I applied for a new job
Yeni bir iş için başvurdum
müracaat etmek
resmi bir istek göndermek
She applied to the university
Üniversiteye müracaat etti
uygulamak
bir şeyi bir amaç için kullanmak
Apply this cream to your skin
Bu kremi cildine uygula
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın
denedi
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He tried to open the door
Kapıyı açmayı denedi
denenmiş
tecrübeyle işe yaradığı kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntem
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
donmak
Sahnedesıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
dondurmak
bir faaliyetin veya işlemin geçici olarak durdurulması
The company decided to freeze the hiring process
Şirket işe alım sürecini dondurmaya karar verdi
donmak
çok soğuyup buz haline gelmek
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
küt sesi
Sahnedeağır bir nesnenin düşmesiyle çıkan boğuk ses
The book fell with a thud
Kitap küt diye düştü
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
unutkan
Sahnedesık sık bir şeyleri unutan
He is becoming very forgetful
Çok unutkan olmaya başladı
samimi
Sahnedene hissettiğini veya düşündüğünü dürüstçe söyleyen
He gave a sincere apology
Samimi bir özür diledi
ileride
Sahnedegelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
ileride
ön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
bölüm
Sahnedebir serinin parçası olan kısım
This is the second installment of the movie
Bu, filmin ikinci bölümü
sağır
Sahnedeişitemeyen
He is deaf
O sağır
resmi bir şekilde
Sahnedekurallara veya geleneklere bağlı kalarak
They were formally introduced at the party
Partide resmi bir şekilde tanıştırıldılar
resmî olarak
resmî bir şekilde
The agreement was formally signed
Anlaşma resmî olarak imzalandı
battaniye
Sahnedeçocukların kendini güvende hissetmek için kullandığı yumuşak örtü
She sleeps with her favorite blankie
En sevdiği battaniyesiyle uyur
kulak tıkacı
Sahnedegürültüyü engellemek için kulağa takılan küçük nesne
I use earplugs to sleep better
Daha iyi uyumak için kulak tıkacı kullanıyorum
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
tarz
Sahnedebir şeyin yapılış şekli veya biçimi
He spoke in a professional manner
Profesyonel bir tarzda konuştu
sekmek
Sahnedebir yüzeye çarpıp geri sıçramak
The bullet ricocheted off the wall
Kurşun duvardan sekti
yakaladı
Sahnedehareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakalamak
birinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
gerekçelendirmek
Sahnedebir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
çiğnemek
bir şeyi dişlerle ezmek
Chew your food well
Yemeğini iyi çiğne
çiğnemek
dişleri kullanarak yiyeceği parçalara ayırmak
You should chew your food well
Yemeğini iyi çiğnemelisin
içi boşaltılmış
Sahnedeiçinde boş bir alan bulunan
The pumpkin was hollowed out for Halloween
Balkabağının içi Cadılar Bayramı için boşaltılmıştı
içi boş
iç kısmı boşaltılmış olan
The log was hollowed out
Kütüğün içi boştu
içini oymak
bir şeyin iç kısmını boşaltmak
We hollowed out the pumpkin
Balkabağının içini oyduk
deri
Sahnedehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
bastırmak
Sahnededaha yüksek bir ses çıkararak başka bir sesin duyulmasını engellemek
The loud music drowned out our conversation
Yüksek sesli müzik konuşmamızı bastırdı
bastırmak
bir sesin başka bir sesi duyulmayacak hale getirmesi
The music drowned out our conversation
Müzik konuşmamızı bastırdı
peruk
Sahnedebaşa takılan yapay saç
She wore a blonde wig
Sarı bir peruk taktı
huzursuz davranmak
Sahnedegergin veya kaygılı bir şekilde hareket etmek
He started to wig during the test
Sınav sırasında huzursuz davranmaya başladı
endişelendirmek
birini gergin veya endişeli hissettirmek
This noise really wigs me
Bu gürültü beni gerçekten endişelendiriyor
anlamak
Sahnedebir şeyi güçlükle görmek duymak veya kavramak
I cannot make out the words on this page
Bu sayfadaki kelimeleri anlayamıyorum
sevişmek
biriyle romantik şekilde öpüşmek ve yakınlaşmak
They were making out in the park
Parkta sevişiyorlardı
başarmak
bir durumla uğraşmak veya hayatta ilerlemek
How did you make out on your exam
Sınavında nasıl bir başarı gösterdin
doldurmak
bir formun veya belgenin bilgilerini yazmak
You need to make out the application form
Başvuru formunu doldurman gerekiyor
öpüşmek
biriyle romantik bir şekilde öpüşmek
They were making out in the park
Parkta öpüşüyorlardı
sevişmek
biriyle cinsel içerikli şekilde yakınlaşmak
They made out all night
Bütün gece seviştiler
et çubuğu
Sahnedeince ve kurutulmuş etten yapılan atıştırmalık
He bought a slim jim at the store
Mağazadan bir et çubuğu aldı
et çubuğu
ince ve kurutulmuş etten yapılan bir atıştırmalık
He ate a slim jim during the break
Molada bir et çubuğu yedi
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
baskın yapmak
Sahnedebir yere izinsiz girip bir şeyler almak
They raided the kitchen for food
Yiyecek için mutfağa baskın yaptılar
baskın
ani bir saldırı veya istila
The police conducted a raid on the building
Polis binaya baskın düzenledi
baskın
ani ve beklenmedik saldırı
The police planned a raid
Polis bir baskın planladı
sprey
bir kaptan küçük damlalar halinde püskürtülen sıvı
Use the raid to kill the insects
Böcekleri öldürmek için Raid kullan
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
Sahnedefikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
reddetmek
Sahnedebir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
yatak açmak
yatağı uyumaya hazır hale getirmek için çarşafları düzeltmek
Please turn down the bed for the guest
Lütfen misafir için yatağı aç
reddetmek
bir isteği veya teklifi kabul etmemek
He had to turn down the job offer
İş teklifini reddetmek zorunda kaldı
aylık
Sahnedeher ay gerçekleşen
I pay my rent monthly
Kiramı aylık ödüyorum
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
profesyonelce
Sahnedeiş veya kariyerle ilgili bir şekilde
He handles the project professionally
Projeyi profesyonelce yürütüyor
profesyonelce
uzman bir şekilde veya meslek olarak
He does his work professionally
İşini profesyonelce yapıyor
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
tezahüratçılık
Sahnedespor etkinliklerinde seyircileri desteklemek için yapılan grup etkinliği
She joined the cheerleading squad at school
Okulda tezahürat ekibine katıldı
günler
Sahnede24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
Clarence Thomas gibi davranmak
Sahnedebelirli bir kişinin tutumunu veya davranışını sergilemek
He decided to pull a Clarence Thomas and remain silent
Clarence Thomas gibi davranıp sessiz kalmaya karar verdi