

Gilmore Girls — 2. Sezon Bölüm 17
Kelimeler ve anlamları
842 kelime
Seviye
rağmen
Sahnedebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
cüzdan
Sahnedepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
ödül parası
bir yarışmada ödül olarak verilen para miktarı
The winner took home a large purse
Kazanan büyük bir ödül parası kazandı
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
birikim
Sahnedegelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
koruma
bir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
perişan
Sahnedeçok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
mutsuz
çok üzgün veya rahatsız hissetme durumu
He felt miserable after the bad news
Kötü haberden sonra kendini çok mutsuz hissetti
zengin
Sahnedeçok parası olan
He is a wealthy man
O zengin bir adamdır
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
belirli
Sahnedebelirli bir kişiye veya şeye ait
Is there a particular reason?
Belirli bir sebep var mı?
özellikle
her zamankinden daha fazla veya özellikle
I love music, in particular jazz
Müziği severim, özellikle cazı
titiz
kolay beğenmeyen ve çok yüksek standartları olan
He is very particular about his food
O yemeği konusunda çok titizdir
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
gizlice
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyecek şekilde
He secretly left the room
Odadan gizlice ayrıldı
talep etmek
Sahnedebir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
talep
bir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
ragbi
Sahnedeoval bir topla oynanan takım sporu
He plays rugby every weekend
Her hafta sonu ragbi oynar
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kablosuz
Sahnedeçalışmak için kabloya ihtiyaç duymayan
I bought a cordless vacuum cleaner
Kablosuz bir elektrikli süpürge aldım
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
güncellemek
Sahnedebir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncelleme
bir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
güncellemek
bir şeye değişiklikler yapmak
Please update your profile information
Lütfen profil bilgilerinizi güncelleyin
evlilik dışı çocuk
Sahnedeevli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
insafsız
çok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
pislik
sevmediğin bir kişi için kullanılan kaba veya kırıcı bir ifade
He acted like a complete bastard
Tam bir pislik gibi davrandı
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yararlanmak
Sahnedebir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
öğretmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kimse
The teacher explains the lesson
Öğretmen dersi açıklıyor
tatlı
Sahnedeyemeğin sonunda yenen şekerli yemek
I want chocolate cake for dessert
Tatlı olarak çikolatalı pasta istiyorum
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
uygun
durum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
kağıt mendil
Sahnedetemizlik için kullanılan yumuşak kağıt parçası
I need a tissue
Bir kağıt mendile ihtiyacım var
doku
vücutta belirli bir görevi yerine getiren hücre grubu
Muscle tissue is strong
Kas dokusu güçlüdür
meydana gelmek
Sahnedebir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
The changes came slowly
Değişimler yavaşça gerçekleşti
geldi
bir yere ulaşmak veya yaklaşmak
She came to my house yesterday
O dün evime geldi
geri gelmek
bir yere tekrar dönmek
They came back to the city
Şehre geri geldiler
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
Sahnedefarklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
yazılmak
Sahnedebirine romantik veya cinsel amaçla yaklaşmak
He tried to hit on her at the party
Partide ona yazılmaya çalıştı
keşfetmek
aniden iyi bir fikir bulmak veya bir çözüm keşfetmek
I hit on a new plan
Yeni bir plan keşfettim
hedef almak
birine veya bir şeye saldırı düzenlemek
The attackers decided to hit on the store
Saldırganlar dükkanı hedef almaya karar verdi
aklına gelmek
birine düşüneceği bir fikir sunmak
He hit on a great idea
Harika bir fikir aklına geldi
sofra düzeni
Sahnedebir kişinin yemek yemesi için masaya yerleştirilen tabak çatal bıçak ve bardaklar
The table setting was elegant for dinner
Akşam yemeği için sofra düzeni çok şıktı
ağaçlar
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bitkiler
There are many trees in the park
Parkta birçok ağaç var
ağaç
dalları ve yaprakları olan uzun bitkiler
There are many trees in the garden
Bahçede birçok ağaç var
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
Sahnedebaşkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
sinir bozucu
Sahnedehafif öfke veya rahatsızlık veren
That noise is very annoying
Bu gürültü çok sinir bozucu
rahatsız edici
hafif bir öfkeye veya üzüntüye neden olan
This loud noise is very annoying
Bu yüksek ses çok rahatsız edici
tıklım tıklım
Sahnedeçok sayıda insanla dolu olan
The concert hall was packed
Konser salonu tıklım tıklımdı
paketlemek
eşyaları bir kaba yerleştirmek
He packed the box
Kutuyu paketledi
tıklım tıklım
çok sayıda insan veya eşya ile doldurulmuş
The room was packed
Oda tıklım tıklımdı
hazırlanmış
eşyaların bir çantaya veya kutuya yerleştirilmiş olması
I packed my bag yesterday
Çantamı dün hazırladım
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi farklı bir forma getirmek
Convert the file to PDF
Dosyayı PDF'ye dönüştür
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
Sahnededüşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
düşük hızda hareket eden
The train is very slow
Tren çok yavaş
samimi
Sahnedeyakın kişisel ilişkiye sahip olan
They are intimate friends
Onlar samimi arkadaşlardır
ima etmek
bir şeyi dolaylı yoldan ifade etmek
She intimated that the plan failed
Planın başarısız olduğunu ima etti
iç çamaşırı
dış giysilerin altına giyilen giysi
She bought some new intimates
Yeni iç çamaşırları satın aldı
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
hibrit
Sahnedeiki farklı şeyin karışımından oluşan
This car has a hybrid engine
Bu araba hibrit bir motora sahip
eğlendirmek
Sahnedebirini güldürmek veya mutlu etmek
The clown amused the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
eğlenmek
bir şeyi komik veya keyifli bulmak
She was amused by the story
Hikayeye güldü
saygılarımızı sunmak
Sahnedebirine resmi veya nazik bir şekilde saygı göstermek
We visited the memorial to pay our respects
Saygılarımızı sunmak için anıtı ziyaret ettik
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmek
I must be off now
Şimdi gitmeliyim
iptal
bir etkinliğin veya planın gerçekleşmeyecek olması
The meeting is off
Toplantı iptal
iptal
bir şeyin sona ermesi veya gerçekleşmeyecek olması
The party is off
Parti iptal
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
çıkarsamak
Sahnedemantık yürüterek bir sonuca ulaşmak
I can deduce his motive from his actions
Onun amacını hareketlerinden çıkarsayabiliyorum
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
bağlamak
Sahnedebir hayvanı bir direğe veya sabit bir nesneye bağlamak
He tethered the goat to a stake
Keçiyi bir kazığa bağladı
binler
Sahnedebin sayısı veya bunun katları
Thousands of people attended
Binlerce kişi katıldı
binlerce
çok fazla sayıda insan veya nesne
Thousands of birds flew south
Binlerce kuş güneye uçtu
binlercesi
bir şeyden çok sayıda bulunması durumu
There are thousands of them in the box
Kutuda onlardan binlercesi var
binlerce
çok büyük bir miktar
There are thousands of stars in the sky
Gökyüzünde binlerce yıldız var
müşteriler
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişiler
The customers are waiting in line
Müşteriler sırada bekliyor
devreye girmek
Sahnedeetkisini göstermeye başlamak
The medicine will kick in soon
İlaç yakında etkisini gösterecek
tekmeleyerek açmak
bir şeyi tekmeleyerek zorla açmak
The police kicked in the door
Polis kapıyı tekmeleyerek açtı
katkıda bulunmak
para veya yardım vermek
We all kicked in ten dollars
Hepimiz onar dolar verdik
etkisini göstermek
bir şeyin etki etmeye başlaması
The medicine started to kick in
İlaç etkisini göstermeye başladı
etkisini göstermek
bir şeyin çalışmaya veya sonuç vermeye başlaması
The medicine will kick in soon
İlaç yakında etkisini gösterecek
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
bağlı olmak
Sahnedekararın belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya bağlı
bağlı olmak
temel olarak tek bir şeye bağlı olmak
It all comes down to money
Her şey paraya bağlı
aşağı inmek
bir yerden daha düşük bir seviyeye gelmek
Please come down to the lobby
Lütfen lobiye inin
gelmek
daha düşük veya belirli bir yere ulaşmak
Please come down to the kitchen
Lütfen mutfağa gel
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
dikmek
Sahnedetohumların veya genç bitkilerin büyümeleri için toprağa yerleştirilmesi
They are planting trees
Ağaç dikiyorlar
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli bir yere koymak
He planted the evidence in her bag
Delilleri çantasına gizlice yerleştirdi
sabitlemek
bir şeyi sabit bir konuma getirmek
He planted his feet on the ground
Ayaklarını yere sabitledi
bahsetti
Sahnedebirinden veya bir şeyden söz etmek
He referred to the report in his speech
Konuşmasında rapordan bahsetti
yönlendirmek
birini yardım veya karar için bir kişiye ya da yere göndermek
My doctor referred me to a specialist
Doktorum beni bir uzmana yönlendirdi
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
Sahnedesavaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
temsil eder
Sahnedebir şeyin sembolü veya kısaltması olmak
The letter S stands for small
S harfi small kelimesini temsil eder
ayakta durmak
bir yerde dik konumda olmak
He stands by the door
Kapının yanında ayakta duruyor
tribün
seyircilerin oturduğu yükseltilmiş alan
The fans cheered from the stands
Taraftarlar tribünden tezahürat yaptı
geçerli olmak
belirli bir durumda veya koşulda kalmak
The offer still stands
Teklif hâlâ geçerli
tribün
spor etkinliklerinde izleyiciler için ayrılan yüksek oturma yeri
The fans cheered from the stands
Taraftarlar tribünlerden tezahürat yaptı
ezik
Sahnedehavalı olmayan veya sıkıcı bir kişi için kullanılan hakaret
He is such a lame o
O tam bir ezik
sıkıcı tip
can sıkıcı veya ilginç olmayan kişi
He is such a lame o
O çok sıkıcı bir tip
ezik
havalı olmayan veya sönük insan
I do not want to hang out with a lame o
Ezik bir insanla takılmak istemiyorum
aptal
aptal veya saçma davranan kimse
Don't act like such a lame-o
Öyle bir aptal gibi davranma
sert içki
Sahnedeyüksek alkol oranına sahip içecek
He bought some liquor
Biraz sert içki satın aldı
alkollü içki
alkol içeren içecek
Liquor is not allowed here
Burada alkollü içkiye izin verilmez
kin
Sahnedebirinin yaptığı bir şeyden dolayı duyulan öfke
He still holds a grudge
Hâlâ kin besliyor
zihnine kazımak
Sahnedebir şeyi hafızanda çok net bir şekilde tutmak
The sight burned into my memory
O görüntü hafızama kazındı
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
saklamak
Sahnedebir şeyi gelecekte kullanmak üzere gizlice biriktirmek
She squirrelled away some food for winter
Kış için yiyecek sakladı
sincap
ağaçlara tırmanan püsküllü kuyruklu küçük tüylü hayvan
The squirrel is eating a nut
Sincap bir fındık yiyor
sincap
ağaçlarda yaşayan kabarık kuyruklu küçük bir hayvan
I saw a squirrel in the garden
Bahçede bir sincap gördüm
domates
Sahnedeyemeklerde kullanılan kırmızı veya sarı renkli meyve
I love fresh tomatoes
Taze domatesleri severim
domates
yemeklerde sebze olarak kullanılan yuvarlak kırmızı meyve
The salad contains fresh tomato
Salata taze domates içeriyor
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
esrar içmek
Sahnedeesrar veya marihuana içmek
Let's go outside and burn one
Hadi dışarı çıkıp esrar içelim
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasındaki
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
günün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim