

Gilmore Girls — 3. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
978 kelime
Seviye
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
posta
Sahnedegönderilen veya alınan mektup ve paketler
I received a lot of mail today
Bugün çok posta aldım
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
posta
sistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
-e dayalı
Sahnedebir şeyi temel alan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayanmak
bir şeyi temel veya gerekçe olarak kullanmak
My opinion is based on facts
Benim fikrim gerçeklere dayanıyor
temellendirmek
bir karar için gerekçe olarak kullanmak
This decision is based on your report
Bu karar senin raporuna temellendiriliyor
esas almak
başka bir şey için başlangıç noktası olarak kullanmak
The book is based on a true story
Kitap gerçek bir hikayeyi esas alıyor
gecikmek
Sahnedeplanlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We arrive at the station at noon
Öğlen istasyona varıyoruz
ulaşmak
bir yere gitmek
They arrive in London tomorrow
Yarın Londra'ya ulaşıyorlar
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
uygunluk
Sahnedebir şeyi yapmaya veya almaya izinli olma durumu
He checked his eligibility for the scholarship
Burs için uygunluğunu kontrol etti
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
kaykay
Sahnedetekerlekli, üzerine binilen ve hareketler yapılan kısa tahta
I have a new skateboard
Yeni bir kaykayım var
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
üzmek
Sahnedebirini mutsuz veya hayal kırıklığına uğramış hissettirmek
That news really bummed me out
Bu haber beni gerçekten çok üzdü
bozuk
kalitesiz veya çalışmayan
He has a bum knee
Onun dizi bozuk
popo
otururken kullanılan vücut kısmı
She fell on her bum
Poposunun üzerine düştü
tembel
çalışmayı sevmeyen kişi
Stop being such a bum
Böyle tembel gibi davranma
dışlamak
Sahnedebirini veya bir şeyi gruba dahil etmemek
They excluded him from the game
Onu oyundan dışladılar
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
göğüs eti
Sahnedebir kuşun veya hayvanın göğüs kısmından elde edilen et
I prefer chicken breast
Tavuk göğsünü tercih ederim
göğüs
vücudun ön üst kısmı
The bird puffed out its breast
Kuş göğsünü kabarttı
meme
kadın göğsündeki yumuşak kısımlar
Breast cancer is common
Meme kanseri yaygındır
göğüs
insan vücudunun üst ön kısmı
She held the baby against her breast
Bebeği göğsüne yasladı
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
göz atmak
Sahnedebir şeye hızlıca bakmak
She took a glance at the clock
Saate bir göz attı
göz atmak
Sahnedebir şeye çok kısa bir süre bakmak
She glanced at her watch
Saatine göz attı
sıyırmak
bir yüzeye açıyla çarpıp ondan uzaklaşmak
The ball glanced off the wall
Top duvardan sıyırdı
gerekli
Sahnedeyapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
gerekli
yapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
birleşmek
Sahnedebir amaç için grup oluşturmak
The neighbors banded together to clean the park
Komşular parkı temizlemek için birleştiler
amfi
Sahnedesesi daha yüksek çıkmasını sağlayan elektronik cihaz
He plugged his guitar into the amp
Gitarını amfiye bağladı
amfi
sesi yükselten cihaz
He plugged his guitar into the amp
Gitarını amfiye bağladı
coşturmak
birini daha heyecanlı veya enerjik hissettirmek
They amped up the crowd before the game
Maçtan önce kalabalığı coşturdular
büyük patron
Sahnedegruptaki en güçlü veya en önemli kişi
He is the big kahuna in this company
Bu şirketteki büyük patron o
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
yudumlamak
Sahnedebir seferde az miktarda sıvı içmek
She likes to sip her coffee slowly
Kahvesini yavaşça yudumlamayı sever
yudum
içilen küçük miktardaki sıvı
He took a sip of tea
Çaydan bir yudum aldı
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
huysuz
Sahnedegenellikle sinirli veya kötü ruh halinde olan kimse
He is such a grump in the morning
Sabahları tam bir huysuzdur
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
Sahnedebir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
iç savaş
Sahnedeaynı ülke içindeki gruplar arasında yaşanan savaş
The country suffered from a long civil war
Ülke uzun bir iç savaştan zarar gördü
iç savaş
Sahnedeaynı ülke vatandaşları arasındaki silahlı çatışma
Civil war destroyed many homes in the region
İç savaş bölgedeki birçok evi yok etti
iç savaş
aynı ülke içindeki gruplar arasında çıkan savaş
The country is in a civil war
Ülke bir iç savaş içinde
moda
Sahnedekıyafet veya davranışlardaki popüler eğilim
This style is in fashion now
Bu tarz şu an moda
şekillendirmek
bir şeyi belli bir biçime sokmak
He fashioned a tool from a stone
Taştan bir alet yaptı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hecelemek
Sahnedebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
çekmece
Sahnedemobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
külot
Sahnedeiç çamaşırı için kullanılan gayriresmi terim
He put on a clean pair of drawers
Temiz bir külot giydi
çekmece
masa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
zarf
Sahnedemektup koymak için kullanılan kağıt kap
Put the letter in the envelope
Mektubu zarfa koy
düşüncesiz
Sahnedezeka veya bilinçli düşünce eksikliği olan
He made a mindless mistake
Düşüncesizce bir hata yaptı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
dikkatlice okumak
Sahnedebir şeyi ayrıntılı ve özenli bir şekilde okumak
She perused the documents before signing
İmzalamadan önce belgeleri dikkatlice okudu
dikkatle okumak
bir metni veya belgeyi özenle incelemek
Please peruse the contract before signing
Lütfen imzalamadan önce sözleşmeyi dikkatle okuyun
tükürük
Sahnedeağızda üretilen sıvı
The test requires a sample of spit
Test için bir tükürük örneği gerekiyor
tükürmek
ağızdaki sıvıyı dışarı atmak
Don't spit on the floor
Yere tükürme
şişte pişirmek
uzun metal bir çubuk kullanarak ateş üzerinde et pişirmek
They spit the meat over the fire
Eti ateşin üzerinde şişte pişirdiler
vermek
birine bir şey uzatmak
Please spit that pen over here
Lütfen o kalemi buraya ver
tükürmek
ağzından bir şeyi dışarı çıkarmak
Please do not spit on the floor
Lütfen yere tükürmeyin
tartışmak
küçük ve kısa bir kavga veya anlaşmazlık yaşamak
They had a little spit about the rules
Kurallar hakkında küçük bir tartışma yaşadılar
sörfçü
Sahnedesörf tahtasıyla dalgaların üzerinde kayan kişi
The surfer caught a big wave
Sörfçü büyük bir dalga yakaladı
melek gibi
Sahnedebir melek gibi saf ve iyi
She has an angelic smile
Onun melek gibi bir gülümsemesi var
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tamamlamak
Sahnedezor bir işi bitirmek veya zor bir dönemi atlatmak
I need to get through my homework
Ödevimi tamamlamam gerekiyor
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
ulaşmak
birine telefonla veya iletişim yoluyla erişmeyi başarmak
I could not get through to him
Ona ulaşamadım
bitirmek
zor bir işi tamamlamak veya halletmek
I have to get through my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı veya tamamlamayı becermek
She got through the difficult exam
Zor sınavı başardı
atlatmak
güç bir durumun üstesinden gelmek
We will get through this hard time
Bu zor zamanı atlatacağız
bahsetmek
Sahnedebir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yukarı getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar büyütmek
She brought up three children alone
Üç çocuğu tek başına yetiştirdi
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen söylemek
The police will bring him up on charges
Polis onu suçlayacak
gazete
Sahnedegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
yardım
Sahnedezor bir durumda verilen destek
They provided succor to the injured soldiers
Yaralı askerlere yardım sağladılar
mezun
Sahnedebir okuldan veya üniversiteden mezun olmuş kişi
He is an alumnus of this university
O bu üniversitenin bir mezunu
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
tuhaf
Sahnedecinsel açıdan garip veya alışılmadık
This is a kinky joke
Bu tuhaf bir şaka
sıra dışı
alışılmadık cinsel tercihlere sahip olan
They have kinky preferences
Sıra dışı tercihleri var
fantezi
alışılmadık cinsel uygulamalar içeren
He likes kinky games
O fantezi oyunlarına düşkündür
çığlık atma
Sahnedeçok yüksek sesli ve tiz bir şekilde haykırma
She started screaming in excitement
Heyecandan çığlık atmaya başladı
çığlık atan
çok yüksek ve tiz bir ses çıkaran
The baby is screaming
Bebek çığlık atıyor
çığlık
çok yüksek ve tiz bir ses
I heard a loud screaming
Yüksek bir çığlık duydum
bağıran
yüksek ve tiz bir sesle haykıran
The fans are screaming for the band
Hayranlar grup için bağırıyor
çığlık atan
çok yüksek sesli veya şiddetli
The screaming wind was scary
Çığlık atan rüzgar korkutucuydu
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
aroma
Sahnedeyiyecek veya içeceğin özel tadı
The soup has a strong garlic flavoring
Çorbanın güçlü bir sarımsak aroması var
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
ifade
Sahnedebir birim oluşturan sözcük grubu
I don't know this phrase
Bu ifadeyi bilmiyorum
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
latte
Sahnedeespresso ve sıcak sütle hazırlanan bir kahve
I would like a latte please
Lütfen bir latte istiyorum
oraya geçmek
Sahnedebir yere gidip kalmak
We should sit over at the other table
Diğer masaya geçmeliyiz
bulunmak
belli bir konumda yer almak
The house sits over the river
Ev nehrin üzerinde bulunuyor
oturmak
oturur pozisyonda olmak
You can sit over there
Orada oturabilirsin
eski moda
Sahnedegeçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
geçmişten gelen günümüzde artık kullanılmayan tarz veya düşünce
This dress is very old fashioned
Bu elbise çok eski moda
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
kardeş
Sahnedebirinin erkek veya kız kardeşi
I have only one sibling
Sadece bir kardeşim var
kardeş
bir kişinin erkek veya kız kardeşi
Do you have any siblings?
Hiç kardeşin var mı?
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
en son
Sahnedeen yeni veya güncel olan
This is the latest news
Bu en son haber
en son
Sahnedeçok kısa süre önce gerçekleşen
This is the latest news
Bu en son haber
en geç
bir zaman diliminin sonuna yakın
Please finish the work by Friday at the latest
İşi en geç cuma gününe kadar bitirin
gecikmiş
zamanında olmayan
The latest arrival was not good
Gecikmiş varış iyi değildi
nefes kesici
Sahnedeson derece güzel veya etkileyici
The view from the top is breathtaking
Zirvedeki manzara nefes kesici
gelenek
Sahnedeuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
kategori
Sahnedebenzer özelliklere sahip şeylerin oluşturduğu grup
Which category does this book belong to?
Bu kitap hangi kategoriye giriyor?
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
Yüzyıl dönümü
SahnedeBir yüzyılın sonu ile diğerinin başlangıcı arasındaki dönem
The city changed at the turn of the century
Şehir yüzyıl dönümünde değişti
yüzyıl dönümü
bir yüzyılın bitip diğerinin başladığı dönem
Many important inventions happened at the turn of the century
Yüzyıl dönümünde birçok önemli icat yapıldı
yüzyıl dönümü
bir yüzyılın bitip diğerinin başladığı dönem
The house was built at the turn of the century
Ev yüzyıl dönümünde inşa edildi
çoğul
Sahnedebirden fazla şeyi ifade eden
The word books is plural
Books kelimesi çoğuldur
çoğul
birden fazla anlamına gelen kelime biçimi
Books is the plural of book
Kitaplar kitap kelimesinin çoğuludur
dar görüşlü
Sahnedeyeni fikirlere veya farklı bakış açılarına açık olmayan
It is hard to talk to a close minded person
Dar görüşlü bir insanla konuşmak zordur
kapalı fikirli
kendi görüşlerinden farklı fikirleri kabul etmeye istekli olmayan
He is too close-minded to accept new ideas
Yeni fikirleri kabul edemeyecek kadar kapalı fikirli
yapıştırmak
Sahnedeyapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
yapıştırıcı
bir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım