

Gilmore Girls — 3. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
777 kelime
Seviye
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
gündem
Sahnedeyapılacak veya tartışılacak şeyler listesi
What is on the agenda for today
Bugünün gündeminde ne var
yirmi
Sahnedeon dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty apples
Yirmi elmam var
yirmi
Sahnedeon dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty dollars
Yirmi dolarım var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
göz atmak
Sahnedebir şeye çok kısa bir süre bakmak
She glanced at her watch
Saatine göz attı
göz atmak
bir şeye hızlıca bakmak
She took a glance at the clock
Saate bir göz attı
sıyırmak
bir yüzeye açıyla çarpıp ondan uzaklaşmak
The ball glanced off the wall
Top duvardan sıyırdı
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
belirlemek
Sahnedebir şeyi bir amaç için resmen seçmek veya adlandırmak
They designated this area as a park
Burayı park olarak belirlediler
denk gelmek
Sahnedebir olayın başka bir olayla aynı anda gerçekleşmesi
My vacation coincides with yours
Benim tatilim seninkiyle aynı zamana denk geliyor
çıplak
Sahnedeüzerinde giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
çıplak
üzerinde hiçbir giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
meçhul
Sahnedekimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
anlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
tazelenmek
Sahnedeyüzünü ve ellerini yıkayarak temizlenmek
I need to freshen up before dinner
Akşam yemeğinden önce bir tazelenmem gerekiyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha temiz veya daha çekici hale getirmek
She painted the walls to freshen up the room
Odayı güzelleştirmek için duvarları boyadı
tazelenmek
bir şeyi temiz veya yeni hale getirmek
I need to freshen up before the party
Partiden önce tazelenmem gerekiyor
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
tasma
Sahnedebir hayvanı kontrol etmek için kullanılan ip veya zincir
Put the dog on a leash
Köpeği tasmaya tak
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
on iki
Sahnedeon bir ile on üç arasındaki sayı
I have twelve apples
On iki elmam var
kendi
Sahnedecümlenin bahsettiği kişi
One should believe in oneself
İnsan kendine inanmalıdır
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
midye ziyafeti
Sahnedemidye ve diğer yiyeceklerin pişirilip yendiği sosyal bir toplantı
They organized a clambake last weekend
Geçen hafta sonu bir midye ziyafeti düzenlediler
açık hava partisi
yiyeceklerin de bulunduğu genellikle dışarıda yapılan rahat bir sosyal etkinlik
We are planning a clambake at the beach
Plajda bir açık hava partisi planlıyoruz
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
Sahnede12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
ayaklar
vücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
uğramak
Sahnedebir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
tiksindirici
güçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
kalitesiz
Sahnededüşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
pişman
üzüntü veya suçluluk duyan
I feel bad about the mistake
Hatamdan dolayı pişmanım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
azimli kişi
Sahnedebaşarıya ulaşmak için çok çalışan kimse
He is a real go-getter at work
O iş yerinde gerçekten azimli biridir
hırslı ve azimli kişi
başarıya ulaşmak için çok çalışan kararlı kişi
She is a real go-getter
O gerçekten hırslı ve azimli biri
çekmece
Sahnedemobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
çekmece
masa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
külot
iç çamaşırı için kullanılan gayriresmi terim
He put on a clean pair of drawers
Temiz bir külot giydi
kastard
Sahnedesüt, yumurta ve şekerle yapılan tatlı bir yemek
I love vanilla custard
Vanilyalı kastard severim
muhallebi
süt ve yumurtadan yapılan tatlı bir yiyecek
He ate the custard for dessert
Tatlı olarak muhallebi yedi
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
mus
Sahnedehafif, kremamsı bir tatlı
I love chocolate mousse
Çikolatalı musu severim
rastlamak
Sahnedebirine beklenmedik bir şekilde denk gelmek
I bumped into her at the store
Mağazada ona rastladım
rastlamak
birine tesadüfen rastlamak
I bumped into an old friend at the mall
Alışveriş merkezinde eski bir arkadaşıma rastladım
karşılaşmak
birisiyle tesadüfen bir araya gelmek
I bumped into my teacher yesterday
Dün öğretmenimle karşılaştım
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
içeren
Sahnedebir parça veya özellik olarak sahip olmak
The job involved a lot of hard work
İş çok fazla zorlu çalışma gerektirdi
dahil olmak
bir şeye katılmak
He got involved in the project
Projeye dahil oldu
karmaşık
birçok parçası veya detayı birbirine bağlı olan
This is an involved process
Bu karmaşık bir süreç
ilişkili
romantik bir ilişki içerisinde olmak
They are involved with each other
Birbirleriyle romantik bir ilişki içerisindeler
hizalamak
Sahnedenesneleri düz bir hizada düzenlemek
Please line up the books
Lütfen kitapları hizalayın
örtüşmek
birbiriyle uyumlu olmak veya aynı fikirde olmak
Their stories line up perfectly
Hikayeleri birbiriyle tamamen örtüşüyor
kadro
belirli bir sıraya göre düzenlenmiş kişi listesi
The team changed their starting lineup
Takım başlangıç kadrosunu değiştirdi
kadro
belirli bir amaç için bir araya getirilmiş kişi veya nesneler grubu
The band announced their festival line-up
Grup festival kadrosunu duyurdu
dizilmek
birbiri ardına düz bir şekilde durmak
The soldiers lined up in the field
Askerler sahada dizildiler
sıraya dizmek
nesneleri düz bir hat üzerinde yerleştirmek
Please line up the chairs
Lütfen sandalyeleri sıraya dizin
küvet
Sahnedebanyo yapmak için kullanılan büyük kap
The baby is in the bathtub
Bebek küvetin içinde
küvet
içinde banyo yapılan büyük su kabı
The baby is in the bathtub
Bebek küvetin içinde
ağaç parkı
Sahnedeağaç ve bitki türlerinin bilimsel inceleme için yetiştirildiği yer
We visited the arboretum to see the rare trees
Nadir ağaçları görmek için ağaç parkını ziyaret ettik
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
sonra
Sahnededaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
zorunlu
Sahnedeyapılması zorunlu olan
This meeting is mandatory
Bu toplantı zorunludur
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans etmek
müziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
postacı
Sahnedeevlere ve iş yerlerine mektup veya paket dağıtan kişi
The letter carrier delivers mail to my house every morning
Postacı her sabah evime posta getirir
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
halat
Sahnedebağlamak için kullanılan kalın ve güçlü ip
He used a rope to tie the box
Kutuyu bağlamak için bir halat kullandı
kandırmak
birini bir şey yapması için aldatmak
They roped me into helping them
Onlara yardım etmem için beni kandırdılar
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
sakız
çiğnenen ama yutulmayan yumuşak bir madde
I am chewing gum
Sakız çiğniyorum
evsiz gezgin
Sahnedeevi olmayan ve yer yer gezen kişi
The hobo slept in the park
Evsiz gezgin parkta uyudu
gezgin işçi
genellikle iş aramak için yer yer gezen kişi
He lived as a hobo for a year
Bir yıl boyunca gezgin işçi olarak yaşadı
karlı buz tatlısı
Sahnederendelenmiş buz ve meyveli şuruptan yapılan tatlı
I ate a strawberry snowcone
Bir çilekli karlı buz tatlısı yedim
buzlu tatlı
rendelenmiş buz ve şuruptan yapılan soğuk tatlı
She ate a snowcone on a hot day
Sıcak bir günde buzlu tatlı yedi
hasret duymak
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde istemek
She yearns for peace
Huzura hasret duyuyor
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih ederek ayırmak
She helped me pick out a gift
Bana bir hediye seçmemde yardım etti
seçmek
bir grup arasından seçmek
Pick out a dress for the party
Parti için bir elbise seç
ayırt etmek
bir gruptaki birini tanımak veya bulmak
I could pick out my friend in the crowd
Kalabalığın içinde arkadaşımı ayırt edebildim
seçip çıkarmak
bir yüzeyden bir şeyi ayırıp almak
He picked out the pebble from his shoe
Ayakkabısındaki taşı seçip çıkardı
gezi
Sahnedeeğlence için yapılan kısa yolculuk veya ziyaret
We had a family outing to the beach
Plaja bir aile gezisi yaptık
ifşa etmek
birinin özel bir durumunu veya sırrını başkalarına açıklamak
The magazine outed the famous actor
Dergi ünlü oyuncuyu ifşa etti
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
reçete
Sahnededoktorun ilaç yazdığı belge
I need a prescription for this medicine
Bu ilaç için bir reçeteye ihtiyacım var
fiziksel
Sahnedevücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
fiziksel
vücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
rahatsız hissetmek
Sahnedebir şey yüzünden kendini huzursuz veya tuhaf hissetmek
The creepy silence really weirded me out
Ürkütücü sessizlik beni gerçekten rahatsız etti
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
pretzel
Sahnededüğüm şeklinde tuzlu bir ekmek atıştırmalığı
I love eating pretzels
Pretzel yemeyi severim
integral
Sahnedekalkülüste eğri altındaki alanı temsil eden matematiksel kavram
The student learned about the integral
Öğrenci integral hakkında bilgi edindi
integral
Sahnedekalkülüste fonksiyonun alan değerini veren matematiksel ifade
We calculated the definite integral
Belirli integrali hesapladık
ayrılmaz
bir şeyin tamamlanması için gerekli olan
Trust is an integral part of a relationship
Güven, bir ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
Sahnedebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
çiftlik
Sahnedehayvanların yetiştirildiği büyük çiftlik
He lives on a big ranch
Büyük bir çiftlikte yaşıyor
ranch sos
otlar ve ayranla yapılan bir Amerikan salata sosu
I like ranch dressing
Ranch sosu severim
ranch sos
otlar ve baharatlarla yapılan popüler bir Amerikan salata sosu
I would like some ranch for my salad
Salatama biraz ranch sos isterim
yapardı
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
eskiden
geçmişte düzenli olarak yapılan alışkanlıklar
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan bir alışkanlık veya eylem
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
alışkın olmak
bir deneyim yoluyla bir şeye aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
büyük mesele
Sahnedesorun veya önemli bir olay için kullanılan gayriresmi ifade
It is no biggie
Önemli değil
önemli biri
çok ünlü veya önemli kişi
She is a biggie in the film industry
O film endüstrisinde önemli biri
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
dondurucu
Sahnedeaşırı derecede soğuk
It is freezing outside
Dışarısı dondurucu
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
antika
Sahnedeeski ve değerli eşya
This shop sells antiques
Bu dükkan antika satıyor
antika
eski zamanlarda yapılmış
This table is an antique
Bu masa antikadır
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
iğneleme
Sahnedebirini aşağılamak veya küçümsemek için ironi kullanma biçimi
He used sarcasm to show his annoyance
Rahatsızlığını göstermek için iğneleme kullandı
iğneleme
aslında söylenmek istenenin tersini söyleyerek yapılan alay
I don't like your sarcasm
Senin iğnelemelerinden hoşlanmıyorum
baş belası
Sahnedesinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
kaçırmak
Sahnedebir etkinliğe katılamamak
I missed the meeting yesterday
Dünkü toplantıyı kaçırdım
cevapsız
yanıtlanmamış olan
I have a missed call
Bir cevapsız aramam var
gözden kaçırmak
bir şeyi fark etmemek
I missed the sign on the road
Yoldaki tabelayı gözden kaçırdım
kaçırdı
yapılması gereken bir şeyi zamanında yapmamak
I missed the meeting today
Bugün toplantıyı kaçırdım