

Gilmore Girls — 3. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
890 kelime
Seviye
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
kalitesiz
Sahnededüşük kaliteli veya değersiz olan
He complained about the low-rent hotel
O kalitesiz otelden şikayet etti
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
hazır beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını veya talimat gelmesini beklemek
Please stand by for further information
Daha fazla bilgi için lütfen hazır bekleyin
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemeye devam etmek
I will stand by you
Senin yanında olacağım
yanında durmak
birinin veya bir şeyin yakınında bulunmak
Please stand by the door
Lütfen kapının yanında dur
seyirci kalmak
yardım edebilecek durumdayken hiçbir şey yapmamak
Do not just stand by while they fight
Onlar kavga ederken sadece seyirci kalma
hazırda beklemek
bir şey yapmak için hazır durumda olmak
Please stand by for further instructions
Lütfen sonraki talimatlar için hazırda bekleyin
başka türlü
Sahnedebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
uydurma sözcük
Sahnedeanlamı olmayan uydurulmuş bir kelime
Flooginshorts is just a made-up word
Flooginshorts sadece uydurma bir kelimedir
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
on iki
Sahnedeon bir ile on üç arasındaki sayı
I have twelve apples
On iki elmam var
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
sessizce
Sahnedeaz veya hiç gürültü yapmadan
Please speak quietly
Lütfen sessizce konuş
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
büyük
Sahnedeson derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
kocaman
boyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
korkusuz
Sahnedehiçbir şeyden korkmayan
She is a fearless explorer
O, korkusuz bir kaşiftir
üzücü durum
Sahnedehayal kırıklığı yaratan durum
That is such a bummer
Bu gerçekten çok üzücü
iş adamı
Sahnedeticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
iş adamı
ticaretle uğraşan kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
bağlılık
Sahnedebirine duyulan güçlü sevgi veya ilgi
Her devotion to her children is amazing
Çocuklarına olan bağlılığı şaşırtıcıdır
saygın
Sahnedesaygıya veya onaya değer olan
He is a respectable man
O saygın bir adamdır
haftalar
Sahnedeyedi günlük süre
She travels for weeks
Haftalarca seyahat eder
hafta
yedi günlük zaman dilimi
The project will take two weeks
Proje iki hafta sürecek
hafta
pazar gününden cumartesiye kadar olan yedi günlük süre
I will travel next weeks
Gelecek hafta seyahat edeceğim
hafta
birbirini takip eden yedi günlük süre
Many weeks have passed since then
O zamandan beri birçok hafta geçti
kasten
Sahnedebilerek ve isteyerek yapılan
He deliberately broke the vase
Vazoyu kasten kırdı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
nazikçe
Sahnedenazik veya yumuşak bir şekilde
She smiled kindly at the child
Çocuğa nazikçe gülümsedi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
kapma hakkı
Sahnedebir şeye başkalarından önce sahip olma hakkı
I have dibs on the front seat
Ön koltuk benim
müfettiş
Sahnedekurallara uyulup uyulmadığını kontrol etmekle görevli kişi
The inspector visited the factory
Müfettiş fabrikayı ziyaret etti
müfettiş
bir şeyi dikkatle kontrol eden kişi
The health inspector visited the restaurant
Sağlık müfettişi restoranı ziyaret etti
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
dışarıya yaptırmak
Sahnedebaşka bir şirkete iş yaptırmak
We decided to contract out the cleaning services
Temizlik hizmetlerini dışarıya yaptırmaya karar verdik
taşere etmek
bir işi yapması için başkasıyla anlaşmak
We decided to contract out the cleaning services
Temizlik hizmetlerini taşere etmeye karar verdik
kendini bulmak
Sahnedesonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
dahil olmak
bir işin veya durumun içine girmek
He did not expect to wind up in this debate
Bu tartışmaya dahil olmayı beklemiyordu
toplanmak
Sahnedebelirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
ralli
halka açık yollarda yapılan uzun ve zorlu otomobil veya motosiklet yarışı
We watched a professional rally
Profesyonel bir ralli izledik
sos
Sahnedeyemekle birlikte servis edilen koyu kıvamlı sıvı
I like tomato sauce
Domates sosunu severim
içki
alkol için kullanılan argo bir terim
He hits the sauce every night
Her gece içkiye vuruyor
sos
yemeklere lezzet katmak için eklenen yoğun sıvı
Add some sauce to the meat
Ete biraz sos ekle
yemek sosu
tabağın üzerine dökülen yoğun kıvamlı sıvı
Pour the sauce over the salad
Sosu salatanın üzerine dök
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kuart
Sahnedeeskrimde kılıç tutan elin vücudun iç tarafında tutulduğu bir duruş
He used the quarte position to parry the attack
Saldırıyı savuşturmak için kuart pozisyonunu kullandı
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
küçümseyerek
Sahnedebaşkalarını küçük gören bir tavırla
He spoke to me condescendingly
Benimle küçümseyerek konuştu
yeniden görüşmek
Sahnedebir anlaşmayı değiştirmek için tekrar konuşmak
We need to re-negotiate the contract
Sözleşmeyi yeniden görüşmemiz gerekiyor
haricinde
Sahnedebir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
yetersiz
Sahnedeikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
saçma
inandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
günlük
Sahnedegünlük olayların yazıldığı defter
I write in my diary every night
Her gece günlüğüme yazarım
ajanda
planlanmış olayları ve randevuları yazdığınız bir kitap
I wrote the meeting in my diary
Toplantıyı ajandama yazdım
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
patates kroket
Sahnederendelenip derin yağda kızartılmış küçük patates parçası
I ate some tater tots with my burger
Hamburgerimin yanında biraz patates kroket yedim
patates kroket
rendelenmiş patatesten yapılan küçük kızarmış parça
My son loves to eat tater tots
Oğlum patates kroket yemeye bayılır
patates atıştırmalığı
rendelenmiş patatesten üretilen küçük çıtır atıştırmalık
We ordered a side of tater tots
Yanına patates atıştırmalığı söyledik
hazırlamak
Sahnedehazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
sahne
performans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
ile bitmek
Sahnedesonunda bir şeye sahip olmak veya bir şeyle tamamlanmak
The movie ends with a surprise
Film bir sürprizle bitiyor
ile bitmek
Sahnedebir şeyin finalinde bulunmak
The show ends with a loud bang
Gösteri büyük bir gürültüyle bitiyor
birlikte bitmek
bir şeyle aynı anda sona ermek
His job ends with the project
İşi proje ile birlikte bitiyor
vırvır etmek
Sahnedegenellikle sinir bozucu bir şekilde çok konuşmak
Stop yapping
Vırvır etmeyi kes
yapmak
bir eylemi yerine getirmek
Do your homework
Ödevini yap
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek
Make a new folder
Yeni bir klasör oluştur
gerçekleştirmek
bir görevi yerine getirmek
Perform the test
Testi gerçekleştir
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
turşu
Sahnedesirkeli veya tuzlu suda bekletilerek hazırlanan yiyecek
I ate a pickle with my lunch
Öğle yemeğimde turşu yedim
zor durum
zor veya karışık bir durum
I am in a pickle
Zor bir durumdayım
turşu kurmak
yiyeceği sirke veya tuzlu suda saklamak
I like to pickle vegetables
Sebzelerin turşusunu kurmayı severim
derinlik
Sahnedebir şeyin yüzeyden aşağıya doğru olan uzaklığı
The depth of the pool is two meters
Havuzun derinliği iki metredir
kapsam
bir iş için gereken bilgi veya beceri düzeyi
This task requires some depth of knowledge
Bu görev biraz bilgi kapsamı gerektiriyor
derinlik
karmaşık düşünce veya duygulara sahip olma niteliği
Her story has a lot of depth
Hikayesi çok fazla derinliğe sahip
yanına kâr kalmak
Sahnedeyanlış bir şey yapıp ceza almamak
He thought he would get away with it
Bunun yanına kâr kalacağını düşündü
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak veya kurtulmak
He managed to get away with the bag
Çantayı alıp kaçmayı başardı
yanına kâr kalmak
yanlış veya yasa dışı bir şey yaptıktan sonra ceza almamak
He managed to get away with the crime
Suç onun yanına kâr kaldı
cezasız kalmak
bir suçu veya hatayı ceza almadan yapmak
He cheated on the test and got away with it
Sınavda kopya çekti ve cezasız kaldı
tavsiye
Sahnedeyapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
öneri
değerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
karamelize etmek
Sahnedeşekeri kahverengileşene kadar ısıtmak
You should caramelize the onions for the dish
Yemek için soğanları karamelize etmelisin
karamelize etmek
şekeri kahverengileşip tatlanana kadar pişirmek
Caramelize the onions slowly
Soğanları yavaşça karamelize edin
karamelize etmek
şekeri kahverengi ve tatlı hale gelene kadar ısıtmak
You should caramelize the onions for the soup
Çorba için soğanları karamelize etmelisin
Karamelize etmek
yiyeceği kahverengiye dönüp tatlılaşana kadar pişirmek
You should caramelize the onions for the soup
Çorba için soğanları karamelize etmelisin
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
telaşlandırmak
Sahnedebirini heyecanlandırıp kafasını karıştırmak
The sudden question flustered him
Ani soru onu telaşlandırdı
arkamdan
Sahnedebirinin haberi olmadan gizlice
He talked behind my back
Arkamdan konuştu
han
Sahnedekonaklamak için kullanılan küçük otel
We stayed at a cozy inn
Sıcak bir handa konakladık
pansiyon
Sahnedegezginler için konaklama sağlayan küçük otel
We stayed at a cozy inn
Rahat bir pansiyonda kaldık
ağır yürüyen
Sahnedeağır adımlarla ilerleyen kimse
He is a heavy clomper
O ağır adımlarla yürüyen biri
gürültülü yürüyen
Sahnedeyürürken yüksek ses çıkaran kişi
Stop being such a clomper
Bu kadar gürültülü yürüme
temizlik işleri
Sahnedebir evin veya binanın temizlenmesi için yapılan işler
She does the housekeeping every day
Her gün temizlik işlerini yapar
marul
Sahnedesalatalarda kullanılan yeşil yapraklı bir sebze
I like lettuce in my salad.
Salatamda marul severim.
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
zıt
Sahnedebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
karşı
bir şeyin diğer tarafında bulunan
They sat opposite each other
Birbirlerinin karşısında oturdular
mevkidaş
farklı bir grupta aynı işi yapan kişi
I met my opposite at the conference
Konferansta mevkidaşımla tanıştım
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
ızgara
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek için kullanılan metal çerçeve
Put the meat on the grill
Eti ızgaraya koy
ızgara yapmak
yiyecekleri doğrudan ateş üzerindeki metal bir çerçevede pişirmek
We grill chicken in the summer
Yazın tavuk ızgara yaparız
sorguya çekmek
birine çok sayıda zor soru sormak
The police grilled the suspect for hours
Polis şüpheliyi saatlerce sorguya çekti
ızgara yapmak
ateş veya ısı üzerinde yiyecek pişirmek
We will grill some chicken tonight
Bu akşam biraz tavuk ızgara yapacağız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmeye yarayan alet
He cooks burgers on the grill
Burgerleri ızgarada pişiriyor
özel alan
bir kişinin özel alanı veya işi
Stop getting all up in my grill
Özel alanıma girmeyi bırak
ızgara restoranı
ızgara yemekler servis eden bir yer
We ate dinner at the local grill
Akşam yemeğini yerel ızgara restoranında yedik
politika
Sahnedebir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
düzenleme
bir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var
politika
bir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
chorizo
Sahnedeİspanya veya Latin Amerika'ya özgü baharatlı bir domuz sosisi
I like chorizo for breakfast
Kahvaltıda chorizo severim
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
hızlı süren
Sahnedegenellikle çok yüksek hızla araba kullanan
He is a bit lead-footed on the highway
Otoyolda biraz hızlı sürer
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver