

Gilmore Girls — 3. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
902 kelime
Seviye
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
kelepir
Sahnedeçok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
başkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
bir yer
Sahnedebelirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
bir yer
belirsiz bir yer
Let's go someplace quiet
Sessiz bir yere gidelim
bir yer
belirtilmemiş herhangi bir konum
Let us go someplace quiet
Hadi sessiz bir yere gidelim
sigortalamak
Sahnedebir şeyi veya birini kayıplara karşı sigorta poliçesi ile güvence altına almak
I need to insure my car
Arabamı sigortalamam gerekiyor
garantiye almak
bir şeyi kesinleştirmek veya temin etmek
He tried to insure his success by working hard
Çok çalışarak başarısını garantiye almaya çalıştı
gözden geçirmek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
Please look over the report
Lütfen raporu gözden geçir
incelemek
bir şeyi dikkatle kontrol etmek
The lawyer will look over the contract
Avukat sözleşmeyi inceleyecek
göz gezdirmek
bir şeye hızlıca bakmak
I will look over the notes
Notlara göz gezdireceğim
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek
I will look over your report
Raporunu gözden geçireceğim
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
örnek
Sahnedebaşkaları için model oluşturan mükemmel
He received an award for his exemplary behavior
Örnek davranışı için bir ödül aldı
dikkat etmek
Sahnedebir şeye odaklanarak bakmak veya dinlemek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya önem vermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
dikkat etmek
bir şeyi dikkatle izlemek veya dinlemek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
lahana turşusu
Sahnedefermente edilmiş kıyılmış lahanadan yapılan yiyecek
I ate sausages with sauerkraut
Sosisleri lahana turşusu ile yedim
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
sürü
Sahnedebir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
paket
Sahnedebir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
eşya hazırlamak
Sahnedegezi için eşyaları bavula veya çantaya yerleştirmek
Have you packed your suitcase yet
Bavulunu hazırladın mı
yerleştirmek
eşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
silah taşımak
yanında silah bulundurmak
He used to pack a gun
Eskiden silah taşırdı
doldurmak
bir yeri çok sayıda insanla tıklım tıklım etmek
The fans packed the stadium
Taraftarlar stadyumu doldurdu
apar topar gitmek
bir yeri aceleyle terk etmek
We should pack and leave soon
Yakında apar topar gitmeliyiz
paketlemek
eşyaları seyahat veya saklamak için çantaya veya kutuya yerleştirmek
I need to pack my bag
Çantamı hazırlamam gerekiyor
hazırlamak
eşyaları bir çanta veya bavula yerleştirmek
I need to pack my bag for the trip
Gezi için çantamı hazırlamam gerekiyor
telefonu kapatmak
Sahnedetelefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
biraz
Sahnedeçok az miktarda
It is a mite cold today
Bugün hava biraz soğuk
akar
Sahnedegözle zor görülen küçük bir eklem bacaklı canlı
Dust mites can cause allergies
Toz akarları alerjiye neden olabilir
o her neyse
Sahnedeismi belirtilmeyen veya bilinmeyen şey
Please put away that whatever-it-is
Lütfen o her neyse onu kaldır
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
anlamak
Sahnedebir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
örümcek ağı
Sahnedeörümcek tarafından yapılan yapışkan ağ
There is a cobweb in the corner
Köşede bir örümcek ağı var
örümcek ağıyla kaplamak
ince ipliklerden oluşan bir ağ ile örtmek
The dust cobwebbed the corner
Toz köşeyi örümcek ağlarıyla kapladı
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
dikkat
Sahnedebir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
katılımcı
Sahnedebir toplantı veya etkinliğe giden kişi
Each attendee received a badge
Her katılımcı bir yaka kartı aldı
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
kiralık araç
Sahnedekiralık olan taksi veya araç
He is a cab driver
O bir taksi şoförü
taksi
ücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
Sahnedebir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
ıvır zıvır
Sahnedeözel bir adı olmayan küçük dekoratif nesneler
She has many doodads on her desk
Masasının üzerinde birçok ıvır zıvır var
baş harf
Sahnedebir kişinin isimlerinin ilk harfleri
His initials are J.D.
Onun baş harfleri J.D.
ilk
başlangıçta olan
The initial reaction was surprise
İlk tepki şaşkınlıktı
baş harflerini atmak
bir belgenin üzerine isminin baş harflerini yazmak
Please initial the form here
Lütfen formu buraya baş harflerinizle imzalayın
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
nükleer çanta
nükleer fırlatma kodlarını içeren taşınabilir çanta
The president carries the nuclear football
Başkan nükleer çantayı taşıyor
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I prepare my bag for school
Okul için çantamı hazırlıyorum
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
dansçı
Sahnededans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
yardımsever
Sahnedebaşkalarına yardım etmeye veya onları memnun etmeye istekli
The staff was very accommodating
Personel çok yardımseverdi
yardımcı
başkalarının isteklerini karşılamaya hazır olan
The hotel staff was very accommodating
Otel personeli çok yardımcıydı
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
kaynak
Sahnedebir şeyin bol miktarda sağlandığı kişi veya şey
He is a fountain of knowledge
O bir bilgi kaynağıdır
fıskiye
havaya su püskürten yapı
There is a fountain in the park
Parkta bir fıskiye var
artan
Sahnedemiktar veya derece olarak çoğalan
The price is increasing
Fiyat artıyor
artan
giderek büyüyen veya çoğalan
There is an increasing demand for help
Yardıma yönelik artan bir talep var
final sınavı
Sahnedebir dersin sonundaki sınav
I am studying for my finals
Final sınavlarım için çalışıyorum
finaller
bir yarışmanın veya okul döneminin son aşaması
The students are studying for their finals
Öğrenciler finalleri için çalışıyorlar
finaller
bir yarışmanın son aşaması
They reached the finals of the tournament
Turnuvanın finallerine ulaştılar
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the finals
Takımımız finale ulaştı
et
Sahnedeinsanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
et
insan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
bizzat
birinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
et
deri altındaki yumuşak vücut dokusu
The flesh of the fruit is sweet
Meyvenin eti tatlıdır
yenilemek
Sahnedebir şeyi onarıp veya düzelterek yeni gibi görünmesini sağlamak
They plan to refurbish the old house
Eski evi yenilemeyi planlıyorlar
kruton
Sahnedeçorba veya salata ile servis edilen küçük kızarmış ekmek parçası
I added some croutons to my salad
Salatama biraz kruton ekledim
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
mali
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is having financial problems
Mali sorunlar yaşıyor
finansal
para veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
her kimi
Sahnedeher kim olursa olsun
You can trust whomever you like
İstediğin her kime güvenebilirsin
her kimi
whoever kelimesinin nesne hali
I will interview whomever you send
Gönderdiğin her kimi mülakata alacağım
kimi
who kelimesinin nesne hali
He did not tell me whomever he met
Kimi ile tanıştığını bana söylemedi
çalışkan
Sahnedeher zaman çok çaba sarf eden
He is a hard working student
O çalışkan bir öğrencidir
teslimat
Sahnedemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
konuşma tarzı
bir kişinin topluluk önünde hitabet şekli
His delivery of the speech was excellent
Onun konuşma tarzı harikaydı
saat
saatleri belirtmek için kullanılır
It is five o'clock
Saat beş
saat
günün saatini belirtmek için kullanılır
Classes start at nine oclock
Dersler saat dokuzda başlar
saat
tam saati belirtmek için sayıdan sonra kullanılan ifade
It is ten o'clock
Saat on
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
Orta Çağ'a ait
SahnedeOrta Çağ ile ilgili olan
He studies medieval history
O Orta Çağ tarihini çalışıyor
Orta Çağ'a özgü
Orta Çağ dönemine ait olan
This is a medieval castle
Bu bir Orta Çağ kalesi
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
ilgili
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya bilmek isteyen
I am interested in space
Uzaya ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
ilgili
bir şeyi öğrenme veya tanıma isteği duyma durumu
I have an interested look on my face
Yüzümde ilgili bir ifade var
meraklı
bir şeyi öğrenmeye veya araştırmaya hevesli olma
He is very interested in history
O tarihe çok meraklı
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
Sahnedegeçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
taahhüt
Sahnedeciddi bir söz veya anlaşma
He made a pledge to help
Yardım edeceğine dair söz verdi
elf
Sahnedehikayelerde geçen küçük büyülü kişi
He is a kind elf
O nazik bir elftir
elf
hikayelerde geçen küçük büyülü yaratık
The elf lives in the forest
Elf ormanda yaşar
okul birincisi
Sahnedemezun olan sınıftaki en yüksek not ortalamasına sahip öğrenci
The valedictorian is the student with the best grades
Okul birincisi en iyi notlara sahip öğrencidir
dönem birincisi
Sahnedeokuldan en yüksek dereceyle mezun olan öğrenci
She is the valedictorian of her graduating class
O dönem birincisi olarak mezun oldu
mezuniyet konuşmacısı
Sahnedemezuniyet töreninde konuşma yapan en başarılı öğrenci
The valedictorian delivered a speech at graduation
Mezuniyet konuşmacısı mezuniyet töreninde bir konuşma yaptı
mezuniyet birincisi
Sahnedemezuniyet töreninde konuşma yapan en yüksek not ortalamasına sahip öğrenci
She was the valedictorian of her class
O sınıfının mezuniyet birincisiydi
yan yana
Sahnedebir şeyin hemen yanında
She walked alongside her friend
Arkadaşının yanında yürüdü
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
üzüntü
Sahnedeyaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
yönetme
Sahnedebir şeyi kontrol etme veya onunla ilgilenme
He is handling the situation well
Durumu iyi yönetiyor
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
ikiz kardeş
Sahnedeaynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
ikiz
aynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
kayırmak
Sahnedebirine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
üstün
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha önemli olan
This model is superior
Bu model daha üstün
üst
daha yüksek rütbeli veya yetkili kişi
I need to talk to my superior
Üstümle konuşmam gerekiyor
müsrif
Sahnedegereğinden fazla para harcayan
He has an extravagant lifestyle
Onun müsrif bir yaşam tarzı var
yetersiz
Sahnedeikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
saçma
inandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye karşı olmak
I oppose the new law
Yeni yasaya karşı çıkıyorum
karşı çıkmak
bir şeye veya fikre karşı olmak
They oppose the new plan
Yeni plana karşı çıkıyorlar
karşı çıkmak
bir şeye karşı durmak
I oppose this new rule
Bu yeni kurala karşı çıkıyorum
yardım
Sahnededestek veya yardım sağlayan şey
The organization provided food aid
Kuruluş gıda yardımı sağladı
şu an
Sahnedeşimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
poz verdi
Sahnedevücudu belirli bir şekilde tuttu
The model posed for the picture
Model resim için poz verdi
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
Ivy League
SahnedeABDnin kuzeydoğusundaki sekiz prestijli üniversite grubu
She studies at an Ivy League university
O bir Ivy League üniversitesinde okuyor
seçkin üniversiteler
ABD'deki en prestijli üniversiteler grubu
He dreams of studying at an Ivy League university
Bir Ivy League üniversitesinde okumayı hayal ediyor
prestijli üniversiteler grubu
ABDdeki en iyi ve tanınmış üniversiteler topluluğu
It is a group of prestigious colleges
O prestijli üniversitelerden oluşan bir gruptur
köklü üniversiteler
ABDnin kuzeydoğusundaki saygın eğitim kurumları
He wants to get into the Ivy League
Ivy Leaguee girmek istiyor
prestijli üniversite grubu
Amerika daki en iyi ve tanınmış üniversiteler topluluğu
She wants to attend an Ivy League school
O bir Ivy League okuluna gitmek istiyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi