

Gilmore Girls — 4. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
853 kelime
Seviye
resital
Sahnedetek kişilik müzik dinletisi
She gave a piano recital
Bir piyano resitali verdi
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
ilgi alanı
Sahnedebir durumun veya kişinin dikkat çekme durumu
This project is on my radar
Bu proje benim ilgi alanımda
sezgi
bir şeyi fark etme veya sezme yeteneği
She has a radar for danger
Tehlikeyi sezme konusunda bir yeteneği var
radar
radyo dalgalarını kullanarak nesneleri tespit eden cihaz
The police use radar to check speed
Polis hızı kontrol etmek için radar kullanır
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
Sahnedeevli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
Sahnedebirlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
telsiz
Sahnedekısa mesafelerde konuşmaya yarayan el tipi cihaz
He used a walkie talkie
Telsiz kullandı
hatırlatmak
Sahnedebir anının geri gelmesini sağlamak
This photo might jog your memory
Bu fotoğraf hafızanı canlandırabilir
yavaş koşmak
yavaş ve düzenli bir tempoda koşmak
I jog every morning
Her sabah yavaş koşu yaparım
tarif
Sahnedeyemek hazırlamak için gereken talimatlar
I have a cake recipe
Bir pasta tarifim var
formül
bir sonucun ortaya çıkmasına neden olan yöntem
This is a recipe for success
Bu, başarının formülüdür
tarif
bir yemeğin nasıl hazırlanacağını anlatan talimatlar
I found a new recipe for cake
Yeni bir pasta tarifi buldum
buz gibi
çok düşük sıcaklıkta olan
The water is ice cold
Su buz gibi
buz gibi
çok soğuk olan
I want an ice cold drink
Buz gibi bir içecek istiyorum
şanssız
özellikle kumar oyunlarında hiç şansı olmayan
I have been ice-cold at cards all night
Bütün gece iskambil oyunlarında çok şanssızdım
bagel
Sahnedeortası delik yuvarlak bir ekmek çeşidi
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bagel yedim
bagel
Sahnedeortası delik yuvarlak bir ekmek çeşidi
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bir bagel yedim
simit
ortasında delik bulunan halka şeklinde bir ekmek
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bir simit yedim
üzücü
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettiren
The news was very upsetting
Haber çok üzücüydü
sinir bozucu
birini kızdıran veya rahatsız eden
His rude behavior is upsetting
Onun kaba davranışı sinir bozucu
akmak
Sahnedesabit ve pürüzsüz bir şekilde hareket etmek
The river flows into the sea
Nehir denize akar
Akış
bir etkinliğe tamamen odaklanıp keyif alınan ruh hali
She was in a state of flow while painting
Resim yaparken akış halindeydi
adet kanaması
kadınların regl döneminde vücudundan dışarı çıkan kan
She experienced a heavy flow
Yoğun bir adet kanaması yaşadı
merdiven
Sahnedebina içindeki basamaklar dizisi
The staircase is made of wood
Merdiven ahşaptan yapılmış
teşekkür etme
Sahnedebirine bir şey için minnettar olduğunu ifade etmek
I am thanking him for his help
Ona yardımı için teşekkür ediyorum
teşekkür etme
birine minnettarlık gösterme eylemi
I am thanking him for his help
Ona yardımı için teşekkür ediyorum
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
dil edinimi
Sahnedebir dilin öğrenilmesi süreci
Language acquisition is a natural process for children
Dil edinimi çocuklar için doğal bir süreçtir
üzerinde bulundurmak
Sahnedebir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
cee-ee
Sahnedeyüzünü gizleyip sonra tekrar gösterme oyunu
The baby loves playing peekaboo
Bebek cee-ee oynamayı çok seviyor
herhangi bir zamanda
Sahnedeherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen herhangi bir an
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
kötü bir şekilde
Sahnedeyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
çok
çok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
başarılı
Sahnedeistenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
başarılı
iyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonucu elde eden
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
çürüyen
Sahnedeorganik maddelerin bozulması veya parçalara ayrılması
The smell came from the decomposing leaves
Koku çürüyen yapraklardan geliyordu
reddetmek
Sahnedebir şeyin önemli olmadığına karar vermek
He dismissed my idea
Fikrimi reddetti
serbest bırakmak
birine gidebileceğini söylemek
The teacher dismissed the class
Öğretmen sınıfı serbest bıraktı
kovmak
birine artık orada kalamayacağını söylemek
The manager dismissed the worker
Müdür işçiyi kovdu
işten çıkarmak
birinin görevine son vermek
The company decided to dismiss him
Şirket onu işten çıkarmaya karar verdi
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
müdavim
Sahnedebir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
normal
alışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
kısıtlamak
Sahnedebir şeyin miktarını kontrol etmek veya sınırlamak
The government had to ration food during the war
Hükümet savaş sırasında gıdayı kısıtlamak zorunda kaldı
tayın
bir kişiye verilen belirli miktarda yiyecek
The soldiers received their daily ration
Askerler günlük tayınlarını aldılar
üçlü
Sahnedeüç parçadan oluşan grup
This pack comes in a triple set
Bu paket üçlü set halinde geliyor
üç katı
üç kat miktarında olan
The price is now triple
Fiyat şimdi üç katı
üçlü
üç parçadan oluşan
He ordered a triple espresso
Üçlü espresso sipariş etti
üç katına çıkarmak
bir şeyi üç katına ulaştırmak
The company wants to triple its sales
Şirket satışlarını üç katına çıkarmak istiyor
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ayırt etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
söylemek
birine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
çalılar
Sahnedeçok dallı kısa boylu bitkiler
The dog is hiding in the bushes
Köpek çalılarda saklanıyor
çalılar
çok dallı kısa ve yoğun bitkiler
We hid behind the bushes
Çalıların arkasına saklandık
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
tebeşirle yazmak
Sahnedetebeşir kullanarak bir yere yazı veya şekil çizmek
Please chalk your name on the board
Lütfen tahtaya tebeşirle ismini yaz
tebeşir
kara tahtaya yazmak için kullanılan yumuşak çubuk
The teacher used chalk to write on the board
Öğretmen tahtaya yazmak için tebeşir kullandı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
tamamen
Sahnedeeksiksiz ve detaylı bir şekilde
Wash your hands thoroughly
Ellerinizi iyice yıkayın
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
dönüşmek
Sahnedebir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
bıçak
Sahnedekesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
bıçak
bir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
çöp
Sahnedeatık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
bozguna uğratmak
bir yarışmada veya oyunda birini tamamen yenmek
Our team trashed them in the final game
Takımımız final maçında onları bozguna uğrattı
aşırı sarhoş
çok sarhoş
He got completely trashed at the party
Partide aşırı sarhoştu
mahvolmuş
kötü bir şekilde zarar görmüş veya çok dağınık hale gelmiş
The room was trashed after the party
Oda partiden sonra mahvolmuştu
çöp
istenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
hayatlar
Sahnededoğum ile ölüm arasındaki süreler
They have happy lives
Mutlu hayatları var
yaşamak
hayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
insanlar
yaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
She lives in London
O Londra'da yaşıyor
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
bir ağız dolusu
Sahnedeağzı dolduran miktar
He took a mouthful of food
Bir ağız dolusu yemek aldı
spagetti
Sahnedeuzun ve ince bir makarna türü
I love spaghetti
Spagettiyi çok severim
yemekhane
Sahnedeyemeklerin servis edildiği büyük oda
I eat lunch in the dining hall
Öğle yemeğini yemekhanede yerim
yemekhane
insanların topluca yemek yediği büyük oda
The school has a big dining hall
Okulun büyük bir yemekhanesi var
yemek salonu
insanların yemek yedikleri yer
They gathered in the dining hall
Yemek salonunda toplandılar
yemekhane
insanların birlikte yemek yediği büyük oda
Students eat in the dining hall
Öğrenciler yemekhanede yemek yerler
takma ad
Sahnedegerçek ismin yerine kullanılan isim
My nickname is Sam
Takma adım Sam
lakap
birine verilen samimi veya komik isim
He has a funny nickname
Onun komik bir lakabı var
lakap takmak
birine gerçek adının yerine kullanılan samimi bir isim vermek
They nicknamed him Slim
Ona Slim lakabını taktılar
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
etkileyici görünümlü
Sahnedegüçlü ve olumlu bir izlenim bırakan dış görünüme sahip
They have an impressive-looking office
Onların etkileyici görünümlü bir ofisi var
gözaltına almak
bir kişiyi suç şüphesiyle polis merkezine götürmek
The police ran him in for questioning
Polis onu sorgulamak için gözaltına aldı
alıştırmak
yeni bir makineyi düzgün çalışması için başlangıçta yavaş kullanmak
You should run in the new car engine carefully
Yeni araba motorunu dikkatli bir şekilde alıştırmalısın
tartışma
biriyle yaşanan anlaşmazlık veya kavga
He had a run in with the police
Polisle bir tartışma yaşadı
tartışma
genellikle nahoş geçen beklenmedik bir karşılaşma veya anlaşmazlık
He had a run-in with the police
Polisle bir tartışma yaşadı
kalıtsal olmak
bir grup veya aile üyeleri arasında ortak bir özellik olmak
Blue eyes run in their family
Ailelerinde mavi göz kalıtsaldır
muhabbet kuşu
Sahnedeevde beslenen küçük ve renkli bir kuş türü
I have a green parakeet
Yeşil bir muhabbet kuşum var
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
Sahnedeşık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanç verici
birini mahcup veya huzursuz hissettiren durum
It was an embarrassing moment
Bu utanç verici bir andı
mahcup
kendini çekingen veya huzursuz hissetme hali
I felt embarrassing when I tripped
Takılıp düştüğümde mahcup hissettim
bayat
Sahnedeartık taze olmayan
The bread is stale
Ekmek bayat
yavaşlatmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşme hızını düşürmek
Lack of rain can retard plant growth
Yağmur eksikliği bitki büyümesini yavaşlatabilir
gerizekalı
birine hakaret etmek için kullanılan aşağılayıcı ifade
He called his friend a retard
Arkadaşına gerizekalı dedi
gecikme
bir şeyin geç gerçekleşmesi durumu
The retard in the schedule caused problems
Programdaki gecikme sorunlara yol açtı
irtibatı kesilmiş
Sahnedebir kişiyle iletişimi kalmamış olan
I have been out of touch with my friends
Arkadaşlarımla irtibatım kesilmiş
habersiz
güncel gelişmelerden habersiz olma durumu
He is out of touch with current events
O güncel olaylardan habersiz
gerçeklerden kopuk
güncel olaylardan veya gerçeklerden habersiz olan
His ideas are out of touch with reality
Onun fikirleri gerçeklerden kopuk
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
hakaret edici
Sahnedebirini küçük düşürmeye yönelik
He made an insulting remark
Hakaret edici bir yorum yaptı
saygısız
kaba ve onur kırıcı olan
Your tone is very insulting
Ses tonun çok saygısız
aşağılayıcı
birine karşı saldırgan veya kırıcı olan
That was an insulting comment
O aşağılayıcı bir yorumdu
aşağılayıcı
birini rahatsız eden veya gücendiren kaba tavır
Her words were very insulting
Sözleri çok aşağılayıcıydı
eksiklik
Sahnedebir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
ölmek
Sahnedeyaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
işbirliğine yanaşmayan
Sahnedebaşkalarıyla çalışmaya veya yardım etmeye istekli olmayan
The student was uncooperative during the lesson
Öğrenci ders sırasında işbirliğine yanaşmıyordu
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
Sahnedesavaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
gerekçelendirmek
Sahnedebir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı