

Gilmore Girls — 4. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
673 kelime
Seviye
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
kendinde değil
Sahnedene olduğunu fark etmeyen veya bilinci yerinde olmayan
I am a bit out of it today
Bugün biraz kendimde değilim
içinden çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Take the money out of it
Parayı içinden çıkar
dışlanmış
bir durumun veya grubun dışında kalmış
She feels out of it today
Bugün kendini dışlanmış hissediyor
boya
Sahnedeyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
boyamak
bir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
müşteri
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
müşteri
mal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
hava şartları
Sahnededışarıdaki yağmur ve rüzgar gibi hava koşulları
They were exposed to the elements all night
Gece boyunca hava şartlarına maruz kaldılar
element
kimyasal olarak daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Oxygen and gold are chemical elements
Oksijen ve altın kimyasal elementlerdir
unsurlar
bir şeyin temel parçaları
Success depends on several elements
Başarı birkaç unsura bağlıdır
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
balayı
Sahnedeçiftlerin düğünlerinden sonra çıktıkları tatil
They went to Italy for their honeymoon
Balayı için İtalya'ya gittiler
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
işi bitirmiş
Sahnedezor bir işi başarıyla tamamlamış olmak
Once we finish this part we are home free
Bu kısmı bitirdiğimizde işi tamamlamış olacağız
bilmece
Sahnedekafa karıştıran veya zor anlaşılan şey
This puzzle is a real scratcher
Bu bulmaca gerçekten kafa karıştırıcı
kazı kazan
kazandığınızı görmek için üzerini kazıdığınız bilet
I bought a scratcher at the store
Marketten bir kazı kazan aldım
kaşıyıcı
kaşıntıyı gidermek için kullanılan alet
He used a back scratcher for his back
Sırtı için bir kaşıyıcı kullandı
korkutucu
Sahnedekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya son bir nokta eklemek için kullanılır
Anyhow, I must go now
Neyse, artık gitmeliyim
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
haklarını elinden almak
Sahnedebirinin haklarını özellikle oy kullanma hakkını elinden almak
The new law will disenfranchise many voters
Yeni yasa birçok seçmenin oy hakkını elinden alacak
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmak
dünyaya gelmek
The baby was born yesterday
Bebek dün doğdu
ortaya çıkmak
var olmaya başlamak
A new idea was born
Yeni bir fikir ortaya çıktı
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
barınak
Sahnedekötü hava koşullarından koruyan yapı
They built a shelter to sleep in at night
Gece uyumak için bir barınak yaptılar
barındırmak
birini tehlikelerden korumak
They sheltered the refugees during the storm
Fırtına sırasında mültecileri barındırdılar
barınak
tehlikeden veya kötü havadan koruyan yer
We found shelter from the rain
Yağmurdan korunacak bir barınak bulduk
sığınak
koruma veya geçici bir ev sağlayan yer
They went to a shelter for safety
Güvenlik için bir sığınağa gittiler
üretici
Sahnedebir şeyi yapan kişi veya şey
He is a candle maker
O bir mum üreticisidir
makine
bir şeyi yapan araç veya makine
I bought a coffee maker
Bir kahve makinesi aldım
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
olasılık
Sahnedegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
olasılık
gerçekleşmesi veya yapılması mümkün olan durumlar
We are considering every possibility
Her olasılığı değerlendiriyoruz
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
raketbol
Sahnedebir kortta raket ve topla oynanan oyun
He plays racquetball
O raketbol oynar
gözden geçirmek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
Please look over the report
Lütfen raporu gözden geçir
incelemek
bir şeyi dikkatle kontrol etmek
The lawyer will look over the contract
Avukat sözleşmeyi inceleyecek
göz gezdirmek
bir şeye hızlıca bakmak
I will look over the notes
Notlara göz gezdireceğim
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek
I will look over your report
Raporunu gözden geçireceğim
dik dik bakma
Sahnedebir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
She is staring at the painting
O tabloya dik dik bakıyor
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
berbat
Sahnedeçok düşük kalitede olan
The service at that restaurant was crappy
O restorandaki servis berbattı
berbat
çok kötü veya kalitesiz
This is a crappy movie
Bu berbat bir film
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
içeride kalmak
Sahnededışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
kalmak
Sahnedebir süre için bir yerde yaşamak
I am staying in London for a month
Bir ay boyunca Londra'da kalıyorum
yerinde kalmak
bulunduğu yeri terk etmemek
Please stay in your seats until the plane stops
Uçak durana kadar lütfen yerlerinizde kalınız
evde kalmak
dışarı çıkmayıp bulunulan yerde durmak
I prefer to stay in on rainy days
Yağmurlu günlerde evde kalmayı tercih ederim
evde kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
evde kalmak
bir yerden ayrılmamak
I prefer to stay in today
Bugün evde kalmayı tercih ediyorum
ters tepmek
Sahnedeamaçlananın aksine bir sonuç doğurmak
The plan backfired
Plan ters tepti
egzoz patlaması yapmak
motorlu bir taşıtın egzozundan aniden yüksek sesli patlama sesi çıkması
The old car began to backfire
Eski araba egzoz patlatmaya başladı
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
dikmek
Sahnedeiplikle birleştirmek
I can sew a button
Bir düğme dikebilirim
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
önyargı
Sahnedebir şeye karşı duyulan haksız eğilim veya peşin hüküm
He has a bias against new ideas
Yeni fikirlere karşı bir önyargısı var
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
sirke
Sahnedeyemeklerde kullanılan ekşi bir sıvı
I add vinegar to the salad
Salataya sirke eklerim
işsiz
Sahnedebir işi olmayan
He is currently unemployed
O şu anda işsiz
işsiz
işi olmayan insanlar
Many unemployed people are looking for jobs
Birçok işsiz insan iş arıyor
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
çöp
Sahnedeatık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
bozguna uğratmak
bir yarışmada veya oyunda birini tamamen yenmek
Our team trashed them in the final game
Takımımız final maçında onları bozguna uğrattı
aşırı sarhoş
çok sarhoş
He got completely trashed at the party
Partide aşırı sarhoştu
mahvolmuş
kötü bir şekilde zarar görmüş veya çok dağınık hale gelmiş
The room was trashed after the party
Oda partiden sonra mahvolmuştu
çöp
istenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kafes
Sahnedebitkilerin tırmanması için kullanılan destek çerçevesi
The roses grew on the trellis
Güller kafesin üzerinde büyüdü
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
lezzetli yiyecek
Sahnedetatlı bir yiyecek veya küçük bir hediye
She bought some goodies for the party
Parti için bazı lezzetli yiyecekler aldı
en güzel
Sahnedegörünüşü en hoş olan
She is the prettiest girl in the class
Sınıftaki en güzel kız o
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
belirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
pala
Sahnedebitkileri veya odunu kesmek için kullanılan büyük ve ağır bir bıçak
He used a machete to clear the path
Yolu açmak için pala kullandı
yurt
Sahnedeöğrencilerin kaldığı bina
I live in a dorm
Bir yurtta kalıyorum
yurt
Sahnedeöğrencilerin okulda kaldığı yer
He lives in a dorm at the university
O üniversitedeki bir yurtta kalıyor
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
tartışmak
farklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
Sahnederahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
Sahnedebir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
fırınlamak
Sahnedegıdayı fırında veya ateş üzerinde pişirmek
I will roast a chicken for dinner
Akşam yemeği için tavuk kızartacağım
alay töreni
bir konuğun şakalarla eleştirildiği eğlence etkinliği
The actor was the subject of a roast
Oyuncu bir alay töreninin konusu oldu
kavrulmak
çok sıcak bir ortamda bulunmak
It is roasting in this room
Bu odada kavruluyoruz
kavrulmuş
ateşte pişirilerek rengi koyulaşmış kahve çekirdeği
I prefer dark roast coffee
Koyu kavrulmuş kahveyi tercih ederim
çiçekler
Sahnedebir bitkinin renkli kısmı
I love red flowers
Kırmızı çiçekleri severim
çiçek
bitkinin renkli ve güzel kokulu kısmı
She bought some fresh flowers
O taze çiçekler satın aldı
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum