

Gilmore Girls — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
779 kelime
Seviye
muhtaç
Sahnedebaşka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
çaresiz
umudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
ortaklaşa
Sahnedebir grup insanla paylaşılan bir şekilde
They cook and eat communally
Yemekleri ortaklaşa pişirip yiyorlar
roman
Sahnedeuzun, kurgusal bir hikaye anlatan kitap
I am reading a novel
Bir roman okuyorum
yeni
Sahnededaha önce var olmayan
This is a novel way to solve the problem
Bu sorunu çözmenin yeni bir yolu
mahvolmuş
Sahnedeciddi şekilde zarar görmüş veya çok dağınık olan
The room was completely trashed after the party
Parti sonrası oda tamamen mahvolmuştu
çok sarhoş
aşırı sarhoş olmuş
He got trashed at the party
Partide çok sarhoş oldu
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
Sahnedebilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
atlatmak
Sahnedebir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
geçmek
bir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
aşmak
fiziksel bir engelin üzerinden geçmek veya tırmanmak
He had to get over the wall
Duvarı aşması gerekiyordu
kandırmak
birini aldatmak veya yanıltmak
He tried to get over on me
Beni kandırmaya çalıştı
uygulanabilir
Sahnedebaşarılı olması veya uygulanması mümkün olan
This is a viable plan
Bu uygulanabilir bir plan
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
birdenbire
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
He opened the door and bammo the party started
Kapıyı açtı ve birdenbire parti başladı
sallanmak
Sahnedebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
savurmak
birine veya bir şeye vurmak için bir şeyi kuvvetlice hareket ettirmek
He swung his bat at the ball
Sopasını topa doğru savurdu
ayarlamak
bir şeyi ayarlamayı veya yapmayı başarmak
I can swing a meeting for Friday
Cuma günü için bir toplantı ayarlayabilirim
deneme
bir şeyi yapmaya çalışma çabası
He took a swing at the problem
Sorunu çözmek için bir deneme yaptı
yedek oyuncu
bir gösteride birden fazla rolü üstlenen oyuncu
The swing covered three roles tonight
Yedek oyuncu bu gece üç rolü üstlendi
etkilemek
bir durumun sonucunu değiştirmek
He tried to swing the vote
Oyların yönünü değiştirmeye çalıştı
işe yaramak
Sahnedeistenen sonucu vermek
A little extra salt should do the trick
Biraz fazladan tuz işe yarayacaktır
sigorta şirketi
Sahnedekayıp veya hasara karşı finansal koruma sağlayan kurum
I contacted the insurance company about the damage
Hasar hakkında sigorta şirketiyle iletişime geçtim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
toparlanmak
Sahnedeseyahat veya depolama için eşyaları kutulara yerleştirmek
It is time to pack up our things
Eşyalarımızı toplama vakti geldi
toplamak
eşyaları saklamak veya taşımak için kutulara veya çantalara koymak
Please pack up your things
Lütfen eşyalarını topla
toparlanıp gitmek
bir yeri terk etmek veya bir etkinliği bitirmek
We should pack up and go home
Toparlanıp eve gitmeliyiz
toparlamak
eşyaları depolamak veya taşımak için kutulara yerleştirmek
We need to pack up our things before moving
Taşınmadan önce eşyalarımızı toparlamamız gerekiyor
çam
Sahnedeiğne yapraklı ve her mevsim yeşil kalan uzun bir ağaç
There are many pine trees in the forest
Ormanda birçok çam ağacı var
arzulamak
bir şeyi şiddetle istemek
He pines for success
O başarıyı arzuluyor
hasret çekmek
birini veya bir şeyi çok özlemek
The dog pines for its owner
Köpek sahibine hasret çekiyor
evi boşaltmak
Sahnedebir yerde yaşamayı bırakmak
He moved out of the apartment
Apartman dairesinden taşındı
taşınmak
yaşanılan bir yerden ayrılmak
We have to move out of the apartment today
Bugün daireden taşınmak zorundayız
taşınmak
yaşadığın bir yeri terk etmek
I will move out next week
Gelecek hafta taşınacağım
taşınmak
yaşadığı evden ayrılıp başka bir yere yerleşmek
They decided to move out of the apartment
Daireden taşınmaya karar verdiler
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
giyinmek
Sahnedeüstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
iyi geçinmek
Sahnedebiriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my neighbors
Komşularımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
birisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my sister
Kız kardeşimle iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my coworkers
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça bir ilişki içinde olmak
I get along with my brother
Erkek kardeşimle iyi geçinirim
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
bıkkın
Sahnedebir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
hasta
kendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
iletişimsiz
Sahnedeiletişim kurulması veya ulaşılması imkansız olan
He was incommunicado for a week
Bir hafta boyunca iletişimsizdi
enginar
Sahnedeyaprakları olan yeşil bir sebze
I love eating artichokes
Enginar yemeyi severim
Kıskançlık
Sahnedebaşkasının sahip olduğu şeylere sahip olma isteğinden doğan mutsuzluk veya öfke hissi
He could not hide his jealousy of his friend
Arkadaşına duyduğu kıskançlığı gizleyemedi
kıskançlık
başkasının sahip olduğu şeye sahip olma isteği
Jealousy can ruin a friendship
Kıskançlık bir arkadaşlığı bozabilir
kıskançlık
birinin istediğiniz bir şeye sahip olması nedeniyle duyulan kızgınlık veya mutsuzluk hissi
He looked at his friend's car with jealousy
Arkadaşının arabasına kıskançlıkla baktı
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
Sahnedebir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
talep etmek
Sahnedebir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
böbrek
Sahnedekanı süzmeye yarayan organ
The kidney filters blood
Böbrek kanı süzer
tartmak
Sahnedebir şeyi dikkatlice düşünmek
I need to weigh my options
Seçeneklerimi tartmam gerekiyor
tartmak
bir şeyin ağırlığını ölçmek
Please weigh the fruit
Lütfen meyveyi tart
ağırlığında olmak
belirli bir ağırlığa sahip olmak
This box weighs five kilos
Bu kutu beş kilo ağırlığında
cruller
Sahnedegenellikle burgulu olan tatlı bir kızarmış hamur işi
I bought a cruller from the bakery
Fırından bir cruller aldım
çiğnemek
Sahnedebir şeyi dişlerle ezmek
Chew your food well
Yemeğini iyi çiğne
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
çiğnemek
dişleri kullanarak yiyeceği parçalara ayırmak
You should chew your food well
Yemeğini iyi çiğnemelisin
infial
Sahnedeaşırı öfke veya şaşkınlık hissi
The news caused public outrage
Haberler halkta infial yarattı
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
antep fıstığı
Sahnedeküçük yeşil yenilebilir bir kuruyemiş
I like pistachio ice cream
Antep fıstıklı dondurmayı severim
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
Sahnedeevli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
kilidini açmak
Sahnedekilitli bir kapıyı veya kabı açmak
I unlock the door
Kapının kilidini açıyorum
kilidini açmak
bir şeyi kullanılabilir veya ulaşılabilir hale getirmek
You can unlock new features in the game
Oyunda yeni özelliklerin kilidini açabilirsin
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suyun içinde hareket etmek
I like to swim
Yüzmeyi severim
başarmak
bir işte ayakta kalmak veya başarılı olmak
The new business will swim
Yeni iş başarılı olacak
yüzmek
vücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
I like to swim in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yüzme dersi
suda hareket etmeyi öğrenmek için yapılan çalışma
I am going to my swim lesson
Yüzme dersime gidiyorum
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
Sahnedebir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
bakmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin iyi olduğundan emin olmak
I check on my plants every day
Her gün bitkilerime bakarım
kontrol etmek
birinin veya bir şeyin iyi olup olmadığını görmek için bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
kontrol etmek
birinin iyi olup olmadığını anlamak için ziyaret etmek
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
kontrol etmek
birinin iyi olup olmadığını anlamak için ona bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
gözlemek
bir şeyin durumunu anlamak için onu incelemek
I check on the progress of the project
Projenin ilerleyişini gözlüyorum
mekan
Sahnedebir restoran veya yer için kullanılan gayriresmi sözcük
This burger joint is great
Bu burger mekanı harika
joint
marihuana ile doldurulmuş sigara
He smoked a joint
Bir joint içti
ortak
iki veya daha fazla kişi tarafından birlikte kullanılan
They have a joint bank account
Ortak bir banka hesapları var
eklem
iki parçanın birbirine bağlandığı yer
He injured his knee joint while running
Koşarken diz eklemini incitti
tatmak
Sahnedekalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
gıcırtı
Sahnedekısa ve tiz bir ses
The mouse made a squeak
Fare bir gıcırtı çıkardı
gıcırdamak
kısa ve tiz bir ses çıkarmak
The door began to squeak
Kapı gıcırdamaya başladı
ritim
Sahnedemüzikteki güçlü ve keyifli ritim
The song has a great groove
Şarkının harika bir ritmi var
oluk
bir yüzey üzerindeki uzun ve dar kesik
The wheel fits in the groove
Tekerlek oluğa oturuyor
ritme kapılmak
müzikle ritmik bir şekilde hareket etmek
They started to groove to the music
Müziğin ritmine kapılmaya başladılar
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
sülük
Sahnedediğer hayvanların kanını emen bir canlı
The leech is sucking blood
Sülük kan emiyor
sömürmek
başkalarından karşılık vermeden faydalanmak
He is leeching off his wealthy friend
Zengin arkadaşını sömürüyor
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
lobi
Sahnedebir binanın girişindeki geniş açık alan
We waited in the hotel lobby
Otel lobisinde bekledik
lobi yapmak
politikacıları veya yetkilileri etkilemeye çalışmak
They lobbied the government for a new law
Yeni bir yasa için hükümete lobi yaptılar
baskı grubu
hükümet kararlarını etkilemeye çalışan insanlar
They formed a lobby to change the law
Yasayı değiştirmek için bir lobi oluşturdular
sorumlu
Sahnedeyaptıkları hakkında hesap vermekle yükümlü olan
You are accountable for your actions
Davranışlarından sorumlusun
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
Bloody Mary
Sahnededomates suyu ve votka ile yapılan bir kokteyl
I would like a Bloody Mary
Bir Bloody Mary istiyorum
brunch
Sahnedekahvaltı ve öğle yemeğinin birleşimi olan geç sabah yemeği
Let's have brunch on Sunday
Pazar günü brunch yapalım
brunch
kahvaltı ve öğle yemeğinin birleşimi olan geç öğün
We will brunch at the cafe
Kafede brunch yapacağız
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
şiddetle istemek
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde istemek
I crave chocolate
Canım çok çikolata çekiyor
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
planlamak
Sahnedebir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work out this problem
Bu sorunu çözebiliriz
ispiyonlamak
Sahnedebirini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
hain
birine ihanet eden kimse
He is a rat who betrayed his friend
O arkadaşına ihanet eden bir hain
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
emmek
Sahnedebir şeyi ağızda tutup dudaklarla çekmek
She likes to suck on a candy
O bir şeker emmeyi sever