

Gilmore Girls — 5. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
794 kelime
Seviye
günlük
Sahnedekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
ciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kutlamak
Sahnedeönemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
kutlamak
özel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
kararsız
Sahnedeiki seçenek arasında karar veremeyen
I am torn between the two options
İki seçenek arasında kararsızım
yırtılmış
parçalanarak zarar görmüş
His shirt is torn
Gömleği yırtılmış
yırtık
çekilerek parçalanmış olan
His shirt is torn
Gömleği yırtık
mezun olunan okul
Sahnedekişinin mezun olduğu okul veya üniversite
I visited my alma mater last month
Geçen ay mezun olduğum okulu ziyaret ettim
saf olmayan
Sahnedetemiz veya saf olmayan
The water in the river is impure
Nehirdeki su saf değil
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
iyi gelmek
Sahnedebirinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
uymak
Sahnedebir şeye uygun veya tutarlı olmak
The evidence matches the facts
Kanıtlar gerçeklere uyuyor
aynı fikirde olmak
biriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
katılmak
birinin düşüncesini kabul etmek
I support your idea
Fikrine katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı doğrultuda olmak
We are in accord with the decision
Karar konusunda hemfikiriz
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
onaylamak
birinin düşüncesini doğrulamak
She endorses the report
Raporu onaylıyor
aynı görüşü paylaşmak
bir başkasıyla aynı perspektife sahip olmak
I share his perspective
Onun bakış açısını paylaşıyorum
benzer düşünmek
birisi gibi düşünceye sahip olmak
They think the same as us
Bizim yaklaşımımız gibi benzer düşünüyorlar
mutabık kalmak
bir konuda ortak karara varmak
Both sides reached a consensus on the terms
İki taraf da şartlar üzerinde mutabık kaldı
desteklemek
birinin fikrini savunmak
I support his choice
Onun seçimini destekliyorum
fikir birliğine varmak
bir konu üzerinde birleşmek
We achieved a consensus on the final outcome
Sonuç konusunda fikir birliğine vardık
aynı fikirde olmak
birisiyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with your idea
Senin fikrinle aynı fikirdeyim
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle aynı fikirdeyim
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
sahil
Sahnededenizin yanındaki kara parçası
We walked along the coast
Sahil boyunca yürüdük
zahmetsizce ilerlemek
çok çaba sarf etmeden yol almak
The bike coasted down the hill
Bisiklet yokuş aşağı zahmetsizce ilerledi
gidiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
demek
bir şeyin içeriğini veya sesini ifade etmek
That is how the story goes
Hikaye böyle diyor
olmakta olan
şu anda gerçekleşen
What is going on here
Burada neler oluyor
başlamak
bir işe girişmek veya devam etmek
I am going on with my work
İşimle devam ediyorum
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
His going was very sudden
Onun gidişi çok aniydi
gitme
bir yerden ayrılma eylemi
I am going home now
Şimdi eve gidiyorum
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme durumu
The going was slow on the muddy road
Çamurlu yolda gidiş yavaştı
gazetecilikle ilgili
Sahnedehaber raporlamasıyla ilgili
She has great journalistic skills
Onun harika gazetecilik becerileri var
gazete
Sahnedegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
spor salonu
Sahnedekapalı spor aktiviteleri için kullanılan büyük oda veya bina
Students exercise in the gymnasium
Öğrenciler spor salonunda egzersiz yapıyor
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
ahır
Sahnedeatların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
stabil
değişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
grup
birlikte tutulan kişi veya nesneler topluluğu
The actor is part of the studio stable
Oyuncu stüdyo grubunun bir parçası
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
pelerin
Sahnedeomuzlardan sarkan kolları olmayan bol dış giysi
The hero wore a red cape
Kahraman kırmızı bir pelerin takıyordu
pelerin
omuzların üzerine giyilen bir giysi
The superhero wears a red cape
Süper kahraman kırmızı bir pelerin takıyor
burun
denize doğru uzanan dar kara parçası
The ship sailed around the cape
Gemi burnun etrafından dolaştı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
çıkış
Sahnedebir yerden ayrılmak için kullanılan yol veya kapı
Where is the way out
Çıkış nerede
çıkış yolu
zor bir durumdan kurtulma yöntemi
He is looking for a way out of this problem
Bu sorundan bir çıkış yolu arıyor
çıkış yolu
zor bir durumdan kurtulma yöntemi
There must be a way out of this mess
Bu karmaşadan kurtulmanın bir çıkış yolu olmalı
sıra dışı
normalin veya alışılmışın çok dışında
His ideas are way out
Onun fikirleri çok sıra dışı
içermek
Sahnedebir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
kontrol altına almak
bir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
haysiyet
Sahnedesaygıya değer olma durumu
Everyone should be treated with dignity
Herkes haysiyetle muamele görmelidir
itibar
yüksek bir sosyal veya resmi konum
The role carries great dignity
Bu rol büyük bir itibar taşır
olağanüstü
Sahnedeçok yüksek bir derecede
He is an exceptionally talented musician
O olağanüstü yetenekli bir müzisyen
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
bir gün
Sahnedegelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
doğal
Sahnededoğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
oyun
Sahnedesahnede veya ekranda sergilenen hikaye
I saw a new drama
Yeni bir oyun izledim
olay
heyecanlı veya sıkıntılı durum
There is too much drama at work
İşte çok fazla olay var
iskelet
Sahnedevücudun içindeki kemik yapısı
The human skeleton has 206 bones
İnsan iskeleti 206 kemiğe sahiptir
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
jeolojik
Sahnedeyerin fiziksel yapısı ve maddeleriyle ilgili
This area has interesting geological features
Bu bölgenin ilginç jeolojik özellikleri var
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
takdir edilmemiş
Sahnedeyaptığı şeyler için teşekkür almamış veya değeri bilinmemiş
He felt unappreciated for his hard work
Sıkı çalışması için takdir edilmediğini hissetti
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
gardırop
Sahnedebir kişinin sahip olduğu tüm kıyafetler
She updated her winter wardrobe
Kışlık gardırobunu yeniledi
gardırop
kıyafetlerin asıldığı yüksek bir mobilya
Put your clothes in the wardrobe
Kıyafetlerini gardıroba koy
tek gecelik ilişki
Sahnedesadece bir gece süren cinsel birliktelik
They had a one night stand after meeting at the bar
Barda tanıştıktan sonra tek gecelik bir ilişki yaşadılar
tek gecelik ilişki
kısa süren romantik veya cinsel ilişki
It was just a one night stand
Bu sadece tek gecelik bir ilişkiydi
tek gecelik ilişki
sadece tek bir gece süren cinsel ilişki
They had a one night stand
Tek gecelik bir ilişki yaşadılar
tek gecelik ilişki
yalnızca bir geceyle sınırlı cinsel birliktelik
He doesn't want a one night stand
Tek gecelik bir ilişki istemiyor
tek gecelik beraberlik
devam etme planı olmayan cinsel beraberlik
I am not looking for a one night stand
Tek gecelik bir beraberlik aramıyorum
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
Sahnedebir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a swell idea
Bu harika bir fikir
şişmek
büyümek veya şişmek
My ankle began to swell
Ayak bileğim şişmeye başladı
artış
miktar veya yoğunluktaki kademeli yükseliş
The crowd began to swell
Kalabalık artmaya başladı
birinci elden
kişisel deneyimle elde edilen
I have first hand experience of the war
Savaş hakkında birinci elden deneyimim var
ilk elden
başkalarından değil bizzat kendi deneyiminden edinilen
I have first-hand experience with this job
Bu iş hakkında ilk elden deneyimim var
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
yapıştırma
Sahnedeyapıştırıcı kullanarak bir şeyi diğerine tutturmak
I am gluing the paper to the cardboard
Kâğıdı kartona yapıştırıyorum
palyaço
Sahnedeinsanları güldürmek için renkli giysiler ve makyaj giyen sanatçı
The clown made the children laugh
Palyaço çocukları güldürdü
soytarı
aptalca veya komik davranışlarda bulunan kimse
Stop acting like a clown
Bir soytarı gibi davranmayı bırak
palyaço
komik kıyafetler giyen ve insanları güldüren kişi
The clown made everyone laugh at the party
Palyaço partide herkesi güldürdü
sadede gelmek
Sahnedegereksiz ayrıntıları atlayıp konunun en önemli kısmına gelmek
Please cut to the chase
Lütfen sadede gel
sadede gelmek
önemsiz detayları atlayıp asıl konuya geçmek
Please cut to the chase
Lütfen sadede gel
düzenlemek
Sahnedeşeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
küçük kopyası
birine çok benzeyen veya onun gibi davranan kişi
She is her mother's mini me
O annesinin küçük kopyası
küçük kopyası
birine çok benzeyen kimse
He is a mini-me of his father
O babasının küçük bir kopyası
şifon
Sahnedehafif ve ince dokumalı bir kumaş türü
She wore a dress made of chiffon
Şifondan yapılmış bir elbise giyiyordu
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
greyfurt
Sahnedebüyük, sarı renkli bir narenciye meyvesi
I eat grapefruit for breakfast
Kahvaltıda greyfurt yerim
daire
Sahnedemülkiyeti kişiye ait olan apartman dairesi
I bought a small condo in the city
Şehirde küçük bir daire satın aldım
daire
ortak kullanım alanlarına sahip bir binadaki özel konut
They bought a new condo downtown
Şehir merkezinde yeni bir daire satın aldılar
kat mülkiyetli daire
insanların içinde yaşaması için ayrı birimlere sahip olan bina
They bought a new condo in the city
Şehirde yeni bir kat mülkiyetli daire satın aldılar
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
yoo
Sahnedehayır demenin gündelik ve gayriresmî yolu
Naw, I don't want it
Yoo, onu istemiyorum
tap ayakkabısı
Sahnedetabanında metal plakalar olan özel dans ayakkabısı
She wears tap shoes
Tap ayakkabılarını giyiyor
uykusuz
Sahnedeuykuya ihtiyaç duyan
I am sleep deprived
Uykusuzum
uykusuz
yeterince uyuyamamış olma durumu
I feel very sleep deprived today
Bugün kendimi çok uykusuz hissediyorum
pantolon
Sahnedevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
küçük düşürmek
Sahnedebirinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
pantolon
bacakları örten bir giysi türü
I bought new blue pants
Yeni mavi bir pantolon aldım
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
kupa
Sahnedesıcak içecekler için kullanılan saplı büyük bardak
I drank coffee from a mug
Kahveyi bir kupadan içtim
gasp etmek
birine saldırarak eşyalarını çalmak
He was mugged in the park
Parkta gasp edildi
surat
bir kişinin yüzü için kullanılan gayriresmi kelime
Keep that ugly mug out of my sight
O çirkin suratını gözümün önünden çek
gasp etmek
birine saldırıp parasını veya eşyalarını zorla almak
He was mugged on his way home
Eve dönerken gasp edildi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
çok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
uğruna
Sahnedebir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
uğruna
bir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
yirmi beş
Sahnede24 ile 26 arasındaki sayı
I have twenty five dollars
Yirmi beş dolarım var
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
yatak odası
uyumak için kullanılan oda
I clean my bedroom every day
Her gün yatak odamı temizlerim