

Gilmore Girls — 5. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
781 kelime
Seviye
kılavuz
Sahnedetalimatlar veren kitap
Please read the manual
Lütfen kılavuzu okuyun
elle yapılan
makine yerine el gücüyle gerçekleştirilen
He does manual work
O elle yapılan işleri yapıyor
kılavuz
bir şeyi nasıl yapacağınızı anlatan kitap
Read the manual before using the device
Cihazı kullanmadan önce kılavuzu okuyun
korkarım ki
Sahnedekötü bir durum hakkında üzüntü veya endişe belirtmek
I am afraid I cannot go
Korkarım ki gidemem
korkmak
bir şeyden endişe veya korku duymak
I am afraid of dogs
Köpeklerden korkarım
biriyle çıkmak
Sahnedebiriyle romantik bir ilişki yaşamak
He is going out with Sarah
Sarah ile çıkıyor
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
bir
Sahnede1 sayısı
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
kızlar
Sahnedekız çocukları veya genç kadınlar
Those girls are students
O kızlar öğrencidir
kızlara özgü
kızlara has özellikler taşıyan
These toys are designed for girls
Bu oyuncaklar kızlara özgü
kız
çocuk yaştaki dişi birey
The girl is reading a book
Kız kitap okuyor
kız çocukları
henüz yetişkin olmayan dişi insanlar
There are many girls playing in the park
Parkta oynayan birçok kız çocuğu var
kızlar
genç kadınlar
The girls are going to school
Kızlar okula gidiyor
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
katalog
Sahnedesatışa sunulan ürünlerin bulunduğu kitap veya liste
I looked at the furniture catalogue to choose a chair
Bir sandalye seçmek için mobilya kataloğuna baktım
listelemek
öğeleri düzenli bir listeye eklemek
The library will catalogue all the new books
Kütüphane tüm yeni kitapları listeleyecek
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
denetlemek
Sahnedebir sürecin doğru yapıldığından emin olmak için izlemek
The teacher will supervise the experiment
Öğretmen deneyi denetleyecek
denetlemek
bir işi veya kişiyi kontrol altında tutup yönetmek
She supervises the team
Ekibi o denetliyor
gözetim
bir sürecin doğru yapıldığından emin olmak için yapılan izleme
The task requires close supervision
Görev yakından gözetim gerektirir
ahır
Sahnedeatların barındırıldığı bina
They keep the horses in the stables
Atları ahırda tutuyorlar
sanma
Sahnedebir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünme
zihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
sanmak
bir fikir veya görüşe sahip olmak
I am thinking he is tired
Onun yorgun olduğunu sanıyorum
düşünme
zihni kullanma eylemi
Deep thinking helps solve problems
Derin düşünme sorunları çözmeye yardımcı olur
kredi
Sahnedemezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
takdir
bir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
memnuniyetsizlik
Sahnedebir durumdan hoşnut olmama hissi
The customer expressed his dissatisfaction with the service
Müşteri hizmetten duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi
kadro
Sahnedebir işte kalıcı olarak çalışma hakkı
The professor finally received tenure
Profesör nihayet kadroya girdi
görev süresi
bir kimsenin bir görevde bulunduğu zaman dilimi
His tenure as manager lasted five years
Müdür olarak görev süresi beş yıl sürdü
meslektaş
Sahnedeaynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
bir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
üvey baba
Sahnedeannenizle evli olan ancak biyolojik babanız olmayan erkek
My stepfather is very kind
Üvey babam çok naziktir
üvey baba
ebeveyninizle evli olan ancak biyolojik babanız olmayan erkek
He is my stepfather
O benim üvey babam
üvey baba
annenizle evli olan ancak biyolojik babanız olmayan kişi
My stepfather is very kind
Üvey babam çok nazik biridir
üvey baba
annenizin evlendiği ancak biyolojik babanız olmayan erkek
My stepfather is a kind man
Üvey babam nazik bir adam
yön
Sahnedebir konunun veya durumun parçası olan özellik
We must examine every facet of this problem
Bu sorunun her yönünü incelemeliyiz
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
yıldönümü
Sahnedegeçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
yeni
Sahnedeson zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
gasp etmek
Sahnedebirine saldırıp parasını veya eşyalarını zorla almak
He was mugged on his way home
Eve dönerken gasp edildi
kupa
sıcak içecekler için kullanılan saplı büyük bardak
I drank coffee from a mug
Kahveyi bir kupadan içtim
gasp etmek
birine saldırarak eşyalarını çalmak
He was mugged in the park
Parkta gasp edildi
surat
bir kişinin yüzü için kullanılan gayriresmi kelime
Keep that ugly mug out of my sight
O çirkin suratını gözümün önünden çek
otuz
Sahnede30 sayısı
I am thirty years old
Otuz yaşındayım
otuz
yirmi dokuzdan sonra gelen sayı
I am thirty years old
Ben otuz yaşındayım
üç
Sahnede3 sayısı
I have three apples
Üç elmam var
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
kaza
Sahnedehasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
beklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
Sahnedebir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
temizlik hizmetleri
Sahnedebinaların temizliği ile ilgili olan
He provides janitorial services
Temizlik hizmetleri sağlıyor
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
göz gezdirmek
Sahnedehızlıca okumak veya aramak
I looked through the reports
Raporlara göz gezdirdim
taciz
Sahnedegenellikle cinsel veya rahatsız edici nitelikte saldırgan baskı veya sindirme
She reported the harassment to her boss
Tacizi patronuna bildirdi
taciz
birini rahatsız eden veya üzen davranış
The company prohibits harassment
Şirket tacizi yasaklıyor
ironik bir şekilde
Sahnedebeklenenin veya amaçlananın tam tersi bir biçimde
Ironically it rained on our wedding day
Ironik bir şekilde düğün günümüzde yağmur yağdı
ironik bir şekilde
beklenenin aksine bir şekilde
Ironically, the fire station burned down
İronik bir şekilde itfaiye istasyonu yandı
hissiz
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissedemeyen
He remained insensate to the suffering around him
Çevresindeki acılara karşı hissiz kaldı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
zamanlama
Sahnedebir şeyin meydana geldiği an
The timing of the rain was terrible
Yağmurun zamanlaması korkunçtu
zamanlama
Sahnedebir şeyin ne zaman yapılacağının seçimi
Success depends on timing
Başarı zamanlamaya bağlıdır
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
aynı evi paylaşmak
Sahnedebaşka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
zorunda
bir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
harika
Sahnedeçok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
çok
büyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
istifa etmek
Sahnedebir işten veya görevden ayrılmak
He decided to resign from his job
İşinden istifa etmeye karar verdi
kabullenmek
değiştirilemeyecek tatsız bir durumu kabul etmek
He resigned himself to his failure
Başarısızlığını kabullendi
zapt etmek
Sahnedebirinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
alıkoymak
Sahnedebirini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
saklamak
bir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
kıkırdamak
Sahnedehafif ve tekrarlayan bir gülme sesi çıkarmak
The children started to giggle
Çocuklar kıkırdamaya başladı
kıkırdamak
sessizce ve kesik kesik gülmek
She started to giggle at the joke
Şakaya kıkırdamaya başladı
kıkırtı
sessiz ve hafif gülme sesi
I heard a small giggle from the room
Odadan hafif bir kıkırtı duydum
bozmak
Sahnedebir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yararlanmak
Sahnedebir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
gazetecilikle ilgili
Sahnedehaber raporlamasıyla ilgili
She has great journalistic skills
Onun harika gazetecilik becerileri var
yattı
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He finally got laid
Sonunda biriyle yattı
koydu
bir şeyi bir yere yerleştirmek
He laid the book on the table
Kitabı masanın üzerine koydu
sunmak
bir şeyi görmeleri veya değerlendirmeleri için birine göstermek
He laid his plans before the committee
O planlarını komitenin önüne sundu
sofra kurmak
yemek için masayı tabak ve çatallarla hazırlamak
She laid the table for dinner
Akşam yemeği için sofrayı kurdu
küllük
Sahnedesigara külü ve izmaritleri için kullanılan küçük kap
Put the cigarette in the ashtray
Sigarayı küllüğe koy
gizlice
Sahnedebaşkalarından saklı olarak
They met clandestinely in the park
Parkta gizlice buluştular
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
arada sırada
Sahnedezaman zaman veya ara sıra
I visit my friend every once in a while
Arada sırada arkadaşımı ziyaret ederim
istemeden duymak
Sahnedebir şeyi kasten olmayarak işitmek
I overheard them talking in the hall
Koridorda konuştuklarını istemeden duydum
kulak misafiri olmak
konuşan kişinin haberi olmadan duymak
I overheard their conversation
Konuşmalarına kulak misafiri oldum
kulak misafiri olmak
bir konuşmayı amaçlamadan işitmek
I overheard their private conversation
Onların özel konuşmasına kulak misafiri oldum
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
anıt mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü büyük bina
The mausoleum is very old
Anıt mezar çok eski
buz dağı
Sahnededenizde yüzen büyük buz kütlesi
A large berg floated in the ocean
Okyanusta büyük bir buz dağı yüzüyordu
büyüleyici
Sahnedehoş veya çekici olma özelliği
He has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
çekici
birlikte vakit geçirmesi hoş olan kişi
He is a very charming person
O çok çekici bir insan
büyüleyici
insanları memnun edecek kadar hoş ve alımlı olan
The village has a charming atmosphere
Köyün büyüleyici bir atmosferi var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
Sandwich
İngiltere veya Amerika da bulunan bir yerleşim yeri adı
Sandwich is a town
Sandwich bir kasabadır
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
adet
Sahnedebelirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
pilates
Sahnedevücut için bir fiziksel egzersiz türü
I do pilates every morning
Her sabah pilates yapıyorum
hoparlör
Sahnedesesin dışarıya verildiği telefon özelliği
Put the call on speakerphone
Aramayı hoparlöre al
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
sıradaki
Sahnedemevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
internette gezinmek
Sahnedeinternette bilgiye bakmak veya sayfalar arasında dolaşmak
I like to surf the internet at night
Geceleri internette gezinmeyi severim
sörf yapmak
bir tahta yardımıyla dalgaların üzerinde kaymak
He loves to surf
O sörf yapmayı seviyor
dalga köpüğü
kıyıya çarpan dalgaların oluşturduğu beyaz köpük
We watched the surf hitting the rocks
Kayalara çarpan dalga köpüklerini izledik
manikoti
Sahnedepeynirle doldurulmuş büyük tüp şeklindeki bir makarna çeşidi
I love eating baked manicotti
Fırında pişmiş manikoti yemeyi seviyorum