

Gilmore Girls — 5. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
657 kelime
Seviye
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
Sahnedebir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
ekmek
Sahnedebir randevuyu veya etkinliği iptal etmek
She blew off the meeting
Toplantıyı ekti
görmezden gelmek
birini görmezden gelmek veya ondan kaçınmak
He blew off his friend
Arkadaşını görmezden geldi
boşlamak
yapılması gereken bir şeyi yapmamak
I blew off my homework
Ödevimi boşladım
stres atmak
stres veya gerginliği gidermek
He needs to blow off some steam
Biraz stres atması gerekiyor
uçup gitmek
şiddetli bir etkiyle yerinden çıkıp savrulmak
The hat blew off in the wind
Şapka rüzgarda uçup gitti
ihmal etmek
yapılması beklenen bir görevi yerine getirmemek
She decided to blow off her responsibilities
Sorumluluklarını ihmal etmeye karar verdi
ekmek
planlanan bir buluşmaya veya işe gitmemek
He blew off our meeting
Buluşmamızı ekti
başarısız olmak
bir şeyi çok kötü yapmak veya başaramamak
He blew off his presentation
Sunumunda başarısız oldu
uçurmak
patlama sonucu bir şeyin yerinden kopması
The explosion blew off the door
Patlama kapıyı uçurdu
uçurmak
rüzgarın bir şeyi yerinden çıkarması
The wind blew off my hat
Rüzgar şapkamı uçurdu
stres atmak
birikmiş öfke veya gerginliği boşaltmak
I exercise to blow off steam
Stres atmak için egzersiz yapıyorum
başkası tarafından reddedilme
birini reddetme veya görmezden gelme eylemi
Her boyfriend gave her the cold blow-off
Erkek arkadaşı onu soğuk bir şekilde reddetti
soğutulmuş
Sahnedeçok soğuk hale getirilmiş
The juice is best served chilled
Meyve suyu en iyi soğutulmuş olarak servis edilir
kuzenler
Sahnedehala teyze amca veya dayının çocuğu
I have two cousins
İki kuzenim var
restoran zinciri
gündelik yemek sunan bir restoran markası
We ate lunch at Cousins
Öğle yemeğini Cousins'da yedik
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat
eğlenceli
Sahnedebirini keyiflendiren veya ilgili tutan
The movie was very entertaining
Film çok eğlenceliydi
eğlenceli
birini mutlu veya ilgili tutan
The movie was very entertaining
Film çok eğlenceliydi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
çocukça
Sahnedeçocuk gibi davranan veya olgunlaşmamış
Stop being so childish
Bu kadar çocukça davranmayı bırak
pantolon
Sahnedevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
pantolon
bacakları örten bir giysi türü
I bought new blue pants
Yeni mavi bir pantolon aldım
katalog
Sahnedesatışa sunulan ürünlerin bulunduğu kitap veya liste
I looked at the furniture catalogue to choose a chair
Bir sandalye seçmek için mobilya kataloğuna baktım
listelemek
öğeleri düzenli bir listeye eklemek
The library will catalogue all the new books
Kütüphane tüm yeni kitapları listeleyecek
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
otopark
Sahnedearaçların park edilebileceği alan
The parking lot is full
Otopark dolu
otopark
araçların kullanılmadığı zamanlarda bırakıldığı alan
I parked my car in the parking lot
Arabamı otoparka park ettim
otopark
araçların bırakıldığı alan
The parking lot is full
Otopark tamamen dolu
otopark
araçların park edildiği alan
The car is in the parking lot
Araba otoparkta
park yeri
taşıtların bırakıldığı bölge
We found a parking lot for our van
Minibüsümüz için bir park yeri bulduk
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
oluşturmak
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
şekil
bir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
fiziksel veya zihinsel olarak iyi olma durumu
The athlete is in excellent form
Sporcu mükemmel bir formda
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
yastık
Sahnedeyatakta başın altına konulan yumuşak nesne
I need a soft pillow
Yumuşak bir yastığa ihtiyacım var
natürmort
Sahnedehareket etmeyen nesnelerin resmedildiği sanat türü
She painted a still life of fruit
Meyvelerin olduğu bir natürmort yaptı
mahvetmek
Sahnedebir şeyi ağır şekilde hasara uğratmak veya yok etmek
The accident wrecked the car
Kaza arabayı mahvetti
enkaz
ağır hasar görmüş araç veya yapı
The car was a total wreck
Araba tamamen enkaz haline geldi
enkaz
ağır hasar görmüş araç veya yapı
The ship was a total wreck
Gemi tam bir enkazdı
perişan
çok üzgün veya kötü durumda olan kişi
He was a nervous wreck after the exam
Sınavdan sonra sinirleri perişandı
on dört
Sahnede14 sayısı
I have fourteen apples
On dört elmam var
ayrılmak
Sahnederomantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
rol yapmak
Sahnedegerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
mış gibi yapmak
bir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You look fabulous today
Bugün muhteşem görünüyorsun
muhteşem
çok iyi veya güzel olan
You look absolutely fabulous today
Bugün kesinlikle muhteşem görünüyorsun
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
küçücük
Sahnedeçok küçük veya önemsiz
He lives in a dinky apartment
O küçücük bir dairede yaşıyor
yenileme
Sahnedebir şeyi tekrar yeni hale getirme
The contract renewal is necessary
Sözleşmenin yenilenmesi gerekiyor
klozet
Sahnedetuvalet ihtiyacını gidermek için kullanılan seramikten yapılmış sabit tesisat
Clean the toilet bowl daily
Klozeti her gün temizle
klozet çanağı
klozeti oluşturan hazne kısmı
He scrubbed the inside of the toilet bowl
Klozet çanağının içini fırçaladı
tatlım
Sahnedesevilen birine seslenirken kullanılan sevimli bir kelime
You are my tootsie
Sen benim tatlımsın
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
gardenya
Sahnedebeyaz ve hoş kokulu bir çiçek
She planted a gardenia in her backyard
Bahçesine bir gardenya dikti
erkeksilik
Sahnedeerkek olmanın özellikleri
He defines masculinity in his own way
Erkeksiliği kendi tarzında tanımlıyor
kader
Sahnedegelecekte olması beklenen olaylar
It was fate that we met
Tanışmamız kaderdi
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
Sahnedeyüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
yemek kısmı
Sahnedeservis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
malzeme
Sahnedebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
stok
kullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
tamamlamak
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek için ona uyum sağlamak
This wine complements the meal perfectly
Bu şarap yemeği mükemmel bir şekilde tamamlıyor
kadro
bir takımı doldurmak için gereken kişi sayısı
We need a full complement of staff
Tam bir kadroya ihtiyacımız var
sıradışı ve eğlenceli
Sahnedeeğlenceli veya şakacı bir şekilde alışılmadık
She has a whimsical sense of humor
Onun tuhaf ve eğlenceli bir mizah anlayışı var
karıştırmak
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
Can you take a look at this
Buna bir bakabilir misin
göz atmak
bir şeye bakmak
Can you take a look at this
Şuna bir göz atabilir misin
çabucak hazırlamak
Sahnedebir şeyi hızlıca hazırlamak
I can whip up a quick snack
Çabucak bir atıştırmalık hazırlayabilirim
çabucak hazırlamak
yemeği hızlıca hazırlamak
I can whip up a quick dinner
Hızlıca bir akşam yemeği hazırlayabilirim
hızlıca hazırlamak
bir şeyi çabucak yapmak veya hazırlamak
I can whip up a quick meal
Hızlıca bir yemek hazırlayabilirim
balıkçı
Sahnedebalık tutan kişi
The fisherman is by the lake
Balıkçı gölün kenarında
balıkçı
balık yakalayan kimse
He is a good fisherman
O, iyi bir balıkçıdır
balıkçı
mesleği balıkçılık olan kişi
The fisherman goes to sea every day
Balıkçı her gün denize açılır
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
kan dolaşımı
Sahnedekanın vücuttaki hareketi
Exercise improves blood circulation
Egzersiz kan dolaşımını iyileştirir
dolaşım
bir şeyin çok sayıda kişiye ulaştırılması
The magazine has a wide circulation
Derginin geniş bir dolaşımı var
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
oturma
Sahnedeoturma eylemi
Seating the guests took a long time.
Misafirleri oturtmak uzun sürdü.
yerleştirme
birine oturacağı yeri gösterme
The seating began at noon
Yerleştirme öğlen başladı
oturma yeri
oturmak için ayrılmış yer
The restaurant has limited seating
Restoranda sınırlı oturma yeri var
oturma düzeni
koltukların veya sandalyelerin yerleştirilme biçimi
The wedding has a formal seating arrangement
Düğünün resmi bir oturma düzeni var
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
salata
Sahnedeçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
seçilmiş
Sahnedebir grup içinden ayıklanmış veya tercih edilmiş
He was the chosen candidate for the job
İş için seçilen aday oydu
gelinle ilgili
Sahnedegelinle veya düğünle ilgili olan
She is wearing a bridal gown
O bir gelinlik giyiyor
ezmek
Sahnedeyumuşak bir kütle haline getirmek için bastırmak
Mash the potatoes
Patatesleri ez
püre
Sahnedeezilerek elde edilen yumuşak karışım
She served a tasty vegetable mash
Lezzetli bir sebze püresi servis etti
boyut
Sahnedebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
boyut
Sahnedebir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğu
What is the size of this box
Bu kutunun boyutu nedir
ölçmek
bir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğunu belirlemek
The worker sized the material
İşçi malzemeyi ölçtü
büyüklük
bir nesnenin hacim olarak durumu
They are similar in size
Büyüklük olarak benzerler
kız arkadaş
Sahnedebir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
sevgili
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
yazdı
Sahnedebir metni oluşturmak
She wrote a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup yazdı
sarhoş
Sahnedealkolün etkisi altında olan
He made a drunken phone call
Sarhoş bir telefon araması yaptı
bitirmek
Sahnedebir işle uğraşmayı bırakmak
I have finished with the project
Projeyle işim bitti
bitirmek
bir kişi veya bir şeyle olan işini veya ilişkisini sona erdirmek
I am finished with this book
Bu kitabı bitirdim
kullanmayı bırakmak
bir şeyi kullanmayı durdurmak
Are you finished with the book
Kitapla işin bitti mi
ilişkisini kesmek
biriyle bağlantıyı sonlandırmak
He finished with his partner
Partneriyle ilişkisini kesti
kullanımı sona erdirmek
bir şeyi kullanmayı bitirmek
I am finished with the scissors
Makasla işim bitti
son vermek
bir şeyi nihayete erdirmek
We will finish with a dance
Bir dansla bitireceğiz
bırakmak
bir şeyi daha fazla kullanmamak
I finished with that old toy
O eski oyuncakla oynamayı bıraktım
ile işini bitirmek
bir şeyle olan ilişkinizi sonlandırmak
I have finished with this book
Bu kitapla işimi bitirdim
ayrılmak
biriyle romantik ilişkiyi sonlandırmak
She decided to finish with him
Onunla ayrılmaya karar verdi
Cop Rock
Sahnede1990 yapımı Amerikan müzikal polis drama dizisi
Cop Rock was a musical television show
Cop Rock bir müzikal televizyon dizisiydi
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor