

Gilmore Girls — 5. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
827 kelime
Seviye
verimli
Sahnedeçok sayıda ürün, yavru veya bebek verebilen
The soil here is very fertile
Buradaki toprak çok verimli
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
eşik
Sahnedebir şeyin değişmek üzere olduğu nokta
We are on the cusp of a new era
Yeni bir çağın eşiğindeyiz
uzaktan
Sahnedeyakın veya doğrudan olmayan bir şekilde
They are distantly related to each other
Birbirlerine uzaktan akrabalar
irtibat kurmak
Sahnedebir şeyi düzenlemek için başkalarıyla çalışmak veya konuşmak
I need to liaise with the marketing team
Pazarlama ekibi ile irtibat kurmam gerekiyor
iletişim kurmak
başkalarıyla birlikte çalışmak ve bilgi alışverişinde bulunmak
I will liaise with the marketing department
Pazarlama departmanı ile iletişim kuracağım
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
plak
Sahnedemüzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
sergilenmek
Sahnedeinsanların görmesi için bir yerde sunulmak
These items are displayed on the shelf
Bu eşyalar rafta sergileniyor
gururlu
Sahnedekendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
hazır
Sahnedekullanıma hazır hale getirilmiş
All the plans are in place
Tüm planlar hazır
yerinde
hareket etmeden olduğu yerde duran
He ran in place for ten minutes
On dakika boyunca olduğu yerde koştu
tanım
Sahnedebir kelimenin ne anlama geldiğinin açıklaması
What is the definition of this word?
Bu kelimenin tanımı nedir?
belirginlik
kasların görünür şekli ve yapısı
He has great muscle definition
Kasları çok belirgin
tanım
bir kelimenin veya şeyin ne anlama geldiğinin açıklaması
I need the definition of this word
Bu kelimenin tanımına ihtiyacım var
sağlamak
Sahnedebir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
yumuşak
Sahnedesakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
nazik
kaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
böbrek
Sahnedekanı süzmeye yarayan organ
The kidney filters blood
Böbrek kanı süzer
bir yerde yaşamak
Sahnedebelirli bir yerleşkede veya alanda ikamet etmek
Students live on campus
Öğrenciler kampüste yaşıyor
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
geçinmek
hayatta kalmak için belirli bir yiyecek veya para miktarıyla yaşamak
They live on bread and water
Onlar ekmek ve suyla geçiniyorlar
canlı yayın
internet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
varlığını sürdürmek
yok olmadan var olmaya devam etmek
The story will live on
Hikaye sonsuza dek yaşayacak
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
seçici
Sahnedefazla titiz veya seçici olan
He is very picky about food
Yemek konusunda çok seçicidir
yanında
Sahnedebiriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
çilli
Sahnedeyüzünde küçük kahverengi lekeler olan
The freckle-faced girl smiled at me
Çilli kız bana gülümsedi
benekli
Sahnedeyüzünde küçük kahverengi izler bulunan
That freckle-faced man looks very kind
O benekli yüzlü adam çok nazik görünüyor
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
zarf
Sahnedefiilleri niteleyen kelime
He speaks loudly
O yüksek sesle konuşuyor
kendi adına konuşmak
Sahnedebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
limerick
Sahnedebeş dizeden oluşan kısa ve mizahi şiir
He wrote a funny limerick
Komik bir limerick yazdı
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
yeni
Sahnedeson zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
Sahnedebir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
rol model
Sahnedebaşkalarının davranışlarını örnek aldığı kişi
She is a great role model for young girls
O genç kızlar için harika bir rol model
servis
Sahnedeyiyecek veya içecek sunma
They are serving the meal now
Şu anda yemeği servis ediyorlar
porsiyon
tek bir kişiye verilen yiyecek miktarı
One serving of cake is not enough
Bir porsiyon kek yeterli değil
hizmet etme
bir görevde veya rolde bulunma
She is serving in the army
O orduda hizmet ediyor
tava
Sahnedeyiyecekleri kızartmak veya pişirmek için kullanılan metal mutfak gereci
Put the eggs in the frying pan
Yumurtaları tavaya koy
tava
yemek kızartmak için kullanılan düz metal kap
I need a frying pan for the eggs
Yumurtalar için bir tavaya ihtiyacım var
tutkulu
Sahnedeçok yoğun ve ateşli
The romance between them became hot and heavy
Aralarındaki aşk çok tutkulu bir hale geldi
artık
Sahnedekullanıldıktan veya tüketildikten sonra geri kalan
We ate leftover pizza for lunch
Öğle yemeğinde artan pizzayı yedik
yemek artığı
bir öğünden sonra geriye kalan yiyecek
I ate the leftovers for lunch
Öğle yemeği için artan yemekleri yedim
açmak
Sahnedebir cihazı veya makineyi çalıştırmaya başlamak
He is turning on the light
O ışığı açıyor
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı gelmeye başlamak
He is turning on his team
O takımına sırt çeviriyor
isimler
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelimeler
Write your names here
İsimlerinizi buraya yazın
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
Can you name all the countries
Tüm ülkeleri adlandırabilir misin
isim
bir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
My name is Ali
Benim ismim Ali
ad
bir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
She has a beautiful name
Onun güzel bir adı var
isimler
insanları tanımlamak için kullanılan kelimeler
What are their names
Onların isimleri neler
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
ayıklamak
Sahnedebir şeyi düzenlemek veya gruplara ayırmak için incelemek
I need to sort through these papers
Bu kağıtları ayıklamam gerekiyor
sadık kalmak
Sahnedebirine özellikle zor zamanlarda destek olmak ve sadık kalmak
I will always stick by you
Sana her zaman sadık kalacağım
merak uyandıran final
Sahnedehikayenin devamını merak ettiren bitiş
The episode ended on a cliffhanger
Bölüm merak uyandıran bir finalle bitti
keçiboynuzu
Sahnedeçikolata yerine kullanılan tatlı ve kahverengi toz
I use carob instead of chocolate
Çikolata yerine keçiboynuzu kullanıyorum
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
partiler
Sahnedeinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
grup
birlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
bar bar gezmek
Sahnedeeğlenmek için bir mekandan diğerine geçmek
We want to club-hop tonight
Bu gece bar bar gezmek istiyoruz
gece kulüplerini dolaşmak
bir gecede birden fazla gece kulübünü ziyaret etmek
They enjoy club-hopping to hear different music
Farklı müzikleri dinlemek için gece kulüplerini dolaşmaktan hoşlanırlar
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
sunum
Sahnedebir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
takdim
birine hediye verme eylemi
The presentation of the gift was touching
Hediyenin takdimi çok duygusaldı
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
tuhaf
alışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
davranış
bir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
göz atmak
Sahnedehızlıca ve gizlice bakmak
I took a peek at the gift
Hediyeye hızlıca bir göz attım
dikizlemek
gizlice bakmak
Do not peek through the window
Pencereden dikizleme
gizlice bakmak
belli etmeden hızlıca bakmak
She peeked at the answer
Cevaba gizlice baktı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
takdir
Sahnedene söyleneceğine veya yapılacağına dikkatli karar verme yetisi
Please use your discretion in this matter
Bu konuda lütfen takdir yetkini kullan
inkar
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kabul etmeme durumu
He lives in denial about his problem
O problemi konusunda inkar içinde
reddetme
bir şeyi kabul etmeme veya hayır deme eylemi
His denial of the request was surprising
Talebi reddetmesi şaşırtıcıydı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden başka bir yere ayrılmak
Please go away now
Lütfen şimdi git
haricinde
Sahnedebir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
hayran bırakmak
Sahnedebirini çok etkilemek
Her singing blew me away
Şarkı söyleyişi beni hayran bıraktı
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance blew me away
Performansı beni hayran bıraktı
şaşkına çevirmek
birini büyük bir şaşkınlığa uğratmak
The sudden news blew everyone away
Ani haber herkesi şaşkına çevirdi
uçup gitmek
rüzgarın etkisiyle savrulmak
The paper blew away in the wind
Kağıt rüzgarda uçup gitti
etkilemek
birini büyük hayranlık içinde bırakmak
The performance will blow you away
Performans seni çok etkileyecek
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
başlatma
Sahnedebir şeyi başlatma eylemi
The opening of the engine takes some effort
Motoru başlatma biraz çaba gerektiriyor
açıklık
girilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
açılış
bir halka açık yerin veya etkinliğin insanlara ilk kez sunulduğu zaman
The grand opening of the new park is tomorrow
Yeni parkın büyük açılışı yarın
iş imkanı
doldurulmaya hazır boş pozisyon
There is an opening for a manager at the firm
Firmada bir müdür iş imkanı var
fırsat
bir şey yapma şansı
This job opening is a great chance for you
Bu iş fırsatı senin için harika bir şans
başlangıç
bir şeyin ortaya çıkışı veya başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin başlangıcı harikaydı
açılış
bir şeyin başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin açılışı harikaydı
el kaldırarak oylama
Sahnedeeller kaldırılarak yapılan oylama
Let's take a show of hands
Hadi el kaldırarak oylama yapalım
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
kooperatif
kullanan kişiler tarafından işletilen kurum
They joined a food co op
Bir gıda kooperatifine katıldılar
kooperatif
üyeleri tarafından sahip olunan ve işletilen kuruluş
They buy their groceries at the local co op
Market alışverişlerini yerel kooperatiften yapıyorlar
konut kooperatifi
sakinlerin mülkü olan şirkette hisse sahibi olduğu bina modeli
They bought an apartment in a co op
Bir konut kooperatifinden daire satın aldılar
kooperatif
sakinlerin binadaki hisselere sahip olduğu bir konut kuruluşu
The co op met to discuss building repairs
Kooperatif bina onarımlarını görüşmek için toplandı
kooperatif
sakinlerinin mülkiyeti elinde bulunduran şirkette hisse sahibi olduğu bina
They bought an apartment in a co-op
Bir kooperatiften daire satın aldılar
kooperatif
üyelerine ürün satan ortaklaşa sahip olunan işletme
We buy fresh food at the local co-op
Taze yiyecekleri yerel kooperatiften alıyoruz
gezi rehberi
Sahnedeziyaretçiler için bir yer hakkında bilgi veren kitap
I bought a guidebook for my trip to Rome
Roma gezim için bir gezi rehberi aldım
ısrarla istemek
Sahnedebir şeyi yüksek sesle ve durmadan talep etmek
Crowds clamoured for his release
Kalabalık onun serbest bırakılmasını ısrarla talep etti
yaygara koparmak
çok yüksek ve karışık gürültü çıkarmak
The protesters clamoured in the street
Protestocular sokakta yaygara kopardı
fiyasko
Sahnedetam bir başarısızlık veya felaket
The party was a complete fiasco
Parti tam bir fiyaskoydu
çizim oyuncağı
Sahnedeekranı ve iki düğmesi olan bir oyuncak
I played with an Etch A Sketch
Bir Etch A Sketch ile oynadım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
dondurucu
Sahnedeaşırı derecede soğuk
It is freezing outside
Dışarısı dondurucu
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var